Katolisizm ve Vatikan II. Bölüm

I. Bölüm Vatikan'da Devlet Sembolleri

A) Vatikan Bayrağı

Tarihçesi Kardinal Gatoffi tarafından 1825'de Kilise devletlerine uyarlanan motife dayanan Vatikan bayrağı, bu kompozisyonunu günümüze kadar muhafaza eden bir kimlik sergilemiştir. Bayrak ikiye bölünmüş dikey ikş parçanın, bayrak gönderi tarafında bulunan sarı band ve diğer yarısını oluşturan beyaz bandın üzerindeki, altın sarısı ve kırmızı şeritlerle süslü papalık tacı motiflerinden oluşur. Beyaz ve Sarı renkler 1808 yılından itibaren papalık güvenlik kuvvetlerinin kokardını oluşturan renklerdir.

B) Papalık Sembolleri

Papalık sembollerinin kökeni, Ortaçağ’a dayanmaktadır. Bu bakımdan sözkonusu semboller, Papalığın dini gücünün yanında dünyevi otoritesini de yansıtmaktadır. Bunlardan en önemlisi papaların göreve başlama ve taç giyme seromoinisidir. İlk taç giyme töreni 1059 yılındadır. Bu gelenek, yakın zamana, I. Jean-Paul (John Paul)'e kadar devam etmiştir. Göreve başlamalarından, cenaze törenine kadar, papalarla ilgili tüm törenler ve papanın kullandığı aksesuarlar, monarşik sembollerle doludur. Papalık sembolleri, kıyafetler ve amblemler olarak iki kısma ayrılmaktadır. Bunlar hakkında kısaca şu bilgiler verilebilir:

a) Papalık Arması:

İki anahtar ve üç katlı taçtan oluşur. Bunun dışında her papanın, tıpkı isim seçtiği gibi, kendisine bir amblem seçme geleneği vardır. Amblemlerde taç ve anahtarlar standarttır; bunun dışında birkaç figür ve renk papaların tercihine göre değişmektedir. Resimdeki Arma Papa XIII. Innocent'e aittir.

b) Papalık Tacı:

Papalığın merkezi sembollerinden biridir. Üç katlı taç, Triegnum ve Tiera adıyla bilinmektedir. Sembol olarak bu üç katlı tacı kullansalar da günümüzde papaların başında gördüğümüz taç değil mitre denen piskopos başlığıdır. 

c) Anahtar:

Papalık tacıyla birlikte en önemli semboldür.  İsa'nın Petrus'a verdiği yetkiyi sembolize etmektedir. Bu yetkinin Petrus'tan papalara geçtiği kabul edildiğinden, anahtar Petrus'un halefi olmanın göstergesidir. Çoğunlukla iki anahtar şeklinde çizilmesiyse dünyevi ve dini otriteyi işaret eder.

d) Papalık Haçı:

Papalık Haç'ı olarak bilinen bir Haç şekli vardır. Bu Haçın yukarı doğru daralan, enine üç kolu bulunur.

e) Balıkçı Yüzüğü:

Yine Petrus'a atfen kullanılan bir semboldür. Petrus'un mesleği balıkçılık olduğundan, halefleri de balıkçı yüzüğü takarlar. Bu yüzük, ancak öldükten sonra papanın parmağından çıkarılır.

f) Croizer:

Papaların ellerinde taşıdıkları asadır. 

g) Pallium:

Üzerinde Haçlar bulunan bir şerittir. Papalar omuzlarından aşağı sarkacak bicimde elbiselerinin üzerinde taşırlar. Episkopal gücü sembolize eden Pallium'un St. Peter'in sunağından alınıp papa seçilen kişilerin üzerine konması gelenektir.

h) Fanon:

Papa'nın sadece Papalık Komisyonunda giydiği özel bir kıyafettir. Omuzlara atılan iki paçalı bir pelerin şeklindedir. Bir diğer şekli cape adı verilen ve papanın özellikle önemli törenlerde ve dış ziyaretlerde giydiği kırmızı pelerindir. 

i) Umbracullum:

Şemsiye biçiminde bir semboldür. Papalığın gücünü ve evrenselliğini simgelemektedir. 

k) Sedia Gastatoria:

Papalık taht-ı revanıdır. I. Jean-Paul'e kadar kullanılmışsa da artık görünmemektedir.

C) Papalık Marşı

Unvanı ile ilgili, milli marş teriminin isabetli olmayacağını ifade eden Vatikan Devleti için, bu düzeyi temsil eden müzikal bir temanın ancak papalık marşı ismiyle anılabileceği belirtilmektedir.

Papalığa ait ilk marş, Papa IV. Pie iktidarı dönemine rastlar, hazırlanması 1857 yılına isabet eder. Musica Festiva adlı, bir güfte taşımayan enstrümental bu marş, Avusturyalı besteci Hallmayr'a aittir. ''Sekerek Yürüten Hafifi Ritim'' özelliğinde basit bir yapı sergileyen marş, Papa XII. Pie'nin, kutsal 1950 yılı ve Papalık marşının kendi döneminde oluştuğu IX. Pie'nin 50. yıldönümü anısına, yeni bir marş arayışı sonucu, talimatıyla Charles Gounod tarafından bestelenen ve Marche Sacerdotale (Papalık Marşı) adlıyla gerçekleşen müzikal bir eserdir. Sözlerinin Salvatore Allegra tarafından yazılıp, orkestra ve koroya uyarlanması Alberice Vitalini imzası taşıyan marşın Latince son versiyonu 1992 yılında Rafaello Lavagna'ya aittir. Kamuoyuna mal olmuş son şekliyse Ekim 1993 yılında Papa II. Jean-Paul'ün papalık makamına gelmesinin 15. yıldönümü anısı vesilesiyle olmuştur. 

II. Bölüm Vatikan'da Medya İletişim

Vatikan'da iletişim ağı, yazılı, sesli ve görüntülü tekniklerde faaliyet gösterip, Papalık ve Vatikan'la ilgili haberleri tüm dünyaya, özellikle de Katolik alemine uşalmasını temin eden kapalı bir medya unsurudur. Vatikan'ın dünyaya iletişimini sağlayan bu dokuz ayrı iletişim birimi şu adlar altında işlev görmektedir: 

A) Vatikan Radyosu: 1909 yılında İtalyan bilimci Guglielmo Marconi ve Papa XI. Pie'nin ortak fikri olup, Lateran antlaşmasının ilgili kararlarından birinin Vatikan'ca desteklenmesiyle oluşmuş papalık aksiyonudur. Stüdyolarının açılışı anılan Papa ile yapılmıştır ve ilk yayını 12 Şubat 1931'de gerçekleşmiştir. 1936'da radyonun Uluslararası Yayın Birliğince onaylanan yeteriliğinden sonra birçok ülkeye yayın hakkı verilmesi konusunda görüş birliğine varılmıştır.

Roma'ya 20 km mesafede Saint Agne şatosu karşısında ormanlık bir alandan, Çince'den Rusça'ya kadar geniş bir dil hacmiyle yayın yapan radyo, esperanto dil grubunda yılda 7-8 milyon dinleyiciye 15 bin saat yayın yapmaktadır. 1 Ocak1993'ten bu yana kapsamına aldığı Eutelsat II-FL kanalının, dolaylı sistemiyle tüm Avrupa'ya ve Afrika'da Çad'a kadar olan bölgeye uydu yayın ulaştırmaktadır.

Yayın yaptığı dil sayısı hakkında kaynakların değişik rakamlar verdiği Radyo'nun ağırlığında doğal olarak dini yayınlar esas olmakla birlikte diğer aktuel haber ve yayınlarda yer almaktadır. Katolik doktriner yapı, maneviyat, ahlak ve ayinlerle ilgili programlar, Vatikan'dan haberler, temel yayın akışını belirleyen çerçevedir. Radyo'nun hukuki yönetimi Papa'ya bağlı ve Devlet Sekreterinin direktifi altındadır. Radyo idaresine hakim gurp Cizvit (Jesuite) mezhebi ağırlıklıdır. Finansa kaynakları papaya bağlı vakıfların yıllık gelir ve Hıristiyanların bağışlarından ibarettir. Radyo çalışanları Katolik Kilisesini temsil eder. Esas olmak üzere 55 farklı ulustan 355 laik, 52 rahip ve 13 rahibeden oluşan bir kadro teşkil etmektedir. 

B) Vatikan Günlük Gazetesi

Papalığın günlük yayın organı olan Osservatore Romano gazetesi yayın hayatına 1861 yılında başlamıştır. Günlük yayın dili İtalyanca olan gazete haftalık periyodunda İngilizce, Fransızca, İpanyolca, Almanca, İtalyanca ve Portekizce dillerde yayımlanır; ayrıca ayda bir Polonyaca çıkar.

Gazete'deki resmi hüviyetli yazılar, sadece haberlerimiz adlı bir köşede yayımlanmaktadır. Devlet Sekreterliği tarafından hazırlanan bu köşe, kongre lsiteleri, papalık atamaları, papa ve vatikan'la ilgili haberler verir. Ayrıca Katolik kilisesiyle alakalı milli, bölgesel, kültürel ve uluslararası haberler de Gazete'de yer almaktadır. 

Observatore Romano, günlük 12 bin, haftalık 50 bin aylık 40 bin adet basılmaktadır. Gazete bünyesindeki 10 sayfalık özel bir bölümüyle papalığın günümüzdeki ve tarihi çevresini araştıran bilimciler için yeri doldurulamaz bir kaynak teşkil etmektedir.

C) Papalık Yıllığı

Modernizm karşıtı kimliğiyle tanınan Papa IX. Pie (1846-1878) döneminden itibaren yıllık olarak yayınlanmaya başlanan Papalık Yıılığı, Papalık senatosu ve diğer servislerin hizmet ve aktiviteleri, tüm dünyanın rahip listeleriyle ilgili haberleri veren medya birimidir. Papalık yıllığı Devlet Sekreterliğinin hizmet servislerinden biri olan Klise Merkez İstatistik Bürosunca yayına hazırlanır.

D) Diğer basın yayın organları

Vatikan'da öncelikli ve etkin, zikredilen bu medya-yayın organlarından başka, iletişimi sağlayan diğer birimler şu isimler altında faaliyet gösterir:

1) Vatikan televizyonu: Vatikan'da televizyon fikri, papalığın 1977 yılında katıldığı Cenevre Konferansı kararlarından biri olarak yansımış, Papa II. Jean-Paul'ün talimatıyla 22 Ekim 1983'te kurulmuştur. Televizyon, Akdeniz havzası ve Afrika'nın bir bölümünü yayın alanı içinde bulunduran medya ünitesidir. 

2) Kilise istatistik yıllığı: Kilise İstatistik Merkez Bürosu tarafından değişik birimlerle ilgili bilgileri 7 ayrı dilde yayımlayan birimdir.

3) Papalık Resmi Gazetesi: 1908'de Papa X. Pie tarafından ihdas edilen bu gazete, dogmatik karakterli kararları Latince yayınlayan devlet organıdır.

4) Enformasyon bürosu: Papa XI. Pie tarafından kurulan, medya temsilcilerinin Papa ve Devlet sekreterince muhatap alındığı servistir. 

5) Vatikan Basın Salonu: Vatikan nezdinde kabulu olan gazetecilerin hizmetine mahsus salondur. Cizvitlerin yönetiminde olan bu salona alınacak gazetecilerle ilgili dökümantasyon günlük olarak dağıtılmaktadır. 

6) Görüntülü Sesli Birim Merkezi: Televizyon, video, kaset gibi ürünlerin işlev gördüğü bu merkez, Avusturya televizyonunun, Papa II. Jean Paul'ün 1982'de Lordes'a (Fransa) gerçekleşen ziyaretinin kaydedilmesi teklifi üzerine doğmuştur. 

7. Papalık Aktivitesi: Yılın önemli olayları hakkında bilgi veren bir organdır. 

Papalığa Bağlı Akademik Kuruluşlar

Katolik aleminin bilim merkezi olan, papalığa doğrudan bağlı olan beş tane akademi, bilimsel merkez özelliği yanında Vatikan'ın ve Katolikliğin entelektüel tanıtım-propoganda birimleridir.

Amerikan üniversitar yapıyı temel alan akademiler, bünyesinde laik bilim üyelerine de ilmi zemin sağlayan geniş bir hacim taşırlar. Akademiler kısaca şu hüviyete sahiptir:

A) Papalık Kilise akademisi

Papa XI. Clement tarafından 1701 tarihinde kurulan ve genç rahiplerin diplomatik kariyer edinmelerine yönelik faaliyetleriyle ilgili eğitim formasyonunun verildiği Akademi, bilimsel merkezden çok politik ağırlıklı bir kurum olarak değerlendirilmektedir. Akademi'nin en belirgin özelliği, bir kilise müessesi gibi algılanmasına rağmen, kendisine has özerk yapıda olması ve bünyesinde mevcut sistemle, kor-diplomatik mekanizmayı yönlendirmesidir. 

B) Papalık Arkeoloji Akademisi

XV. yüzyılda kurulmuştur. En belirgin özelliklerinden biri genç bilimcilerin eserlerini onurlandırmasıdır.

C) Papalık Bilimler Akademisi

1603 yılında Prens Frederice Cesi tarafından kurulmuştur. Amblemini, insan ruhunu hatırlatan motifinde vaşak adı ile bilinen hayvandan aan Akademi'nin bilim kadrosunu, Corsini sarayında ikamet eden 80 güçlü öğretim görevlisi oluşturur; hukuk ve onur üyelerinden meydana gelen bu kadro, ömür boyu olmak kaydıyla atanır.

D) Papalık Teoloji Akademisi

Papa XII. İnnocent İktidarında Kardinal İmperiali'nin girişimleriyle 1965 yılında kurulmuş, halef Papa XI. Clement tarafından, o dönem mecut Asiller Akademisine bağlanmıştır. Papa XII. Leon döneminde (1879) büyük etütler sonucu, St. Thomas d'Aquin akademisi adıyla, modernist düşünceye karşı cephe oluşturacak bir kimliğe büründüğü görülen akademi, Papa XII. Pie iktidarında Katolik düşünceyi yansıtan yeni heykellerle donatılmıştır. Akademi özellikle 1934'den günümüze dünya çapında yaygın olan bilimsel araştırmalarıyla tanınmaktadır. 

E) Uluslararası Meryem Akademisi

Bilimsel tüm etütlerini Hz. Meryem üzerine yoğunlaştıran, rahip Carlo Barlis anısına, 1946'da kurulmuş olan bu akademiye papalık ünvanı 1959 yılında Papa 23. John tarafından verilmiş, Papa VI. Paul ise kurumu, ruhuna uygun heykellerle takviye etmiştir. 

III. Bölüm: Papaların Sayısı, İsimleri ve Taşıdığı Ünvanlar

Papalık makamı, Katolikler tarafından, Latince Sancta Sades yani Kutsal Makam (Holy See) veya Sades Apostolica yani Havarisel Makam (Apostolic See) olarak isimlendirilir. Grekçe pappas kökünden gelen Papa kelimesi şevkatli baba demektir. V. yüzyıla kadar neredeysü tüm piskoposların kullandığı bu ünvan birinci bin yılın sonundan itibaren sadece Roma Piskoposlarınca kullanılmkatadır. V. Gregory'nin (969-999) Milan Başpiskoposunu bu ünvanı kullanmaktan men etmesinden sonra papalık, Roma piskoposlarına hasredilmiştir. Resmi ünvan haline getiren VII. Gregory'dir. Günümüzde Katolik Kilisesi'nin başı dışında bu ünvanı kullanan tek kişi İskenderiye Patriği'dir. İlk bin yıldaki genel konsil metinlerinde Papa'dan ''Eski Roma Papası'' veya ''Eski Roma Piskoposu'' diye söz edilir. Yaklaşık 40 tane olan sahte papalar da dahil olmak üzere Petrus'tan şuanki Papa'ya kadar üç yüzün üzerinde Papa gelmiş ve geçmiştir. 

Papaların seçildikten sonra başka isim almaları, vaftiz gibi yeniden doğuş'u simgelediği şeklinde kılıfına uydurulmuşsa da, gerçekte önceleri papalar kendi isimlerini kullanmışlar ancak Mercury adında bir Roma'lı Papa seçildiğinde Putperest bir ad olduğu için ilk isim değişikliği gerçekleşmiş ve söz konusu Papa II. John ismini almıştır. Yani bu, VI. yüzyıldan sonra ortaya çıkan bir uygulamadır ve bundan sonra papalar için yeni bir isim almak, gelenek haline gelmiştir. Genelde bir papanın isim tercihi onun önceki papalardan hangisine yakın bir politika işleyeceğinin göstergesi olarak görülür. Sahte papalar sözkonusu olduğu için aynı ismin birde fazla kişi tarafından kullanıldığı da vakidir. Mesela biri meşru diğeri sahte sayılan iki tane XIII. John söz konusudur. 

Kilise Papaların cinsiyetini tartışmaz, hepsi erkek sayılır. Bununla birlikte Papalar içerisinde IV. Leo ve III. Benedikt arasında Jean isminde bir kadın olduğuna dair bir rivayet vardır. Fakat söz konusu rivayete göre adı geçen kişi kadın olarak papalık yapmamış, erkek zannedilmiştir. Bir tören esnansında doğum yapmasıyla onun kadın olduğu anlaşılmıştır. Bu hikaye XIII. yüzyıldan beri bilinmektedir. Fakat kilisenin resmi anlayışında böyle bir olay kabul edilmez.

Papa'ya resmi hitap şekli Papa Hazretleri (His Holiness) biçimindedir. Papanın çeşitli sıfatları ve ünvanları vardır. Sıfatlar manevi şahsiyetiyle alakalı, ünvanlarsa kilisedeki göreviyle ilgilidir. Papa'nın hala kullandığı en önemli sıfatları; İsa'nın vekili, Petrus'un Halefi, Kilisenin görünen başı, Tanrı'nın hizmetkarlarının Hizmetkarı, Roma Piskoposu, Evrensel Kilise'nin Başrahibi, İtalya Başpiskoposu, Roma Başpiskoposu ve Metropoliti, Vatikan Site Devletinin Başı, Batı Patriği ve Havarisel Makamın Vekili, ünvanları vardır. Bunlardan son ikisi günümüzde kullanılmamaktadır. Daha önceleri Roma İmparatorlarının ünvanı olan Pontifex Maximus, pagan kaynaklı olmasına rağmen, bilhassa I. Leo'dan itibaren Papalar tarafından kullanılmıştır. Özellikle Rönesans döneminde ön plana çıkan bu ünvan, resmi olarak mevcut olmakla birlikte, fiilien gözükmemektedir. 

Papalık Belgeleri

Papaların çeşitli konulardaki emir, karar ve açıklamalarını içeren metinler, tarih içerisinde doğal olarak bir değişim geçirmiştir. Bunlar mektuplarla başlar. Daha çok kiliselerin müracaatları üzerine verilen cevaplardan oluşan bu ilk metinlere, Papaların dekteral mektupları denmektedir ve aslında bunlar, İmparatorların yerel yöneticilere gönderdiği emirnameler'in taklitidir. Ortacağ'dan günümüze kadar ise, Papalık belgeleri çoğu günümüzde de kullanılan şu tür belgeler oluşturmuştur: 

a) Papalık Yasası: Doktrin ve Kilise disiplini ile ilgili yasakların ve dogmaya eklenen unsurların yer aldığı metindir, Çoğunlukla Konsil kararlarının resmen ilanı için kullanılır. 

b) Bulla: Bu isim belgenin papalık mührü taşımasından dolayı verilmiştir. Daha çok ortaçağda kullanılmıştır. VI. yüzyıldan itibaren kullanıldığı bilinen bulla'lar, XV. yüzyıla kadar kamuya hitaben yayımlanmış, bu yüzyıldan sonra daha çok resmi kilise tamimi şeklini almıştır. Eskiden İmparatorluk fermanına benzer bir özellik gösteriyorken, günümüzde önemli memurluklara atama, bir piskoposluk bölgesi kurma veya aziz ilan etmede kullanılmaktadır. 

c) Papalık Talimatı: Çok önemli olmayan bazı kararlar ve talimatlar için kullanılmaktadır. 

d) Genelge: Modern dönemden itibaren papaların kullandığı genelge tarzı belgelere  ensiklikal denmektedir. İlk ensiklikal, genellikle XIV. Benedikt'e ait 1740 tarihli Ubi Primum kabul edilir. Ensiklikal, aslında bir tür papalık mektubudur. Önceden kiliselere gönderilen papalık mektubuyken, sonradan çerçevesi genişlemiştir. İçeriği birbirinden çok farklı konularda olabilmektedir. Kilise içerisindeki bir genelge özelliğinde olanlar, tüm dünyaya hitaben yazılanlar, teolojik veya ahlaki konuları içerenler vardır. Ensiklikallerin adı metnin latince kelimelerinden birkaçı olarak belirlenir. ''Kıymetli kardeşlerim, piskoposlar, rahipler'' şeklinde başlar. Metnin sonunda Papa'nın ismi ''PP'' şeklinde papa kısaltması ve papalığın hangi yılında yayınlandığı yer alır. Papalık belgelerinde İmparatorların isminin zikredilmesi ve tarihlendirmenin buna göre yapılması Vigilius'la (537-555)'la birlikte başlamıştır. 781 yılından günümüze kadar ise papalar, belgelerini kendi görev yaptıkları tariher göre tarihlendirmektedirler. 

e) bildirge: Bir tür resmi bildiridir.

f) Kararname: Papalık kurullarının papanın onayını taşıyan karar belgeleridir.

g) Motu Proprio: Papanın tamamen şahsi inisiyatifiyle yayınladığı belgedir. 

h) Chirographi: Papanın kendi yazdığı mektuplardır.

Papaların Görevi ve Hukuksal Otoritesi

Aslında kilisede, Papaya ait sınırları çizilmiş bir görev tanımı bulunmaz. Zira en üst otorite kabul edilen Papanın mutlak hakimiyeti mevcuttur. Kilise'ye göre, o, İsa'nın yani Tanrı'nın vekilidir. Bir kişinin aziz ilan edilmeisinden genel bir konsilin toplanmasına kadar her önemli olay onun onayıyla gerçekleşir. Papa manevi alanda olduğu gibi hukui alanda da en yüksek otoritedir. Bunla birlike bu otoritenin anlamı Papa istediği gibi davranabilir demek değildir. Önceki Papaların da içerisinde olduğu ve katkı sağladığı Katolik geleneği hukuki alanda değilse de manevi alanda Papaların göz önüne almak zorunda oldukları bir unsurdur.

Papalar ve Modern Devlet

Papalık ve daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıkan Papalık Devletleri yüzyıllar boyunca dünya siyasetine ve askeri, diplomatik ve ekonomik dengelere yön vermişlerdir. Papalar’la Müslümanlar ve Osmanlılar arasında çok yoğun ilişkiler kurulmuş, karşılıklı askeri ve siyasi girişimler yapılmıştır. Ama önce Papalık kurumunun günümüz dünyasına armağan ettiği en önemli toplumsal–tarihsel gelişmelerden birinin üzerinde durmakta yarar vardır. Bu, “Modern Devlet” veya diğer bir deyişle “Ulus Devleti” fikri ve oluşumudur. Papaların ve onların devletlerinin günümüzde etkili olan Ulus Devleti’ni yapan temel taşları hazırlayanlar oldukları inanın bir çok toplumbilimci tarafından dahi bilinmez. Ama gerçek budur. Ulus Devleti’ni ortaya çıkartan ve yaşatan kurumların tamamına yakınını gerçekte ilk kez Papalar ve onların “Kilise Hükümetleri” bulmuşlar ve tarihe aktarmışlardır. Bu nedenle Roma Kilisesi, Batı Avrupa’da ortaya çıkan Ulus Devleti’nin öncüsü durumundadır. Örneğin, Ulus’u “Devlet” yapan en önemli kavramı, “Egemenlik” kavramını ilk kez formüle edip bunu “Hükümdarların Uhdesine” veren yine bir Papa 2. Pius olmuştur. Bu Papa 1453’de İstanbul’un Osmanlı’nın eline geçmesi üzerine “Egemenlik” kavramının imparatorlara ait olduğunu bir belge yayınlayarak onaylamıştır. Papalık tarihi araştırmacısı Paolo Prodi’nin belirttiği gibi Roma Kilisesi, günümüz Batı Hıristiyan aleminde yer alan modern devletlerin temel esaslarını oluşturan yargı sistemlerini; üst mahkemeleri; hiyerarsik yargı kurumlarını ve pozitif hukuku Avrupa’ya ilk sokan kurumdur. Daha önce ne krallar ne de halk bu tip bir yargıdan ve hukuktan haberdardılar. İlginçtir ki ilk avukatlar da Kilise’den çıkma papazlardı. Bunlar Prensler’in ve Krallar’ın himayesine girerek o yüzyıllarda çoğunluğu okuma yazma dahi bilmeyen kralların Kilise karşısındaki haklarını ve toprak bütünlüklerini savunmuşlardı. Avrupa’da ilk sınır belirlemeleri işte bu Papaz–Avukatlar’ın bilgileri ve gayretleriyle oluşmuştu. İkincisi, Papalık tüm Avrupa’da ilk kez toplu vergilendirme yöntemini uygulamaya sokmuştu. Ayrıca Roma Kilisesi, tarihte ilk kez Dış İşleri Bakanı kullanmış, elçilik ve konsolosluklar tesis etmiştir. İlk kez paralı asker kullanan, düzenli ordu kuran da onlardı. Matbaa ve yayıncılık alanında gelişmeler yaptırmış olan da oydu. Benzer şekilde ilk “Yasak Kitaplar” listesini (Index) hazırlatan da oydu. Postacılık da ilk kez onlar tarafından örgütlenmiş, dağıtım ağları kurulmuştu. Para basımı tekniğini geliştiren ve ilk kez “Senet” kullanımını yasal faizlere uygulayan da oydu. İlginçtir ki, Avrupa’da cinsel hayatı ve genelevleri de Roma Kilisesi yönlendirmişti. Volter’in yazdığına göre Paris’teki genelevler bizzat Katolik Kiliseleri tarafından “sağlık” denetiminde genelevlerinin daha temiz ve kızlarının da daha sağlıklı olduklarını duyuran ilanlar veriyorlardı!

Papalık ve Ateizm

Gerçekten Ateizm’in kaynağının bizzat Roma Kilisesi olduğunu söylesem şaşardınız, değil mi? Nasıl olur da Tanrı’dan başka güç tanımayan ve onun adına kurulduğu ve hareket etmekte olduğu varsayılan bir kurum, Kilise, Tanrıtanımazlığın kaynağı olur? Ama olmuştur. Özellikle de son 400 yılın ilk öncü Hıristiyan kökenli Ateistleri hep bu kiliseden çıkmışlardır. Özellikle de 15. ve 16. yüzyıllarda papazlık eğitimi görmüş, yıllarca Hıristiyanlığın “Tanrısı” için çalışmış fakat hayatlarının belli bir dönemine gelince Ateizm’e geçmiş ve bu kez de aynı Tanrı’ya karşı amansızca mücadele etmeye başlamış sayısız papaz vardı.İşte sizlere bunlardan adı gündelik hayatta geçirilmeyen, sadece Vatikan kayıtlarında bulunan ve 34 yaşındayken 1619’da Ateizm suçlamasıyla yakılarak idam edilmiş olan böyle bir papazın kısa öyküsü.

Avrupa’da Ateizm’in tarihini belgeleyen araştırmacı Nicholas Davidson’un Vatikan kaynaklarından çıkarttığı Giulio Cesare Vanini 1585’de doğmuştu. Ailesi onu küçük yaşında Cizvitler’in yönettiği okullara göndermiş sonra da yine aynı tarikatın yönettiği Napoli Üniversitesi’ne sokmuştu. 1603’de Vanini, çok sofu ve oldukça gizemli bir tarikat olan “Karmelitler”e kabul edilmişti.1606’da Vanini Karmelit keşişi olarak hukuk doktoru olmuştu.1608’de Padua’ya, buradaki üstün başarısından dolayı da 1611’de Venedik’e atanmıştı.Ama ne olduysa bundan sonra olmuştu.1612’de Karmelitler’le bozuşan genç adam İngiltere’ye kaçmak zorunda kalmıştı. Fikir ve din suçlusu sayılan Vanini burada Hıristiyanlığın Tanrısı’nı (İsa) kabul etmediğini ilan etmiş ve bu görüşlerini yaymak için Hollanda’ya, Liyon’a ve Paris’e gitmişti. Bu arada iki kitap yazmış ve bunlar 1615–16’da yayınlanmıştı. Özellikle ikinci kitabı, De admirandes’de öne sürdüğü fikirler günümüzde kendisini keskin Ateist sanan bir çok tatlısu entellektüelinin dudaklarını uçuklatacak mahiyetteki fikirlerle doludur. Vanini, aynen, kendisi madde olmayan bir Tanrı nasıl olur da maddi bir dünya yaratmış olabilir ki diye sözüne başlamış ve eklemişti: “Sonsuz olan Maddedir, Ruh değildir” Benzer şekilde cin, peri ve şeytanın bizzat Kilise tarafından uydurulmuş gerçekte varolmayan yaratıklar olduklarını söylemişti.Vanini, “Beleş” yaşamak isteyen papazların halkı korkutmak amacıyla böyle yalanlar söylediklerini göstermişti. Kutsal Kitap’ta yer alan “Doğuş” olayıyla alay eden Vanini, kendi görüşünü şöyle özetlemişti: “İnsan hayvandan gelmedir, onun ileri bir aşamasıdır, temizidir. Sizler de Doğa’dan başka hiç bir güce sakın tapmayın. En büyük ve tek güç madde ve doğadır.” Vanini görüşlerini anlattıktan sonra vargücüyle Hıristiyanları “Dinsizleştirmeye” adamıştı kendisini. Söz konusu kitabı bugün bile Vatikan’ın yasak kitapları listesindedir, hem de aradan 380 yıl geçmiş olmasına rağmen.

Kilise ile Manastır Kavgası

Katolik Kilisesi (Roma) ile ona bağlı olan manastırlar daima birbirlerine zor tahammül eden kuruluşlardır. Dolayısıyla Katolik Hıristiyanlık’ta alttan alta ve konunun dışındakilerce bilinmeyen bir Kilise–Manastır çatışması yaşanmaktadır.Katolik aleminde, Papazlar ile Keşişler (Monks) arasında çatışma vardır, diyebiliriz. Kilise’de, yaptığımız bu kaba hatlı ayrıma göre iki tip din adamı vardır. Bunlardan çoğunlukla “Priset=Papaz” diye bilinenlere “Seküler” denilir. Bunlar Kiliseler’de görevlidirler ve insanların gündelik işleriyle uğraşırlar.Ana hatlarıyla söylersek bu papazların ilk hedefi dünyayı ellerinden geldiğince “insancıllaştırmak” tır. Dolayısıyla gündelik siyasetle, sendika hareketleriyle, işçi–öğrenci eylemleriyle, bankacılıkla, teknolojiyle vd. ilgilenmek zorundadırlar. Çünkü bunları bilmeden Kiliseleri’ne gelen Katoliklere yardımcı olamazlar. Bu bakımdan, örneğin futbol maçına gidip amigoluk yapan papazlarla, diskoteklerde şarkı söyleyen rahibelere sıkça rastlanılır. Ama keşişler böyle değildirler. Onlar, kendilerini kapattıkları manastırlarından çıkmayı pek sevmezler. Gündelik basını bile çok ender izlerler. Dış dünyayla olabilecek en az şekilde ilgilenirler.Hatta bir çok manastır, kendi yiyeceğini, kendi giyeceğini kendisi üretir, dışardan almaz. Televizyon gibi, bilgisayar gibi “modern” teknolojiyle pek ilgilenmezler. İşte biraz genelleştirerek tanımladığımız bu din adamlarına da “Regulars” (Müdavimler, Daimiler) denilir. Bunlar günlerini yoğun ibadetle geçirirken, örneğin Miami’deki bir Katolik papaz aynı saatlerini bir beyzbol karşılaşmasında etrafına topladığı güzel kızlarla amigoluk yaparak geçiriyor olabilir.

Özellikle 11. ve 12. yüzyıllarda Papa seçimlerinde işte bu iki ayrı gurup arasında çok yoğun mücadeleler geçmiştir. Roma Kilisesi’ne karşı en ağır eleştirileri manastırlarda kalan keşişler başlatmışlardır. Onlara göre her geçen gün zulmünü arttıran ve zenginleşmeye doymayan Kilise ve onun Papaları Hıristiyanlığı yozlaştırıyorlardı. Avrupa’daki ilk köylü ayaklanmalarını kışkırtanlar ve yönlendirenler keşişler olmuştu.Köylüleri Kilise yıkmaya ve yakmaya çağıran keşişler Papa’nın tartışılmaz otoritesini sarsmışlardı. 13. ve 14. yüzyıllarda ilk kez feodal prenslere ve krallara sığınarak onları, artık diktatörleşmiş olan Papalara karşı örgütlemişlerdi. 15. ve 16. yüzyıllarda Avrupa keşişler tarafından kışkırtılmış, Papalar ve onlara bağlı Prensler tarafından soyulmuş köylülerin isyanlarıyla doluydu.18. yüzyıla gelindiğinde Fransa’da patlayan ihtilal, Kilise/Manastır çekişmesini de Kilise lehine sona erdirmişti. Fransa’da “Laiklik” işte ilk kez resmen Kilise/Manastır çekişmesine son vermişti. Kilise, Fransız Laisizmi’nin esasını teşkil eden din adamı düşmanlığı (Anti–Klerikalizm) konusunda Manastırları ve daima asi davranmış olan Keşişleri ihtilalcilerin önüne itmişti. Böylelikle binlerce keşiş öldürülmüş ve manastırlara ait tüm malvarlıkları Devlet’e devir edilmişti. Daha sonra Kilise bunların bir kısmını yine kendi malları arasına katmakta gecikmemişti. Sonuçta özellikle Fransa’da ve diğer Katolik ülkelerde manastırların etkileri zayıflamış ve yoksullaşarak bir çoğu kapanmak zorunda kalmışlardı.

Konklav: Papalık Seçimi

Papaların seçimi çok önemli bir olaydır. İlkin şunu belirtmek gerekiyor; Papa seçilen şahıs bu Taht’ta ölünceye kadar kalır. Ölen Papa’nın yerine seçilecek olan Kardinali, Papalığın senatosu sayılan Kardinaller Koleji’nin üyeleri belirler. Ancak tüm kardinaller bu seçime katılamaz. Yaşları genellikle 80 ve daha yukarı olanlar bu zor ve meşakkatli seçime dayanayacakları gerekçesiyle oy kullanmaya çağırılmazlar.

Kardinaller Koleji’nde bazı değişiklerle (örneğin ölüm, hastalık, bunama) 110 ile 120 arasında Kardinal bulunur. Papaların seçimi Sistine Chapel denilen küçük kilisede yapılır. Papanın ölümünden sonra çağrılı olan Kardinaller bu küçük kiliseye alınırlar ve Papayı seçinceye kadar bir daha dış dünyayla görüştürülmezler. Bu seçim bazen günlerce bazen haftalarca hatta aylarca sürer. Ve Papanın seçildiği bu küçük kilisenin bacasından tüttürülen beyaz dumanla dünyaya duyurulur. Dumandan sonra karar değiştirilemez. Kim seçilmişse tüm Katolik aleminin ona itaat etmesi gerekir. Böylece 1.2 milyar insana sözünü geçirtecek olan bir önder sadece 100 kadar yaşlı insanın verecekleri oylarla seçilmiş olur. Papalar Teslis’de (Trinite) yer alan Kutsal Ruh tarafından İsa’nın Havarileri’nin en büyüğü ve ilk Papa kabul edilen Aziz Peter’in vekili olarak seçilirler. Papa seçiminde oy birliği değil oy çokluğu aranır.

Papalık seçimlerinde Vatikan’ın tüm iç dengeleri ve uluslararası siyaset çok önemli bir yer tutar. Gerçi inanca göre Papa’yı Kutsal Ruh seçiyordur ama gerçekte CIA’sından KGB’sine kadar tüm istihbarat örgütleri de Kutsal Ruh’un seçiminde parmak oynatıyorlardır. Örneğin 2. John Paul adını alarak Papa olan Krakov Kardinali Karol Wojtyla (Voytila) hiç kimsenin favorisi olmadığı halde Papa seçilivermişti. Bu nedenle 2. John Paul’un “Olağanüstü” bir gücü olduğuna inanılmıştı.

Karol Jozef Wojtyla, 18 Mayıs 1920’de Güney Polonya’daki Wadovice kentinde doğmuştu. Doğduğu gün Polonya, Sovyet ordularına karşı son ikiyüz yıl içindeki ilk zaferini kazanmıştı.Karol üç aylıkken Polonya ordusu bu kez de sayıca çok üstün olan Sovyet ordusunu Varşova’nın varoşlarındaki Vistül nehri önünde durdurmuş ve geri püskürtmüştü. Polonya’da bu zafere “Vistül Mucizesi” denilmişti.Ve bu mucizeyi de Meryem Ana’nın yaptığına inanılmıştı. Resmi ilteratürde bu zafer 1683’de Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın Viyana kapılarından püskürtülmesinden sonra dindar Katoliklerin Hıristiyanlığın düşmanı güçlere karşı kazandıkları ikinci büyük zafer olarak değerlendirilmektedir.

Karol’un babası subay, annesi ev kadınıydı. Annesini sekiz yaşındayken, kız kardeşini doğumundan sonra, erkek kardeşini de on bir yaşındayken kaybetmişti.Babası öldüğü zaman Karol 21 yaşındaydı.Gençliği zorluklar, yoksulluk ve acılarla geçmiştir.

Karol, tiyatro eserleri yazmış, şarkıcılık ve aktörlük yaparak geçimini sağlamıştı. Aynı zamanda şairdi.Komünist Polonya’da din görevlisi olduğu halde yazıları Batı basınında yayınlanmıştı.Bunda da iki gizli örgüt rol oynamışlardı. Polonya Komünist Partisi’nin gizli polisi ile CIA… Papa, ilginçtir ki bu iki örgüt tarafından da korunmuş ve dolaylı olarak desteklenmişti. Onun en tutarlı biografisini yazan Tad Szulc, bu hususlara dikkat çekmeden edememişti.

Karol, Papa seçildikten sonra Hıristiyan aleminde ilk kez selefi Papa tarafından biraraya getirilmiş olan John Paul adını aldı. Bu çok anlamlı bir olaydı. Çünkü Aziz John’a ve onun yazdığı İncil bölümüne (Gospel) ağırlık tanıyanlarla, Aziz Paul’a ağırlık tanıyanlar hiç bir zaman tam ve mutlak bir uyum içinde olmamışlardır.Neredeyse iki kutup, iki ayrı anlayışı temsil eder John ve Paul.Dolayısıyla bunları biraraya getirmek ve bu iki Aziz adına davranmak çok zor bir görevdir. Papalık tarihinde sadece altı Papa, Paul adını kullanmışken 23 Papa John adını yeğlemişti. Bu iki akımın en ilginç tarafı, Paul ne denli gerçekciyse, John’un da o denli gizemli olmasıdır.John Paul adını alan Karol da böyle oldu.Gizemli ve esrarengiz bilgilere, sırlara çok düşkün bir Papa oldu Karol Wojtyla.Her gün yedi saatini duaya ayırdı.Mayıs 1981’de Mehmet Ali Ağca tarafından vurulunca bunu da kendisine iletilmiş ilahi bir sır, esrarengiz bir olay olarak yorumladı.13 Mayıs’da yapılan suikasti gerçekleştiren Türk’ün adının 13 harften oluşması ve bu sayının Hıristiyan ezoterizmindeki (batini, gizli bilimler) önemini yorumlayarak bu suikastle Meryem Ana’nın kendisine bir sır ilettiğini söyledi ve suikastı bir “Armağan” olarak değerlendirdi. Papa, suikastten bir ay sonra Kardinaller Koleji için yaptığı açıklamada bu olaydan sonra Meryem Ana’nın, Portekiz’deki ünlü Kutsal Fatıma aracılığıyla kendisini koruduğunu ve kendisine bir sır tevdi ettiğini açıkladı.

Papa, Mehmet Ali Ağca ve Gizli İstihbarat Örgütleri

Papa 2. John Paul, Vatikan'ın içindeki bir "Konspirasyon=Fesat Örgütü" ile "P2 (Propaganda Due) Mason Locası"nın isteği üzerine Türk Mafyası'nın (özellikle de Abuzer Uğurlu ve Bekir Çelenk) ayakçısı ve tetikçisi olan Mehmet Ali Ağca tarafından vuruldu…

25 Kasım 1979’da Kartal–Maltepe Cezaevinden kaçan / kaçırılan Mehmet Ali Ağca ertesi gün Milliyet gazetesine bir mektup gönderip Papa’yı da öldüreceğini öne sürmüştü. Ağca’nın bu tehdidinin yayınlanmasından tam üç gün sonra Karol Wojtyla, 2. John Paul olarak Türkiye’yi ziyaret etti ve İzmir’deki Meryem Ana evine giderek Hacı oldu. Papa Türkiye’ye gelmeden bir başka İslam ülkesine, Pakistan’a gitmişti.16 Şubat 1982’de Karaçi’de konuşma yapacağı stadyuma gelirken yolda polis arabasını durdurmuş ve yavaşlatmıştı.İşte bu yavaşlatılmış yolculuk Papa’nın hayatını kurtarmıştı. Çünkü tam konuşacağı kürsünün önünde bir el bombası patlamış ve kürsüyü koruyan şahıs ölmüştü. Ağca, işte bu suikastten sonra Papa’ya suikast düzenleyen ikinci Müslümandı. Ağca olayının kanımca en ilginç tarafı, KGB ve CIA ile Amerika’nın en gizli güvenlik ve istihbarat örgütü NSA’nın (Ulusal Güvenlik Örgütü) arasındaki gizli yazışmalardadır. Bunlardan KGB’yi bağlayanların bir kısmı açıklanmıştır. Çok ilginçtir ki Papa suikastini araştırma görevini CIA değil, NSA yürütmüştür. Ama olayda KGB’nin hiç bir suçunun olmadığnı dünyaya CIA duyurmuştur ve bünyesindeki görevli gazetecilerle bu kanıyı pekiştirmiştir. Öte yandan olayda CIA’nın hiç bir dahli olmadığını da bizzat KGB açıklamıştı. Kısacası bu iki rakip örgüt ne hikmetse bu konuda ağız birliği ederek birbirlerini aklamayı yeğlemişlerdi.

Karol, gençliğinde Bernardine tarikati tarafından yetiştirilmişti. Meryem Ana’ya olan aşırı bağlılıklarıyla tanınan bu tarikat üyeleri mucizeleri de çok önemserler.Nitekim bir önceki 1. John Paul garip bir şekilde sadece 33 gün Papalık yaptıktan sonra ölüverince Karol, haberi aldığında yanında bulunan birine, “Tanrı esrarengiz yollar açıyor. Yakında Meryem bana yol gösterecektir” demişti. Bu sözlerinden bir kaç hafta sonra Karol, 16 Kasım 1978’de saat tam 5:17’de Papa seçilmişti. Seçilmesinden üç yıl kadar sonra 13 Mayıs 1981’de saat tam 5:17’de Ağca tarafından vurulmuştu. Karol Wojtyla, Papalık tarihinde, Papa seçilen ilk Slav kökenli Polonyalıydı. Tam 455 yıl sonra Papa seçilen Karol, 1870’den sonra Vatikan’dan ayrılmak istemeyen Papaların tersine dünyayı dolaşarak Papalık rekoru kırmıştı.

Gençlere ve çocuklara düşkün olan 2. John Paul, onlarla şakalaştığı ve dans ettiği için kendisine “Kutsal Ruh’un John Travoltası” denilmişti. Meryem’i ve İsa’yı durmaksızın andığı için de “John Paul Superstar” lakabı takılmıştı. Ama en ilginç takıyı İran’ı yorumlayınca kazanmıştı .İran’da İslam’ın geri gelişini “Müslümanlar Allah’a geri döndüler. Darısı Avrupa’nın başına” şeklinde yorumlayınca solcu basın kendisine hemen bir ad bulmakta gecikmedi: Ayetullah Wojtyla!

Wojtyla çok yönlü karizmatik bir Papa oldu. Vatikan’da kendisinde korkuyla “Kara Papa” diye söz edilen Cizvitler’in başı Peter Arrupe ile mücalelesinde Opus Dei’ye sığındı. Alman araştırmacı Adelbert Krims’ in yazdığına göre 87 ülkede 73.745 üyesi olan bu gizli örgüt Papayı Cizvitlerin gazabından korudu.

Wojtyla, dansı müziği, tiyatroyu, edebiyatı seven bir filozoftu.Gençliğinde piyeslerde rol almıştı.Ve her genç gibi “Aşık” olmuştu. Papa’nın gençliğinde aşık olduğu kadın büyükanne olarak Polonya’da yaşamaktaydı…

IV. Bölüm: Dünyanın Büyük Şirketi: Vatikan

Vatikan’ın servetinin tam olarak ne kadar olduğu hiç bir zaman açıklanmayan bir sırdır. Yıllık gelirleri bazı kalemlerde açıklanır, yaptığı açıklamalar biraz da abartılarak gösterilir ancak mal varlığı tam olarak asla açıklanmaz. Vatikan tam bir “Bezirgan” gibidir; daima gelirlerinin azlığından yakınır ama ilginçtir ki her geçen yıl biraz daha zenginleşir, biraz daha fazla para kazanır. Vatikan maliyesi yılda iki kez incelenir. Mali komisyonda kardinaller vardır ve başkan da (Prefektür denir) Amerikalı Kardinal Edmund Szoka’dır.

Vatikan şu anda dünyanın en zengin devletlerinden biridir. Ünlü Vatikan uzmanı Peter Hebblethwaite’nin dediğine göre de bu devlet hiç bir özel girişimcinin ya da kapitalistin baş edemeyeceği kadar katı “Sosyalistce” kurallarla yönetilmektedir. Aynı uzmana göre bu nedenle Vatikan yeryüzündeki tek Sosyalist Tanrı–Devleti sayılmalıdır. Gerçekten de Vatikan’da hiç bir devletin yapamayacağı bir “sistem” ve yönetim anlayışı yürürlüktedir. Gördükleri işe göre dünyada en az maaş ve ücret alan insanlar buradadır. Buna rağmen toplam 1000 kişiyi geçmeyen Vatikan bürokrasisi, 2500 işçisiyle dünyanın en kalabalık dinsel topluluğunu hiç bir aksama olmadan yönetmektedirler. Bu gerçeği yeni öğrenen bir Amerikalı zengin kendini tutamamış ve “Aman Tanrım! Meğer dünyanın en kârlı şirketi Vatikan’mış” deyivermişti. 600 kişinin yönlendirdiği 1.2 milyar insan koşulsuz olarak Vatikan’a bağlıdırlar ve onun emirlerine tabidirler. Dahası, onu korumak, geliştirmek ve gerçekte daha da zenginleştirmekle yükümlüdürler. Bu emeklerine karşılık Papa’dan alabilecekleri tek “gelir” her Pazar günü Papa’nın onlar adına yaptığı şükran “Duası”dır, o kadar.

Vatikan’ın doğrudan ya da dolaylı olarak sahibi olduğu veya yönlendirdiği günlük, haftalık ve aylık 200’den fazla gazete ve dergi, 154 radyo istasyonu veya emisyonu, 49 TV kanalı veya kablolu yayını bulunmaktadır. Bu yayınlar 24 saat süreyle bütün dünyayı bir ağ gibi sarmaktadırlar. Vatikan’ın gelirleri başta her ülkedeki Katolikler’den kesilen Kilise Vergisi; Aidatlar; Bağışlar; Şirket Gelirleri; Hisse Senedi–Tahvil–Bono gelirleri; Bankacılık ve Faiz gelirleri; hediyelik eşya satışlarıyla elde edilen gelirlerden oluşmaktadır.Basın yayından elde edilen reklam gelirleri de epeyce tutmaktadır. Vatikan’ın diğer bir gelir kaynağı da Hıristiyanlığı temsil eden kişileri, örneğin İsa’yı, Meryem’i, azizleri veya sembolleri (Haç gibi) pazarlayarak kazandığı kazançlardır. Bu açıdan bakıldığında Vatikan’ın kendi Tanrısı’nı (İsa) ve dinini en iyi pazarlayan holding olduğu apaçık görülebilir! Vatikan’ın gelirleri sadece bunlar değildir.Vatikan, dünyanın önde gelen bir çok şirketinde hissedardır. Çeşitli ülkelerde sayısız gayrimenkulü vardır. Bir çok bankanın ortağıdır. Özellikle giyim ve turizm sektörlerinde çok kâr getiren yatırımları vardır. Avrupa Birliği içinde Vatikan’a bağlı olarak çalışan “Katolik Tekstil Sanayicileri Birliği” onun çıkarlarının yöneticisi durumundadır. Benzer şekilde ayakkabı, yiyecek ve enerji ile inşaat sektörlerinde de kârlı yatırımları ve ortaklıkları vardır. Sözün kısası, 200 milyon nüfuslu ABD’yi yönetebilmek için sadece Washington’da 250.000 devlet memuru bulunduğu düşünülürse Vatikan “Mucizesi (!)” daha iyi anlaşılır.İhraç malı olarak sadece “Dualar ve Emirleri” olan bir devletin dünyanın en kalabalık topluluğunu yönetip dünyanın en zengin devletlerinden biri olabilmesi başka hangi sözcükle tanımlanabilir ki…

Böylesine zengin ve güçlü bir devletin başında kim olmak istemez ki? Bu nedenle Vatikan’ın içinde sürekli bir mücadele yaşanmaktadır. Vatikan’da etkileri ve güçleri tartışılamayacak bazı akımlar vardır. Bunlardan bazıları “Laik”, bazılarıysa “Dinsel” niteliktedir. Laikler Opus Dei (Tanrı’nın İşleri demektir) ile Malta Şövalyeleri’dir. Opus Dei, İspanyol asıllıdır ve sadece 65 yıllık bir örgüttür. Buna rağmen günümüzde Vatikan’da en etkili olan “Laik” kurumdur. Gizli bir örgüt olan Opus Dei’nin tüm üyeleri Katolik meslek sahiplerinden oluşmakta fakat her ülkede örgütten sorumlu bir Kardinal bulunmaktadır. Vatikan pasaportu taşıyan bu Kardinaller’in dokunulmazlıkları vardır ve sadece Papa’ya karşı sorumludurlar. Curia bile bunlara diş geçirememektedir. Malta Şövalyeleri ise öncekinden çok daha eski ve köklü, aristokratik bir örgüttür. Bu da önceki gibi kapalı devre işleyen bir örgüttür ve ününü Türklere karşı Katolik inancını savunarak edinmiştir.İlkin Rodos’ta kurulmuş, burası Osmanlı’nın eline geçince Malta’ya sürülmüşlerdir.Türklüğe ve İslamiyet’e kökten karşı bir örgüttür. İlginçtir ki bu sofu Katolik örgütü ölümünden bir yıl önce Turgut Özal’a özel statü sağlayarak onursal üyelik beratı vermişti!

Vatikan’ın iç siyasetinde ve çekişmelerinde etkili olan akımlardan birincisi, Dominiken tarikatıdır. Bunlar için en önemli olan husus kurum olarak Kilise’nin sürekliliğinin korunması ve her koşul altında savunulmasıdır. Dominikenler, “Önce Kilise” diyen tarikattir. Aristokratik ama aynı zamanda da gaddar ve dogmatik olmakla tanınırlar. Ortaçağ’ın Engizisyon Mahkemeleri’ni bunlar kurdurmuşlar ve milyonlarca insanı –özellikle de cadı diye nitelendirdikleri kadınları– yaktırmışlardır. Dominikenler’in tam karşısında Fransiskan tarikatı vardır. Bunlar içinse önce Roma’daki Kilise değil, “Önce Hıristiyanlık” gelir. Fransiskanlar yoksullardan yana, din adına karşılıksız çalışan keşişler topluluğudur. Onlar için önce Kilise veya Papa değil, Hıristiyanlığın yeryüzünde egemen olması önemlidir. Üçüncü topluluk Fransiskanlar kadar çalışkan ama Dominikenler kadar acımasız olabilen Cizvitler tarikatıdır. Bunlar Katolik aleminin “Entellektüelleri” konumundadırlar. Bunlar için önemli olan ise “Papalık Makamı”dır. Papaların kendileri veya Kilise’nin kendisi değil, “Papalık Makamı”nın korunması ve savunulması öncelik taşımaktadır. Cizvitler bu anlayışla bir çok Papa’ya –2. John Paul da dahil– karşı çıkmışlardır. Papaları yücelten Opus Dei ile Papalık Makamı’nı yücelten Cizvitler kavgalıdırlar. Cizvitlere göre Opus Dei, Papa–Tapınıcılığı (Papolatry) yapmaktadır.Cizvitler en hızlı misyoner örgütüdür.OPUS DEI dördüncü akımın temsilcisidir.Onlara göre Papa’nın kimliği, Kilise’nin de, Papalık Makamı’nın da üstündedir. Papa, Tanrı–Krallığı’nın kutsal önderidir. Böylesine yüce bir mertebeye erişebilen kişi de elbette “Olağanüstü” bir kişidir. Bu nedenle Opus Dei, böylesine olağanüstü bir kişi tarafından temsil edilen Vatikan Devleti’ni yüceltir ve Kilise’yi ikinci planda görür. Vatikan Devleti’nin uluslararası “Resmi” ideolojisi ise işte bu akımların ortak paydalarıyla oluşturulmuş olan ve tüm Hıristiyan alemini bir çatı altında toplamayı öngören Ekümenizm Hareketidir.

Kirli İşlerinde Mafyayı Kullanan Devlet

Vatikan’ın ve Papalığını tarihi sayısız cinayet, entrika ve skandalla doludur. Bugüne kadar gelip geçmiş 266 Papadan kaçının eceliyle, kaçının cinayete kurban giderek öldüğü belli değildir. En yakın örnek, sadece 33 gün Papalık yapabilen I. John Paul’dur. Vatikan uzmanı araştırmacı David Yallop’un belgeleriyle açıkladığına göre bu Papa Vatikan’ın içindeki bir “Konspirasyon=Fesat Örgütü” ile “P2 Mason Locası”nın ortak girişimiyle öldürülmüştür. Vatikan’da gece sapasağlam yatıp sabaha ceset olarak kaldırılmak su içmek kadar olağan bir durumdur.

Vatikan’ın özellikle 2 Dünya Savaşı sırasında güçlendirdiği müthiş bir istihbarat ağı ve Gizli İstihbarat Örgütü vardır. Vatikan’ın içinden çeşitli ulusların –başta Fransa, Polonya ve Almanya– istihbarat örgütleriyle birlikte çalışan Kardinaller çıkmıştır. Bunlardan bazıları daha sonra Papa yapılmışlardır. Örneğin 1978’de eceliyle ölen Papa 6. Paul, gizli istihbarat örgütleriyle içli dışlı olmuş bir Kardinal olarak tanınıyordu. Vatikan “Kirli” işlerinde daima taşeron kullanan bir devlettir. Bu pis işleri temizlemek Mafia’nın görevidir. Vatikan’ın siyaset aleminde de yarı–gizli yarı–resmi desteklediği partiler ve siyasetçiler vardır. Bunlara en iyi örnekler Almanya’daki CDU/CSU (Hıristiyan Demokratlar) ve İsviçre’deki CVP (Hıristiyan Halk Partisi) çizgisidir. Vatikan’ın bu ve diğer bir çok siyasi yapıyla, örneğin öğrenci ve işçi kuruluşlarıyla, organik bağları vardır. Vatikan, BM’de, UNESCO’da, FAO’da, AB’de ve OAS (Amerika Devletleri Örgütü) de “gözlemci” statüsündedir. Vatikan nedir? sorusunun gerçek yanıtı da işte bu ilişkilerdedir. Vatikan, ekonomi–politiğiyle “Devlet Sosyalizmi”ni uygulayan –kendisi sosyalizme karşı olsa da– bir Kilise Devleti’dir. Toplumsal–Tarihsel bağlamında ise işlevleri itibarıyla “Dogmatik–Dinci” bir devlettir. Bu özelliğiyle de günümüzde çok sık kullanılan Fundementalizm’in (köktenciliğin) çağımızdaki en eski ve en güçlü temsilcisidir. Gerçekten de Vatikan, Dünya’da devlet çapında örgütlenebilmiş ilk Fundamentalist Tanrı–Krallığıdır.

Uluslarası İlaç Tekelleri'nin Vatikan'daki Lobisi

Dünyadaki dev "Ilaç Tekellerinin'' yıllardır üzerinde durdukları bir konu vardır. Bu amaçla dünyada çeşitli örgütler kurdurmuşlar ya da bunları gizlice desteklemişlerdir. Bu konu "Doğum Kontrolü"dür. İlaç tekelleri Vatikan'dan bu yasağı kaldırmasını beklemektedirler, ilaç tekellerinin destekledikleri Kadın özgürlüğü dernekleri, Feminist kuruluşlar, İnsan hakları örgütleri Vardır. Tekellerin amacı tektir: Daha fazla "Hap satıp daha fazla kâr elde etmek''. Papa, doğum kontrolüne karşı olmak zorundadır. Ama bu muhalefeti bir kılıfa uydurup izini çıkartabilmek olasıdır. Katoliklerin doğum kontrolüne yeşil ışık yakılırsa, ilaç tekelleri, günde ortalama en az 150-200 milyon adet daha fazla hap satabileceklerdir. Benzer şekilde diğer kontrol malzemeleri satışında da rekorlara ulaşacaklardır. Dahası, Katolik dünyası "Doğum Kontrol Haplarını" yutmaya başlarsa, sıra islam alemine gelecektir. Onlardan sonra bu kez de Müslüman kesimi "Hap tüketimine" zorlayacaklardır. 

Kaynaklar

Dr. Halim Işık, Papalık Tarihi

Bekir Zakir Çoban, Geçmişten Günümüze Papalık

Aytunç Altındal, Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri

Yorum yaz