Rockefeller Tekelciliği

Bu yazımda Kuzey Amerika’daki Birleşik Devletlerin ünlü Rockefeller ailesini çok detaylı bir şekilde işleyeceğim. Haklarında olmadık tezviratlar üretilen Rockefeller’leri yabancı kaynaklara dayalı bir şekilde inceleyen bu çalışma’nın ilk bölümünde; ailenin servetini kuran John Davison Rockefeller’i ve onun kurduğu Standard Oil Tröstü’nü, ikinci bölümde; ailenin finansal yapısını, üçüncü bölümde; aile üyelerini, dördüncü bölümde; Rockefeller’lerin filantropik (yardımseverlik / yayırseverlik) çalışmalarını ve çokyüzlülük stilini, beşinci bölümde Rockefeller’lerin Finans-Kapital Poltikalarını, son bölümde de Rockefeller’lerin yaşama mahallerini detaylıca anlatacağım. 

I. Bölüm: Dev-Servetler Kuranların Kurnazlığı

19. ve 20. yüzyıldaki dev servetlerin (ki çoğu Amerika’da oluşturulmuştur) yaratılışına ilgin çoğu monografik (tek meselen söz eden yazı türü) bol yazıt bulunmaktadır. Bunların yazarları, servet-kurucularının kanuni veya kanunsuz iş-çevirme tasavvurlarının daima olağandışı bir kurnazlığı içerdiğini ve sonsuza dek karmaşık ve savunu bütünlüğünden yoksun olduklarını kesin bir dille ya da ima yoluyla belirtmektedirler.

Gerçektende, dev bir servetin kuruluş yöntemi üzerine sıkı bir inceleme yapıldığında uygulanan yöntemin basit olduğu, bu servetin hiç değilse belli bir kısmının kanunsuz yapıldığı ve genellikle gizlilikle kurulduğu ve eninde sonunda egemen çevrelerin doğrudan veya dolaylı yardımıyla oluştuğu görülmektedir. Dev servetlerden ancak birkaçı devlet ilgililerinin örtülü yardımları veya hoşgörü destekleriyle oluşmamıştır. Çünkü tıpkı kara sineklerin çöp tenekelerinin üzerinde kümelenişleri gibi, politikacılar da paranın kokusunu aldıkları taraflarda kümelenmişlerdir.

Gösterilen kurnazlıkların tümü değişmez bir şekilde iş-çevirme tasavvurunun saydam basitliği içinde yer almıştır. Bilinen servetlerin hiçbirinde bir girift tasavvur bulunmamaktadır. Tip bakımından üçü hariç diğer servetlerin tümü basit gelişimci görüntülerin sonuçlarıdır ki, çoğunluğu servet edinirken bir gizli durumu sürdürebilmeyi becermiştir. Tümü egemen çevrelerle uyumlu kalmış ve doğrudan doğruya veya dolaylı olarak güçlüler kesiminden veya onların adamlarından yardım görmüştür.

Gizlilik ilkesine göre üç tipik istisna şunlardır: İç-çevirme tasavvurunda diğer bileği güçlüleri bilinen değerli alandan uzak tutabilecek etkinlikte bir patent’in, bir ülke adının veya bir melcenin bulunması halleri. Bir de; diğerlerinin yeterli çapta sermaye veya etkinlik oluşturamadıkları için ele geçiremedikleri kanuni çalışmayla beklenmedik müthiş kazançlar sağlama (örneğin petrol) özel durumu vardır.

Dev servetlerini patentler aracılığıyla kurmuş olanlar genellikle girift process’leri örtülü tutmaktalar sa da, gerçekte patentlerden yararlananların bunların bulucuları olmadıkları bellidir. Örneğin, Dev zenginlerden olan Mellon’lar, alüminyum halitasının prosesini kendileri kurmadıkları halde bu buluşu daha ilk başlarda, banka parasıyla (ki, bu da başkalarının parası demektir) finanse ederek arslan payına el koymuşlardır.

Şu husus da belirtilmeye değer ki, ticaret düzeninde biri çıkıp da bol kar getireceği az-çok belli olan bir ticari fikire para koydu mu bir çok kimse de onu kopya etmektedir. Fikri geliştiren hiçbir zaman tek başına sömürüsünü yürütememektedir. Çünkü bu tür durumlarda buluşu kullanmakta olanın başına sayısız sömürü ortağı çöreklenecektir.

Oysa elinde egemen güçlerin veya onların adamlarının koruyucu şemsiyesini tutan patentli veya melceli biri rakiplerinden korkmaksızın kamudan gizli ortaklıklar ve anlaşmalar içinde kap-kaççı sömürü ortağı edinmeksizin servet kurabilir.Nedir ki, günümüzün yerleşikçi rekabet düzeninde artık hiç kimse tek başına dev bir servetin kurucusu olamamaktadır. (Not: bazı istisnai durumlar, örneğin Teknoloji gibi, hariç)

ABD’de varolan büyük şirketler ve bir çok da küçüğü için (sadece AT&T gibi resmi tekeller hariç) başlıca para-yapma faktörü, bunların diğer birtakım bilgili tekellerin parçaları/uyduları olmalarına bağlıdır.Bunlar sadece rakipmiş gibi görünmektedirler. Eğer bunlar gerçekten birbiriyle rekabet etmeye başlasalar durumları, çizdiği desenler bir gecede çeşitli ellerce çoğaltıverilen modacıdan daha iyi durumda olamazlar.

Dev şirketlerin kendilerine seçtikleri sanayi kolları içinde birer monopol-tekel olduklarını birkez daha sözkonusu etmenin gereği yoktur. İsteyen bu konuda sayısız yazıt bulabilir. Tekelleşme sorunu çeşitli yazarlar tarafından çeşitli açılardan incelenmiştir. (1)

ABD’de ilk zamanların elektrik ve çelik sanayindeki tekelci ihlalleri, ülkedeki federal mahkemelerce saptanmış ve bunlar hakkında çeşitli kararlar verilmiştir.Bu tür ihlaller açığa çıkarıldıkları zamana dek, servet-kuruculuğun ilkes gereği, gizli yürütülmüşerdir.Bu duruma bakıldığında Amerikan sanayinde ihlallerin daima bulunmuş olduğu anlaşılmaktadır.

Rockefeller Ailesinin Koruyucu Azizi: John Davison Rockefeller 

Karışık gibi görünen bir para-yapıcılık tasavvuru doğuştan fakir saılabilecek bir sınıftan gelip de, hani, neredeyse bir gece içinde zengin oluvermiş bulunan John Davison Rockefeller tarafından gerçekleştirilmiştir. Kendisi tarafından ustalıkla kullanılmış olan yüksek-basınç yöntemleri günümüzde ayrıntılarıyla bilindiği ve okuyucuları da sıkmamak için bunları teker teker işlemek gerekli değildir.

John D. Rockefeller’in, kullanmış bulunduğu yöntemler gizlilik ve ticari ihanetlere dayanmaktaydı ve öylesine karmakarışık edilmişti ki, daha ilk adımlarda yapılmış olan dalavereleri açığa çıkarabilmek bile ancak kırk yıl sonra mümkün olabilmişti. Dünyanın en büyük petrol şirketi olan Standard Oil Company’nin uzun gelişiminde ticari bakımdan yapılagelmiş dalaverelerin beklide en büyüğü yatmaktaydı. Ve bu dolaplar çevrilirken daima egemen çevrelerin adamlarından yardımlar yapılmıştı; çünkü Standart Oil, politik kurguya olduğu kadar rakibi durumundaki şirketlere de sızmış ve en stratejik koltuklara bol paralarla beslediği uşaklarını yerleştirmişti. Standard Oil, sanayi casusluğu düzenini ilk kez uygulamaya sokanlardan biridir.

John D. Rockefeller’in, binlerce üreticiyi ve yüzlerce rakibini kendi avucuna düşürmesinin gizli nedeni, büyük çapta ham petrol alıcısı ve rafine petrol taşıyıcısı/nakliyecisi olduğunu ileri sürerek demiryolları ve pipiline işletmelerinden salt-kendine özel düşük nakliye ücreti sağlamış bulunmaktaydı. Oysa demiryolları kimseye özel indirim yapma yetkisine sahip değillerdi. Standard Oil’le ilgili bu kanunsuz tutum 1911 yılında ABD Yüksek Mahkemesi’nin kararıyla saptanmıştır. Ama bu kanunsuzluğa rağmen Rockefeller servetini yitirmiş değildir. Elinde bulunan tüm holdingler gene oldukları gibi kalmışlar, belli bir kısmı vakıf-tröstlere ve aile mensuplarına geçmiştir.

John D. Rockefeller, nakliyede sağlamış bulunduğu bu avantaj sayesinde elindeki ham petrole ve işlenmiş petrole piyasanın dayanamayacağı fiyatları koyabilmiş ve hiçbir şekilde dürüst olmayan bu ticari rekabetçilikle tüm rakiplerini zarara uğratarak isteseler de istemeseler de kendisine bağlamaya zorlamıştır. Bu gelişimiyledir ki, Rockefeller, yerleşik yazarlarınca sanayinin devlet adamı olarak alkışlanmıştır.

Son derece dindar, tiitiz ve evcimen bir aile adamı olan John Davison Rockefeller, otuz yılı aşkın bir süre Amerika Birleşik Devletler’nini tahinideki en kapsamlı ve kazançı kanundışı operasyon olan Standard Oil Tröstü’ne başkanlık etmiştir. Rockefeller ailesinin ’’Koruyucu Aziz’’i olan delici-bakışlı John’un Standard Oil Tröstü’nde ki hisselerinin 1913 yılındaki piyasa değeri 900 milyon dolardı. Bu da kendisini o zamanlar dünyadaki en zengin insan yapıyordu. Üstelik Kendisi 1913 yılından önce aile vakıflarına yaklaşık 500 milyon dolar para bağışlamıştı. (2) John D. Rockefeller 1911-1913 itibariyle Standard Oil Company of New Jersey’in hisselerinin %25’inden çok daha fazlasına sahipti. Rockefeller’in bu kuruluştaki hisseleri %25 ile %30 arasında değişmekteydi. Ama Rockefeller’in 900 milyon dolar olarak hesaplanan servet değeri onun gerçek servetini yansıtmıyordu, sadece Standard Oil’deki stokları’nın değeriydi bu. Çünkü John D. Rockefeller aynı zamanda United States Steel (3), International Harvester Company, Consolidation Coal Co. Illinois Central Railroad Company, National City Bank of New York gibi birçok dev sanayi şirketinin ve bankanın da hissedarıydı.  

John Davison Rockefeller, 1839 yılında New York’un güneyindeki kücük bir kasaba olan Richford’da doğmustur. Babası William Rockefeller, 18. yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etmiş etmiş olan çok-branşlı bir Fransız-Alman ailesinden geliyordu. John’un karakterinin oluşumunu en çok etkileyen insanlardan biri olan annesi annesi Eliza Davison ise yerel bir çiftçinin kızıydı. Onunkisiyse, 17. yüzyılda ABD’deki New England’a yerleşmiş İngiliz-İskoç ailelerin arasından aşırı-dindar bir Protestan Hıristiyan aileydi.

1854 yılında Euclid Avenue Baptist Kilisesinde vaftiz edilen John D. Rockefeller, kabataslak bir öğrenim ve kısa bir kitapçılık stajından sonra 1859 yılında yirmi yaşındayken kendi adına ticarete atılmıştır. John D. Rockefeller, Samuel Andrews, Henry Flagler adına tescilli Standard Oil Company of Ohio’nun 1870 yılındaki kuruluşundan on yıl kadar sonra, 1880’lerde, Ulusal Petrol Ticaretindeki (ham ve rafine petrol’deki) payı %85’e ulaşmış bulunmaktaydı ve şirketin gelişmesi daha durmuş değildi, bilakis Teksas ve Kaliforniya’ya da sıçramış bulunkataydı. 1883 yılında şirket tam 20.000 petrol kuyusunun ürününü almaktaydı. Aynı yıl şirketin 4.000 pipiline’i, 5.000 petrol tankeri (kamyon) ve 100.000 işçisi bulunmaktaydı. Bu şirket daha o zamanda Kongre’de tekel denilen hüviyet içindeydi. (4)

Bazı uyanık yatırımcılar, örneğin viskici H. V. Harkness’in ilk yatırımları ayrı tutulursa şirketin gelişmesinde en büyük etken, sağlanmış bulunan düşük nakliye ücreti olmuştur. Bu gizli anlaşma aracılığıyla Rockefeller bugünkü dev servetini kurmuştur. (5) Dev servet diye nitelendirilebilecek her servette, bu tür gizli anlaşmaların bulunduğu, iyi bir inceleme yapılırsa, açıkça görülür.

O günlerin servet-kurucuları uyguladıkları tasavvurlarından başarıya eriştiler. Çünkü yaptıkları işleri gizli yürütmüşlerdi. Bunların yaptıkları kanunsuzlukların açıklanmasına teşebbüs edildiğinde, bunlara kalkışanlar karşılarında daima sermaye çevrelerinin paralı devlet memurlarını bulmuşlardı. Sermaye çevrelerinin gizli kapaklı oyunlarının kamuya açıklanmasını önleyen ve çeşitli istismarları hasıraltı eden bu memurlar servet-kurucularının kesin denetimi altında olan ve bunların sözünü dinleyen insanlardı. Bu durum Standard Oil Company için olduğu kadar diğer dev kuruluşlar için de geçerlidir. Daha Standard Oil’in ilk kurulduğu yıllarda Ohio’nun yasama organlarıyla Kongre’de ve ulusal yürütme/yönetim erkinde bu şirketin partizanı olan adamlar türemişti. Halkın temsilcileri, diye tanıtılan bu adamlar, hür-teşebbüsçü basın’ın ve Kongre içindeki karşıt-güçlerce yürütülen arkası kesilmez soruşturma açılması önerisini bir bir budayıp ortadan kaldırmışlardır. (6)  

Soruşturma önerilerine Standard Oil uzun bir süre dayandı ama sonunda da soruşturmaya uğramaktan kurtulamadı. Bu arada Ohio baş savcısına rüşvet vermek istedikleri ve soruşturmadan vaz geçirmeye uğraştıkları da anlaşıldı. Bütün bu çabaların nedeni şirketin gizli kalması gereken kanunsuz ticarette bulunmuş olmasıydı.1889 yılında Ohio valisine bir yazılı rapor veren başsavcı F. S. Monnet, selefine tam altı kez rüşvet önerisinde bulunulduğunu belirtmişti. David K. Watson adlı bu başsavcı 1890 yılında Standard Oil Company of Ohio’nun Standard Oil Trust’e kanundışı ortak bulunduğu iddiasıyla bir dosya açmıştı. (7) Baş savcı Monnet, Standard Oil şirketinin gene kendileriyle ilgili bir başka davada beraat kararı alınması için kendisine 400.000 dolar rüşvet önermiş bulunduğunu da açıklamıştı. Bay Monnet tarafından dosyalanmış olan bu ve diğer davalar 1900 yılında yerine atanan bir başka başsavcı tarafından kısa zamanda hasıraltı edilivermişse de ortaya atılmış bulunan iddiaların ve bilgilerin Standard Oil’in gizli kapaklı çalışmalarının federal mahkemelerce yeniden konu edilmesini önleyememiştir.

Ohio, New York ve Pensilvanya’da Standard Oil Şirketi tarafından desteklenmeyen politikacıların seçim kazanabilmesi adeta mümkün olmayan bir itiyadi olay haline gelmişti. Şirket, ihtiras sahibi her genç politikacıyı desteklemiş, işine gelmeyenlere seçim kazandırtmamıştır. (8)

Rockefeller, tarafından yerleştirilmiş olan bu pratik, günümüzün uluslararası ilişkili şirketlerinin politik yatıtımlarında da geçerli olmaktadır. Bu nedenledir ki, Washington’da gerçekte kamu yararına değil, şirket ve sermaye çevrelerinin yararına çalışmaya kendilerini adamış bir çok ilgili vardır.

Amerika’da ki bu adanmış ilgililerin yanı sıra sayıları az da olsa seçmenlerinin umutlarını boşa çıkarmama ve görevlerini yerine getirme gayretleri içinde olan devlet-memurları da vardır. Ama ne acıdır ki, seçimlerle iş başına getirilmiş olan yöneticilerin büyük çoğunluğu görevlerini yerine getirmemektedirler. Bunun kanıtını görmek isteyenler ABD’deki vergi kanunlarına bakmalıdırlar.

İlkin şuna dikkati çekmek gerekir ki, uygun koşullar tarafından desteklenmeyen hiç himse zengin olamaz. Amerika’da genel uygun koşullar doğal olarak bulunmuştur. Ülke, doğal olarak bakir ve znegindir. Giderek çoğalmakta olan bir ustalaşmış nfusa sahiptir. İlk dönemlerin temiz-görünümlü zirai-merkantil koşullarının altında özel mülkiyeti kollayan bir temel kanunu vardır. Bu zirai-merkantil kanunundan yararlanan ve kendine sayısız avantajlar sağlamış olan ve giderek gelişmekte olan bir makine teknolojisi vardır. Bu girişimciler, satın alınabilir karakter yapısındaki devlet memurlarını da kullanarak amaçlarına erişmişlerdir.

Ünlü Otomobil Kralı Henry Ford, Amerikalı değilde İsviçreli olsaydı ve İsviçre’deki kanunlar çerçevesinde ticaret yapsaydı, ne denli malın gözü olursa olsun Ford Motor Company’yi kurup geliştiremezdi. Aynı şekilde John D. Rockefeller de Amerikalı değil de İngiliz, Rus, Çinli, Fransız veya Alman olsaydı, ne denli kurnaz, üç-kağıtçı ve uyanık olursa olsun Standard Oil Company gibi bir şirketi kurup da devleştiremezdi.

II. Bölüm: Rockefeller’lerin Finansman Gücü

Günümüzde, herhangi bir adamın zenginliğinden söz edileceği zaman ’’Rockefeller kadar zengin’’ denilmektedir. Rockefeller ailesi, toplamda Du Pont’lar kadar zengin değillerdir fakat toplumdaki ad edkinlikleri onlardan daha fazladır.

John D. Rockefeller tarafından yaratılmış olan servet hemen hiçbir kesintiye uğramadan tröstler, vakıflar ve çeşitli yatırımlar aracılığıyla başta oğlu John D. Rockefeller II olmak üzere çocuklarına geçmiştir. Fortune dergisi tarafından net servet değerleri toplamı 400-700 milyon dolar arasında gösterilmiş olan J. D. Rockefeller II, öldüğü zaman geriye sadece 150 milyon dolarlık bir servet bırakmıştır. (9) Yani Fortune, tahmininde az değil çok büyük bir yanılgıda bulunmuştur.Çünkü Rockefeller II, ölümünden çok yıllar önce altı çocuğu ve 22 torunu adına paralar yatırmış ve vakıflar kurmuş bulunuyordu. (10) Bu kurumlardan çocukları ve özellikle de torunlar çeşitli miktarlarda gelirler elde etmektedirler.

1960 yılında ölen John D. Rockefeller II’den kalan mirastan hemen hemen hiç veraset-intikal vergisi kesilmemiştir. Çünkü, servet, dul karısına ve Rockefeller kardeşler Vakfı’na bırakılmıştı. 1948 yılında yeniden düzenlenmiş bulunan veraset-intikal kanununa göre, eşlerden birinin ölümüyle birlikte servetin yarısını vergiden muaf olarak karısına ya da kocasına bırakabilmektedir. Evlilik müessesine değer kazandırmak amacıyla konulmuş olan bu hüküm, gerçekte, Kongre’de etki grupları ve dostları olan zengin kesimin isteği üzerine çıkarılmış bulunmaktadır.Bu nedenle J.D. Rockefeller II’nin servetinin tamamı, yarısı karısına, yarısı da kendi adlarına kurulmuş olan bir vakıf’a kaldığı için vergi budamalarına hiç uğramadan gene aynı ailenin denetim alanı kapsamında kalmıştır.

Kendi kendini yetiştirmiş bir zengin’in oğlu olan John. D. Rockefeller II, 1930’larda elindeki büyük Holding’leri Vakıf-Tröstlere transfer etmeye başlamıştır. (11) Rockefeller II, 18 Aralık 1934 tarihinde, stok değerlerinin olağandışı ölçüde düşük olduğu bir sırada, Abby Rockefeller’e Standart Oil of California’nın %2.13’ünü; tröstlerden birinin %0.99’unu John D. III’e ve diğerinin %0.92’sini Nelson A. Rockefeller’e devretmişti.Toplam olarak devire uğrayan değerler Rockefeller II’nin toplam servetinin %4.04’ü idi.Aynı yıl, aynı çocuklar adına Standart Oil Company of New Jersey’de de tröstler ayrılmıştır. (12) Daha sonra vasiyetnamenin açılmasıyla birlikte altı evlada ve yirmi iki toruna da çeşitli yatırımlar yapılmış olduğu anlaşılmıştır.

Rockefeller ailesinin genel görüntüsü 1930’larda yapılmış olan TNEC araştırmasının açığa koyduğu üzere, şöyledir: Rockefeller Ailesi’nin elinde bulunan holding’lerin %30’u aile denetimi altında bulunan Vakıf-Tröstlere yatırılmış ve %40’ı da şahısların elinde bulunmaktadır. (13) Tümüyle kanunlara uydurularak gerçekleştirilmiş olan bu paylaşımda, aile holdinglerinin elinde bulunan toplam servet değeri Rockefeller ailesine mensup şahısların elinde bulunan servetlerden yüksektir.

Rockefeller ailesinin adına kurulmuş çok sayıda vakıf bulunduğu çeşitli kaynaklarca da onaylanmıştır. Washington Daily News’un 8 Haziran 1967 tarihli nüshasının 69. sayfasında belirtildiğine göre, Rockefeller’ların yaklaşık olarak 75 aile vakfı hesabı bulunmaktadır. Bunların tümü büyük John D. Rockefeller tarafından kurulmuştur. Altı evladı ve 22 torunu adına bu yatırımları yapan Rockefeller I’den sonra yetişen kuşak da kendi çocukları adına vakıflar kurmuşlardır. Halk arasında kuzenler diye bilinen bu yeni kuşak Rockefeller’ların çocuklarının sayısı kırk dört’tür.

Ölümüyle birlikte servetinden indirimli-vergi kesilen başka bir aile ferdi de Rockefeller I’dir. 1937 yılında hayata gözlerini yuman bu efsanevi adamın vasiyeti açıldığında sadece 25 milyon dolarlık bir serveti olduğu görülmüştür. Bu paranın yarısı federal vergilere kesilmiş, öbür yarısı da torunu Margaret Rockefeller Strong’a ve onun çocuklarıyla Rockefeller Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü’ne bırakılmıştır. (14) Rockefeller I’in sağlığında Standart Oil Tröstü’nden elde ettiği gelirlerin tamamı ise oğlu adına ve vakıflarına transfer edilmiş bulunuyordu. ABD’deki vergi hükümlerinin tarihi gelişimine bakıldığında, ortaya çıkan garip duruma göre; 1914 öncesi yıllarda ne kadar para transfer edilirse edilsin bunlardan bir vergi kesilmiyordu. 1924 ve 1930 arasında yapılan transferlerden ise son derece düşük bir vergi kesiliyordu. Çünkü Maliye Bakanlığında o sıralar dünyanın en zengin adamı kabul edilen Andrew W. Mellon bulunuyordu. 1930’larda transfer edilen paralardan ise ancak ekonomik-bunalım-indirimi vergisi kesilebiliyordu.

Uzun lafın kısası Rockefeller I ve II’nin ölümleriyle birlikte servetlerinden kesilen vergilerin toplamı, biraz abartarak söyleyelim ki, hiç’e yakındır. Ve zengin kesim tarafından sürekli olarak kamuya duyurulan ağır vergiler büyük servetleri yerle bir etmektedir masalı ne Rockefeller ne Du Pont ne Mellon ne de aynı Süper-Zengin katında oturanlara dokunmamaktadır. Bunlar 19. yüzyıldan bu yana oluşturdukları servetleriyle hala zengin, rahat ve güçlü olarak yaşayıp gitmektedirler.

Ferdinand Lundberg 1968 yılında yayımlanan The Rich and The Super-Rich adlı kitabında Rockefeller ailesinin servetiyle alakalı şunları kalme almıştı: ’’1938 yılında yapılan TNEC Araştırması tüm zenginleri olduğu gibi Rockefeller Ailesini de iyice incelemiştir fakat TNEC’in Rockefeller’lar için yaptığı tahminde birkaç noksan bulunmaktadır. Şöyleki TNEC Araştırmasına sadece Holding’leri alınmış, bunlara bağlı yan kuruluşları, örneğin bankalar’ı ve sigorta şirketlerini alınmamıştır. TNEC’de dikkate alınmayanlar arasında, her holding’de büyüklük itibariyle ilk yirmiye giremeyen gayrimenkuller ve hisseler de vardır. Rockefeller’ların ticaret bankaları arasında ’’üç büyüklerden’’ biri olarak bilinen Chase National Bank’taki yatırımlarıyla New York’taki Rockefeller Center hesaplara katılmamıştır.

Aşağıdaki tabloda Rockefeller’ların ellerinde bulundurdukları yatırımların yüzdelerini ve bunların değerlerini 1964 yılı kapanış fiyatlarına göre göstermektedir. (15) TNEC tarafından ilk yirmiye alınan en büyük hissedarlık oranlarına vakıflar dahil edilmiştir.

                                                               En büyük hissedarlık yüzdesi             1964 piyasa değeri dolar

Atlantic Refining Co. (S.O.)                      1.16                                                     6.821.025

Bethlehem Steel Corp.                              0.41                                                      10.379.268

Consolidated Edison                                 0.28                                                       10.170.255

Consolidated Oil Co.                                 5.71                                                       49.058.436

Illionis Central İndustry                           0.84                                                      14.055.174

International Harvester Co.                     0.32                                                      536. 364

Middle West Corporation                         2.11                                                        24.604.360

Missouri-Kansas-Teksas R.R.                   1.14                                                        8.272.495

  Norfolk and Western Ry.                         0.32                                                         115.679

Marathon Oil Co.                                    19.52                                                         190.165.807

Chesapeake ve Ohio R.R.                        1.45                                                          23.927

Phelps Dodge Corp.                                0.74                                                          5.381.811                                                      

Radio Corporation                                   0.22                                                          4.362.775

Santa Fe Railway                                    0.38                                                           1.576.563    

Socony Mobil Oil Co.                               16.34                                                         771.303.099

Standard Oil Co. Kalifornia                       12.32                                                       664.330.693

Standard Oil Co. Indiana                          11.36                                                       334.335.677

Standard Oil Co. New Jersey                 13.51                                                      2.628.070.253

U.S. Steel Corp.                                       0.12                                                            3.361.473  

Western Pacific RR                                   4.79                                                           3.916.487

 

                                                                                                                   Toplam: 4.741.515.014

Elinde bulunan mülk-değerleri bakımından dünyanın en büyük sanayi kuruluşu olan Standard Oil of New Jersey Company’de Rockefeller’ların gerçekte %20.20’nin üstünde bir (parasal) alım-güçleri bulunmaktadır. Bu nedenle de kuruluşun denetiminde en büyük söz hakkı Rockefeller’lere düşmektedir. Bu kuruluşun bir miktar stok değeri de Standard Oil Company’nin İndiana kolundadır ve bunların hissesi kendilerine ancak azınlık denetimi sağlayabilmektedir.Standard Oil of Indiana Company’nin Standard Oil Company of New Jersey’de bulunan hissesi nedeniyle Rockefeller Ailesinin bu dev kuruluşta (New Jersey) gerçekte %15.38 hissesi bulunmaktadır. Bu hisse de elbetteki Rockefeller’lara kesin bir söz üstünlüğü tanımaktadır.

Zaman zaman kamuya yapılan duyurularda, Rockefeller’lerin de tıpkı Mellon’lar gibi ellerindeki malların bir bölümünü devrettikleri ya da sattıkları duyurulmuştur. Gerçekten de John D. Rockefeller Jr., Sacony Mobil Oil’deki holdingini ve Mellon da Gulf Oil’deki holdingini satmıştır. Fakat bunlardan elde edilen gelirlerin nereye yatırılmış olduklarından hiç söz edilmemiştir.

TNEC araştırmasında gösterilen, Rockefeller ailesinin, şahıslarının ve vakıf-tröstlerinin elinde bulunan şahsi sanayi holdingleri’nin 1964 yılı kapanış fiyatlarına göre piyasa değerleri ve ortaklık yüzdeleri aşağıdaki tabloda gösterildiği gibidir:

                                                                 En büyük hissedarlık yüzdesi             1964 piyasa değeri dolar

Atlantic Refining Co.                                          1.16                                                  6.812.085

Bethlehem Steel Corp.                                       0.41                                                  10.379.268

Consolidated Oil Corp                                        5.71                                                   49.058.436

Ohio Oil Co.                                                         9.83                                                   190.165.807

Socony Vacuum Oil Co.                                     16.34                                                  771.303.099

Standard Oil Co. of Kalifornia                          11.83                                                   639.326.406

Standard Oil Co. of Indıana                              7.83                                                    236.721.770

Standard Oil Co. of New Jersey                        8.69                                                    1.691.696.720

Eğer bu tutardan dul bayan Rockefeller için 100 milyon dolar düşersek (Bayan Rockefeller’in elinde bulunan holdinglerin 1960’dan bu yana birleşik değer olarak bu kadar olduğunu düşünerek) üçüncü göbekten olan altı evlada şahsen 570.077.232’şer milyon dolar isabet eder.

Vakıfların ellerinde bulundurdukları holdingleri belirli zamanlarda kamuoyuna açıkladıkları düşünülürse, TNEC araştırmasında adlarından söz edilen vakıflardan günümüzde işler halde bulunanların toplam servet tutarları incelenerek daha kesin rakamlar elde edilebilirdi. Fakat 1937 yılından günümüze Rockefeller vakıflarında büyük ölcüde değişimler yapmışlardır. Bu nedenle Rockefeller’lere ait vakıfların kesin olarak bilinenleri dışında kalanları, ne yazıkki incelenememektedir.

TNEC tarafından yüzde tahminleri yapılan vakıfların ellerinde bulunan holdinglerin, 1964 yılı sonuna göre değerleri 1.146.051.423 dolar olmalıdır. Foundation Directory 1964’e göre ise 1962 yılının sonunda –eldeki en geçerli rakam bunlardır- vakıfların ellerinde bulunan holdinglerin servet değerleri -1962 yılı 1964’den daha düşük borsa fiyatları gördüğü için- 823.485.972 dolardır. TNEC’den yola çıkarak yaptığım hesap buna göre 322.565.451 dolar fazlalık gösteriyor demektir.

Bu rakamların geçerli olup olamayacağını tartışmadan önce, bilinen ve halen var olan Rockefeller vakıflarının durumlarını incelemek gerekir. Foundation Directory tarafından adları ve birleştirilmiş servet değerleri gösterilen bu vakıflar şunlardır:

Vakıf İsmi                                                Kuruluş Tarihi                                 1962 yılının sonuna göre               

General Education Board                             1902                                                         $342,834

Rockefeller Foundation                                1913                                                         $632,282,137

Sealantic Fund                                            1938                                                            $11,639,033

Jackson Preserve, Inc.                                 1940                                                          $21,939,398

Rockefeller Brothers Fund                            1940                                                         $152,386,637

American Int'l Ass'n for

Economic and Social Development

(Rockefeller iştiraki)                                      1946                                                        $752,585

Council on Economic and Cultural 

Development                                               1953                                                             $3,360,950

Chase National Bank Foundation 

(Rockefeller iştiraki)                                       1958                                                         $782,398                                                                                                                                    Toplam                                                                                                                            ____________                                                                                                                                                                                                                                                                                                     

                                                                                                                                         $823.485.972

 

TNEC araştırmasının yapıldığı yıllarda bu vakıflardan sadece Rockefeller Foundation ve General Education Board ve Spelman Found bulunuyordu. Sonuncusu daha sonra ticaretten çekilmiş ve 1938’den bu yana altı yenisi kurulmuştur.

TNEC tarafından daha önce belirtilmiş olan; Rockefeller Ailesi’nin elinde bulunan holdingler’in %30’u vakıflarda; %30’u şahıslar adına kurulmuş Vakıflarda ve %40’ı da şahıslar tarafından elde bulundurulmaktadır. Bulgularını ve 1962 yılının vakıf değerlerini temel alarak bir hesap yapsak, aşağıdaki tablo 1962 yılında Rockefeller’lerin ellerinde bulunan holdinglerin parasal değerini açığa koyar:

Vakıflar (yüzde 30)                                                                                                823.485.972

Şahıslar adına kurulmuş vakıflar (yüzde 30)                                                       823.485.972

Şahısların holdingleri (yüzde 40)                                                                          1.077.981.296

Toplam                                                                                                                     2.724.953.240

TNEC’in yüzdelerini ve vakıfların son durumlarını ele larak hesaplara girmenin bazı sakıncaları vardır. Çünkü bunların aracılığıyla bulunacak rakamlar aşağı doğru bir eğri çizecektir. Bu durumu şöyle açıklayabiliriz. Bir; şahısların ellerinde bulunan servetler sanayinin en işlek kolu olan petrol’e yatırılmış durumdadır. İki; vakıfların ellerinde bulunan servet değerleri ister istemez değerleri sabit-artışlar gösteren ya da hiç göstermeyen esham’a bağlanmıştır.Ayrıca, günümüzde vakıfların  anlamı eskiye oranla bir hayli değişimlere uğramıştır. Bu nedenle benim hesaplarıma göre, vakıfların ellerinde bulunan holdingler, şahıslar adına kurulmuş vakıflara ve şahısların holdinglerine oranla ya %30’dan az ya da ellerindeki servet değerleri benim 1964 yılı için bulduğum 1.146.051.423 dolar rakamına yakındır.

Daha kesin bir inceleme isteyenlere bir yol daha göstereyim. Buna göre;  3.595.463.591 ile 823.485.972 rakamları toplanır. (Bunlardan birincisi 1964 yılı için şahısların ellerinde bulundurdukları holdinglerin toplamı, ikincisi de vakıfların 1962 yılındaki toplam servet değerlerini göstermketedir). Böylece birleşik holding servetlerinin toplam değeri olan 4.418.949.563 bulunur. Benim daha önce bulduğum 4.741.515.014 ise Rockefeller ailesinin (fertleri ve toplam holdingleri ve vakıflarıyla birlikte) tümünün servetini göstermekteydi. TNEC’de ise sadece ailenin elinde bulunan servet değerleri (onların da büyükleri) dikkate alınmıştı.

Eğer Chase Bank, Rockefeller Center ve diğer birçok yatırım ve gayrimenkul da hesaba katılırsa, Rockefeller’lerin finansman gücünün en azından 6 milyar dolar civarında olduğu görülebilecektir. Böyle bir servete sahip bulunan Rockefeller ailesi genede Du Pont’ların gerisinde fakat Mellon’larla baş başa yarışır durumdadır.

Bir kez daha belirtelim ki, TNEC araştırmasında Amerika’daki en büyük 200 kuruluştan yirmisi dikkate alınmıştır. Bunlara dair yapılan araştırma ellerinde bulunan tahvillere, senetlere ve bunlar aracılığıyla yapılmış banka, fon, sigorta ya da vakıf yatırımlarına göre düzenlenmiştir. Ayrıca ilk yirmiye giren ailelerin servet durumlarının tam bir dökümü de yapılamamıştır. TNEC’in yöntemine bakıldığında, 200 en büyük kuruluş içinde 21. sırayı alan şirketin ya da şahsın da ilk yirmide gösterilmiş olan ailelerden birine mensup olabileceği, fakat sıralamada 21. olduğu için genel toplamda dikkate alınmadığı görülebilir.’’

III. Bölüm: Hanedansı Görüntüler: Rockefeller Klanı

John Davison Rockefeller Jr.

Standard Oil Tröstü’nün kodomanı John D. Rockefeller’in dört çocuğu vardı: Bessie (1866-1906), Edith (1872-1932), Alta (1871-1926) ve John Davison Rockefeller Jr. (1874-1960).

John D. Rockefeller’in en küçük kızı olan Alta Rockefeller 1901 yılında kaliteli bir New York şirket avukatı, Kanun konularında yazar ve yayımcı olan E. Parmalee Prentice ile evlenmiştir. Alta’nın Prentice’den üç çocuğu vardı: John Rockefeller Prentice, Mary Adaline ve Spelman.

John D. Rockefeller’ın yüksekokula (Vassar Koleji) giden tek kızı olan Bessie ise 1889’da bir piskoloji profesörü olan Dr. Charles A. Strong ile evlenmiştir. Bessie uzun bir hastalıktan sonra felç geçirerek Côte d’Azur’da (Fransız Rivierası) ölmüştür. Bessie’nin 1897 yılında doğmuş olan Margaret adında bir kızı vardı.

Edith Rockefeller, babası büyük John’un hanedansı ilişkilerinin tuzağına düşen tek kızıydı. Edith Rockefeller 1895 yılında babası büyük John’un da büyük yatırım yaptığı International Harvester Company’nin baş varisi ve Chicago’nun en zengin ailelerinden birinin oğlu olan Harold Fawlor McCormick ile evlenmiştir. Bu birliktelikten hayatta kalan üç çocuk dünyaya gelmiştir: Harold Fowler McCormick (1898), Muriel McCormick Hubbard (1902) ve Mathilde McCormick Oser (1905). Edith ve Harold 1921 yılında ayrılmışlardır.

Ama Petrol Baronu John D. Rockefeller’ın cevheri oğlu John Davison Rockefeller Jr. idi. Rockefeller II, 1874 yılında Clevaland’da doğmuştu. 1897 yılında Brown Üniversitesinden mezun olan Rockefeller II, 1901 yılında ABD’nin Rhode Island Senatörü Nelson Wilmarth Aldrich’in kızı Abby Aldrich ile evlenmişti. Rockefeller II; Missouri Pacific Railroad, Standard Oil Company of New Jersey (daha sonra başkan-yardımcısı oldu), National City Bank of New York, Manhattan Railway Company, Colorado Fuel and Iron Company, American Linseed Company, United States Steel Corporation, Deleware, Lackawanna and Western Railroad gibi birçok devasa şirketin müdürüydü. Kendisi aynı zamanda Chicago Üniversitesi’nin Mütevellisiysdi ve Rockefeller Institute for Medical Research, General Education Board ve Rockefeller Foundation gibi çeşitli Rockefeller kuruluşlarının yöneticisiydi. (16)

Rockefeller Kardeşler (Rockefeller Brothers)

David Rockefeller'in Portresi

David Rockefeller Chase Manhattan Bank'taki ofisinde

Nelson Rockefeller

Winthrop Rockefeller

John D. Rockefeller III

John Davison Rockefeller II’nin altı çocuğu vardı: John D. Rokcefeller III. (d. 1906), Nelson Aldrich Rockefeller (d. 1908), Laurance S. Rockfeller (d. 1910), Winthrop Rockefeller (d. 1912), David Rockefeller (d. 1915) ve Abby Mauzé’.

Rockefeller II’nin ilk çocuğu olan Abby 1903 yılında doğmuştur. Miss Chapin’s School ve Brearley School’da okuyan Abby, çocukluk arkadaşı David Meriwether Miltonla evlenmiştir. 1943 yılında kocasından ayrılan Abby daha sonra Columbia Üniversitesinde Nöroloji profesörü olan Dr. Irving Hotchkiss Pardee ile evlenmiş ama kısa bir süre sonra dul kalmıştır. Daha sonra bir banker olan Jean Mauze ile evlenmiş ve sonra yine dul kalmıştır.

Rockefeller II’nin beş oğlundan ilki olan John D. Rockefeller III, 1906 yılında dünyaya gelmiştir. İlk eğitimini Browling School’da alan John, sonrasında Windsor’daki Loomis School’a gitmiştir. John III, 1929 yılında Princeton Universitesinden mezun olmuştur. John D. Rockefeller III, Rockefeller Foundation’ın, General Education Board’ın muharras üyesi, Princeton Universty’nin ve Harvad-Yenching Instititute’nin mütevellisi, United Negro Collage Fund’ın ulusal danışmanı, Product of Asia, Inc.’nin ve Product of India Inc.’nin murahhas üyesi, Japon Society Inc. ve Asia Society Inc.’de reislik görevindedir. II. Dünya savaşı sırasında United States Naval Reserve’de üst teğmen rütbesiyle görev almış 1945’in sonlarına dek Deniz Kuvvetleri Kumandalığı sekreterliği özel yardımcılığında bulunmuş ve 1951 yılında Japonya ile barış görüşmeleri sırasında Allan Dulles’a danışmanlıkta bulunmuştur. 1951’de San Francisco’da toplanan Amerikan-Japon barış görüşmeleri konferanslarına Amerika’nın delegesi olarak katılmıştır. Kendisi şu nişanlarla taltif edilmiş bulunmaktadır: Order of Auspicious Starof China, Order of the British Empire, Grand Cordon of the Order of the Sacred Treasure of Japan, Grand Cordon of the Star of Ethiopia, Most Exalted Order of the White Elephant of Thailand ve Commander of the Ordre des Millions d'Elephantset du Parasol Blanc of Laos. 

Diğer Rockefeller kardeşlerden Şanslı Kapitalist diye tanınan Laurance B. Rockefeller, Rockefeller Brothers Inc.’in, Caneel Bay Plantation Inc.’nin, Rockefeller Center Inc.’nin muharras üyesi ve Filatures et Tissages Afracains’in müdürüdür. Aynı zamanda Cape of Good Hope Corporation’un ve Dorado Beach Hotel Corporation’ın da başkanıdır. Rockefeller Brothers Fund’da reis ve mütevelli, Conversation Foundation’da mütevelli, New York State Councel of Park’da muharras üye, Mashachusets Institutes of Technology’de yönetim kurulu üyesi, YWCA’da mütevelli, Jackson Hole Reserve’de müdür ve mütevelli, Sealantic Fund’ın ikinci başkanı, American Conservation Association’ın müdür ve mütevellisi, New York Zoological Society’de ikinci başkan ve mütevelli ve çeşitli diğer kuruluşlarda da müdür, mütevelli ve yüksek kademedeki memur durumundadır. Kendisi, Commandeur de L’Ordre Royal du Lion, ve Belçika için seçilmiş, Amerikan Ziraat Bakanlığı Özel Hizmet Ödülünü almış, Horace Marder Albright Scenic Preservation’a layık görülmüştür. II. Dünya savaşı sırasında orduda üst teğmen rütbesiyle görevde bulunmuştur. Hava Kuvvetleri ihtiyatlarına üyedir.  

Diğer kardeş Winthrop Aldrich Rockefeller, Rockefeller Brothers Inc.’in, Rockefeller Center Inc’in ve Little Rock’daki Union National Bank’ın Genel Müdürüydü. IBEC’in konutçuluk şirketine ve Winrock Enterprisea’ya murahhas üyedir. Industrial Relations Council’in mütevellilerinden biridir. Colonial Williamsburg Inc.’nin ve Williamsburg Restroration Inc.’nin yönetim kurulu üyesidir. Ankasas Sanayi kalkınma komisyonunda üye; National Urban League’da, Rockefeller Brothers Fund ve National Fund for Medical Education’da mütevellidir. Arkansas’da Vali olan Winthrop, Rockefeller ailesi’nin yetiştirdiği tek subaydı. Winthrop, 1941 yılında er rütbesi ile orduya katılmış ve yarbaylığa kadar yükselmiştir. 77. Hafif piyade alayında görev yapmış olan Winthrop, Guam, Leyte ve Okinawa saldırılarında bulunmuştur. Ülkede bir savaş kahramanı olarak tanınan Winthrop, Bronze Star ve Purple Heart madalyalarını almıştır.

Bir diğer kardeş, Nelson Aldrich Rockefeller ise ülkenin en önemli kenti olan New York’ta üç kez valilik görevinde bulunmuştu. Nelson, 1938-1945 yılları arasında New York’taki ünlü Rockefeller Center’ın başkanlığında, 1940-1944 yılları arasında Amerika’nın Uluslararası İlişkiler Federal Koordinatörlük görevinde, 1944-1945 arasında Maliye Bakanlığı Yardımcılığında, 1950-51 arasında Uluslarası Kalkınma Danışmanlar Kurulu üyeliğinde, 1954-55 arasında ABD Başkanı Özel Yardımcılığında, 1953-1954 arası Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Sekreteryasında, 1974-1977 yılları arasında da Gerald Ford hükümetinde ABD Başkan-Yardımcılığı görevinde bulunmuştur. Nelson Rockefeller, devletin yönetiminde yardımcı olmadığı zamanlarda diğer çeşitli mütevellilik, genel müdürlük, reislik, başkanlık ve murahhas üyelik görevlerinde bulunmuştur. Genellikle, müzelerin, vakıfların ve diğer çeşitli kuruluşların çalışmalarına katılmıştır. Kendisi; Order of Merit of Chile (Şile), National Order of Southern Cross of Brazil (Brezilya) ve Order of the Aztec Eagle of Mexico (Meksika) nişanlarını almıştır.

1915 yılında New York’ta doğan David Rockefeller ilk eğitimini Horace Mann School ve Lincoln School’da almıştır. 1936 yılında Harvard Üniversitesi'ni bitiren David ardından Londra Ekonomi Okulunu (London School of Economics) ve Chicago Üniversitesi'ni (University of Chicago) bitirmiştir. David Rockefeller, bir süre (140-1941) New York’un ünlü Belediye reisi Fiorello La Guardia’nın sekreterliğinde bulunmuştur.

David Rockefeller, dünyanın en büyük üç ticari bankasından biri olan ve birçok kuruluşu denetimi altında tutan Chase Manhattan Bank’ın Başkanı’dır. Aynı zamanda The Chase International Investment Corporation’un, dev konutçuluk kuruluşu olan Morningside Heigts, Inc.’nin murahhas üyeliğinde, B.F. Goodrich Company’nin ve Rockefeller Brothers Inc.’nin müdürlük görevlerinde bulunmuştur.  II. Dünya savaşında orduda yüzbaşı görevinde bulunmuştur. Rockefellerlar’ın malı olan çeşitli vakıf ve müzelerin mütevellisidir. Mezunları arasında olduğu Harvard Üniversitesinin gözlemcisidir. Universty of Chicago’dan Ph. D. (Doktora) dercesi almıştır. Kendisine, Fransızların Legion d’Honneur ve Liegion de Merite nişanları verilmiştir. 1940 yılında Unused Resources and Economic Waste (Kullanılmayan Kaynaklar ve İktisadi İsraf) adlı bir kitap yayınlamıştır. 1949 yılından beri CFR üyesi olan David Rockefeller, 1951-1970 arasında bu konseyin başkanlığını yürütmüştü. Görüleceği üzere bu adam, her seçim döneminde sandık başına gidip de oy kullanan sıradan yurttaşlardan çok farklı bir adamdır. Kardeşleri gibi taşıdığı uluslarası nişanlar bir yana, daha sayısız mütevellilik, muharras üyelik ve genel müdürlük görevleri vardır. Bu nedenle bu adam varlıklı diye bilinen adamlara da pek benzemektedir. Onlardan da çok üstte bir yerde yaşayan bu adam, tam anlamıyla bir finansal-politikacıdır. Olağanca ağırlığıyla ülkeler/hükümetler, sanayiler ve kültürel kurumlar arasındaki bir odak noktasını oluşturmaktadır.

Sayısız Kar-gücü ve kar-getirmeyen kuruluşla çevrelenen Rockefeller kardeşler, kentite ve kalite bakımından her şeyin benzer bir gölgelenme içinde olduğu uluslararası sanayi, sermaye, (finansman), kültür ve politika çalışmaları içierisindedir. Rockefeller’lerin günümüze egemen olan üçüncü kuşağı (John D. Jr’ın beş oğlu ve bir kızı) parmaklarında çağdaş binbir gece masallarında yer alabilecek bir zeametçilik saltanatını taşımaktadırlar. Bu kuşak sadece çokluk bakımından değil, keyfiyet bakımından da zengindir.  Ve bu görünümüyle tıpkı iyi süslenmiş bir Yılbaşı çamını hatırlatmaktadır.

Rockefeller Kardeşlerin (John D. III, David, Winthrop, Nelson, Laurance, Abby) hepsi de akıllı kimselerdir. Akıllı oluşlarının temelinde görkemli yaşantılarının ve sayısız danışman zekasının ortaklığının ve sayısız deneyin olgunluğu yatmaktadır. Tıpkı bir devlet reisi gibi, ellerinin altında kafalarında taşıdıklarından daha çok bilgi vardır. Çağdaş dünyada neler olup bitiyorsa bunların tümünden haberdardırlar. Hatta işin aslına bakılırsa, çağdaşlarının çoğundan daha çok ileri-düşünme yapabilecek durumdadırlar.

Bu Halleriyle dışarıdan bakıldığında bir imparatorluğu andıran Rockefeller Kardeşlerin kendilerine bakışlarıysa, bir gözlemcinin edinebileceği izlenimlerden oldukça değişiktir. Gerçi bu da halkla ilişkiciler tarafından işlenilen ve birçok insanın aklına yerleşmişolan bir sonuçtur. ’’Çocukların babası’’ diyor Joe Alexander Morris, annesi tatarfından kendi aklına sokulmuş olan, ’’ailenin tüm serveti Tanrı’nındır ve bizler de onun hizmetçileriyiz’’, düşüncesiyle yetişmişlerdir. O da (baba) bu düşüncenin ana hatlarını kendi çocuklarına işlemiştir…’’. (17) Anlaşılacağı üzre, bu yüzden bu insanlar servet-sahipliğinin hizmetçileridirler. Bu mütevazi rolleri gereğince de beraberlerinde çeşitli dokunulmazlıkları, üstünlükleri, değişmez anavtaj ve dezavantajları ve geniş bir zenginliği taşımaktadırlar.

II. Dünya Savaşı sonrasında yurtdışı ticareti tartışan Nelson Rockefeller şöyle demekteydi: ’’Geçtiğimiz yüzyılda sermaye en büyük karları sağlayabileceği ülkelere gitmişti. Bu yüzyıldaysa, sermaye gittiği yerlerde en büyük hizmeti oluşturmalıdır.’’ (18) Ne soylu sözler…

Gene, Latin Amerika’da çeşitli finansmanlar yapılması konusunda da Nelson, şöyle konuşmaktaydı: ’’Bizler gerçekten de pilot tesisler kurmalıyız. Bizim hayata bakış açımız çözümler bekleyen sayısız sorunla karşı karşıyadır. Pilot tesisler çalışmalarımızın, Amerikan girişimciliğinin, sorunları çözümlemede yardımcı olduğunu gösterebileceğini ummaktayım. Çünkü bu sorunların, bizim, günümüz dünyasındaki günlük yaşantımızı ve ulusal önemimizi ilgilendirdikleri inancındayım. Eğer düzenimizin sürmesini istiyorsak bizim bu sorunların üstesinden gelmemiz gerekmektedir.’’ (19) Demek ki, düzenin sürdürülmesi dikkat edilecek bir hususmuş!…

Kısacası, Rockefeller kardeşler, kendilerini, dünya sorunlarını kendi düzenleriyle uyum içerisinde çözümlemek ve hizmet sunmak amacıyla çalışan hizmetkarlar olarak görmektedirler. Gerçekteyse bunlar, büyük akılsızca tutumlar tarafından oluşturulmuş sınırların içerisindeki sorun çözümleyicileridirler.

Sorun-Çözümleyici Rockefeller kardeşlerin servetiyle ilgili gerçek ipuçları doğumlarından bu yana dikkatlice korunmaktadır. Babaları (John II) tarafından hazırlanmış olan tröst-yatırımların hiçbiri açıklanmış değildir. Bunların nasıl hazırlanmış bulundukları da bilinmemektedir. Hatta bu yatırımlarda kimlerin mütevelli oldukları bile ancak aile mensupları ve birkaç baş danışman tarafından bilinmektedir. Kardeşlerin en yoğun servetlerinin Standard Oil of New Jersey, Creole ve Socony-Vacuum gibi dev kuruluşlarda olduğu bilinmekteyse de gerçek servetlerinin ne kadar olduğu ancak kendileri tarafından bilinmektedir. (20)

Kapital’in sadece kendi çocuklarına dağıtılabileceği vakıf-tröstlerden (zincirleme mal bırakabilme düzenine bir örnek de budur, torunlar da yeni vakıf-tröstler kurarak bunu kendilerinden sonrakilere aktarabilirler) ayrı olarak Rockefeller kardeşlerin yatırımları 1946 yılında kendileri tarafından kurulan Rockefeller Brothers Inc. eliyle işletilmektedir. Rockefeller Kardeşler bu özel yatırım şirketini muhtemelen Standard Oil’den bir miktar aktarımda bulunarak kurmuşlardır. Şirketin elinde bulunan servet tutarının değeri bilinmemektedir. Ayrıca kardeşler 1940 yılında kar-gütmeyen ya da hayırseverlik amaçlarıyla işletilen malları finanse etmek için Rockefeller Brothers Fund’ı (Fon) kurmuşlardır. (21)

Kardeşlerden hiçbiri Standard Oil Şirketlerinde faal işletmecilik görevlerinde bulunmuş değillerse de, tıpkı babaları gibi, bazısı küçük memurluklarda ve belli bir süre için müdürlüklerde bulunmuştur. Kardeşlerin hepsi de Rockefeller Brothers Inc.’in ve Rockefeller Center Inc.’in yöneticisidirler. Ayrıca gene hepsi Rockefeller Brothers Fund’ın mütevellileridirler.

Rockefeller kardeşlerde, çalışma düzeni dört kardeş arasında yürütülmektedir. John D. Rockefeller III genellikle hayır kurumlarının başında, David Rockefeller Bankacılık ve Finansman, Laurance Rockefeller yeni yatırımları, Nelson Rockefeller da politik konuların başında bulunmaktadır. Winthrop, gerek orduda geçirdiği ve yarbaylığa dek yükseldiği günlerden edindiği deneylerden gerekse aile içinde kendini kardeşlerinden ayrı tutmuş oluşuyla diğer Rockefeller’lardan ayrılmaktadır. Winthrop, kardeşlerinin tüm yatırımlarında ortak olmakla beraber onlarla birlikte çalışmaktansa kendi başına iş kurmayı yeğlemiştir.

Kardeşlerin ilişkili oldukları tüm, kar getirici veya hayırseverce çalışmaların neler oldukları tek tek yazılmaya kalkılsa uzun bir katolog tutar. Ünlü yazar Joe Alexander Morris, sadece John D. Rockefeller III’ün on sekiz yıllık bir dönem içinde otuz altı komitenin yönetim kurulunda olduğunu ve diğer kardeşlerin çalışmalarını bulabilmek için bu rakamı beş ile çarpmak gerektiğini söylemektedir. Bu ilişkilerden bazıları sürekli bazılarıysa geçicidir. Rockefeller’lar geçmişten edindikleri bazı nahoş deneyler nedeniyle (1913’de patlak veren Colarado Fuel and Iron Company grevinde olduğu gibi) kendilerini maddi bakıdan ilgilendiren her konuya doğrudan doğruya kendileri girmektedirler. Kendilerine çalışan diplomatlar ya da finpols (finansal-politikacı) olarak bakmak gerekir.

Rockefeller Kardeşlerden Laurance’nin başında olduğu Rockefeller Brothers Inc. şirketi görünüşü itibariyle ileri tekolojik yatırımlarda bulunmaktadır. Laurance Rockefeller kendi başına da teknolojik yatırımlarda bulunmaktadır ve Morris gibi yazarlar onun bu girişimlerinden kardeşlerine pay ayırıp ayırmadığını bildirmemekte ve konuyu karanlıkta bırakmaktadırlar. Anlaşıldığı kadarıyla Laurance bazen kendi başına, bazen de kardeşleri adına çalışmaktadır.

Morris’in bildirdiğine göre kardeşler, Rockefeller Brothers’ın girişimci atılımlarına ilk dört yıl içinde 4 milyon dolardan daha az para bağlamışlardır. Aynı dönem içinde şirkete yaptıkları toplam yatırımsa 15 milyon doları bulmaktadır. (22) Rockefeller Brothers Inc.’,nin açıklanan amacı, ’’fazla kar amacı gütmeksizin toplumsal ve ekonomik gelişime katkıda bulunacak yatırımları gerçekleştirmektir.’’ (23)

Kardeşler arasında makine tutukunu olarak bilinen Laurance, 1938 yılında havacı Eddy Rickenbacker ile North American Aviation’ı satın almıştır. Bu kuruluşun adı daha sonra, büyük kar-kapısı olan Eastern Air Lines’a dönüşmüştür. Laurance daha sonra helikopter imalatçısı Plat le Page’i, daha sonra da J.S. McDonnell Aircraft Corporation’ı eline almıştır. Bu kuruluşta kardeşler savaş sonrasında ortaklaşa orijinal yatırım olan 400.000 doların %20’sini ellerinde tutmaktaydılar. Burada, Laurance’nin kendi başına tuttuğu bir hisseyle Moris tarafından konulmuş 10.000 dolarlık bir hisse de vardı. Bu şirket, Kore Savaşı sırasında Amerikan Hava Kuvvetlerine hava üstünlüğü sağlayan Phantom ve Banshee jet savaş uçaklarını hazırlamıştır. Şirket şimdilerde uzay teknolojisiyle ilgilenmektedir. (24)

Kardeşlerin diğer yatırımları arasında, ram-jet ve pulse-jet motorlarıyla elektironik havacılık tehcizatı imal eden Los Angales’deki Marquard Aircraft Company; cyclotron (atom çekirdeği bombardıman eden aygıtı) tehcizatı, radar, elektrikli uçuş kontrol ve yön gösterici aygıtları imal etmekte olan Boston’daki Loborator For Electronic, Inc.; Aircraft Radio Corporation, Horizons Inc. ve Glenn L. Martin havacılık gibi kuruluşlar sayılabilir. (25)

Laurance kendi başına, Reaction Motors’da (%21), Marquardt Aircraft’da (%20), Wallace Aviation’da (%27), Flight Refueling’te (%30) Piasecki Helicopter’de (%17), Airborn Instruments’da (%24), Aircraft Radio’da (%24), New York Airways’da (%3), Horizons’da (%5) ve Nuclear Development Association’de (%17) hisseye sahiptir. (26)

Fortune’un belirttiğine göre, bu venture (girişimci), şansına yapılmış girişimlerden beşte dördü büyük başarı kazanmıştır. (27)

Rockefeller Kardeşler tarafından 1940 yılında kurulan Rockfeller Brothers Fund’da ise Rockefeller’lerin geniş çaplı yatırımları vardır. Rockefeller Brothers Fund’ın elinde Standard Oil Company of New Yersey’in, Standard Oil Company of California’nın, Sacony Mobil Oil Company’nin, Marathon Oil Company’nin, bir Standard Oil ünitesi’nin ve Cahase Manhattan Bank’ın stokları vardır. Bu stokların tümü, tabiidir ki, toplu oy gücünü temsil etmektedir. Aynı stokların, ailenin elindeki diğer holding-değerlerin güçleriyle birbirliği oluşturmakta olduğu düşünülürse, toplu oy gücünün daha da yüksek olacağı görülür. Bunlara ek olarak, Alcoa, AT&T, Armour, Bethlehem Steel, Chrysler, Du Pont, Eastman Kodak, Ford Motor, General Electric, General Motors, Great A&P, IBM, International Nickel, International Paper, National Cash Register, Polaroid, Sears, Roebuck, Texaco gibi kuruluşlarda da küçük çaplı holdingler bulunmaktaydı. Fund tarafından da ima edildiği üzere, o günlerde, Rockefellerler, Ameria’nın şirketler yapısı içinde hemen her köşeye dal budak salmış durumdaydılar.

Morris’in anattığına göre Rockefeller Kardeşler para kazanmaya aşırı dikkatli bir biçimde meraklıydılar. Yalnız, Morris’in dediğine bakılırsa, onların bu merakı parayı para olarak kazanmaktan ve aşırı servetler oluşturmaktan ileri gitmemekteydi. Rockefeller kardeşlerin para kazanmaya olan ilgileri Kişisel yeteneklerini İspatlayabilmek amacını taşımaktaydı. (28) Yazara göre, bu insanlar için para, yapıyı kurmaya yarayan bir alet’ten başka bir şey değildi. Para konusunda konuşmayı gereksiz, hatta sıkıcı bulmalarının nedeni, paraya olan aşırı doygunluktan ileri gelmekteydi.

Rockefeller Kardeşlerin kendi aralarında yaptıkarı işbölümü gibi birde dünya çapında (belki de bilinçsizce) yaptıkları bir etki alanları bölüntüsü vardır. Latin Amerika; Venazuella’da büyük bir çiftliği bulunan Nelson’un yerleşme alanı görünümündedir. Onun oğlu IBEC’in yüksek kademedeki yöneticilerinden biridir. John D. Rockefeller III ise genel hükümranlık alanı olarak kendisine Doğu’yu seçmiştir. David’se dünyada 200 büyük şubesi bulunan bankanın başında bulunması gerekçesiyle bütün alanları denetler durumdadır. Anlaşıldığı kadarıyla Laurance, kendisine hedef olarak Afrika’yı seçmiştir.

Rockefeller kardeşlere topluca bakıldığında bunların her birinin kendi başına belli bir ağırlıkta olduğu görülür. Açıkça görüleceği üzere, topluca-düşünmektedirler. Ancak uluslarası düzeye çıkıldığında bu toplu görüş kendine yeni bir boyut edinmektedir. Kısacası, dünya baştan aşağı bu adamların çalışma alanı görünümündedir.

Rockefeller ailesini John D. Rockefeller’den gelen kolunu sürdürecek olan dördüncü ve beşinci kuşaklar da şimdiden hazırlanmıştır. John D. Rockefeller’in ailesinin dördüncü kuşağına giren yirmi dört kişi vardır. John D. Rockefeller III’ün bir oğlu, üç kızı, Nelson’un beş oğlu ve iki kızı, Laurance’ın bir oğlu ve üç kızı, Winthrop’un bir oğlu, David’in iki oğlu ve dört kızı ve Abby’nin de iki çocuğu bulumaktadır. Bu torunlardan bazıları da evlenmişler ve çoluk çocuğa karışarak ailenin beşinci kuşağını oluşturmaya başlamışlardır.

Greenwich Rockefeller’leri

William Rockefeller 

Percy Avery Rockefeller (1878 -1934)

James Stillman Rockefeller (1902-2004)

Şimdi de Rockefeller ailesinin William Rockefeller’dan gelen Greenwich kolunu görelim. John Davison Rockefeller’in (Büyük John) kardeşi olan William Avery Rockefeller’ın (1841-1922) ailesi Greenwich, Connecticut’da yaşamaktadır. Büyük John’un ailesi ise New York’un kuzeybatısındaki Pacantino Hills’de yaşamaktadır.

Büyük John’un Standard Oil’inin önce New York temsilcisi daha sonra da Standard Oil Company of New York’un başkanı olan William Rockefeller uzun yıllar Standard Oil şirketinin hisselerinin %12.5’ine sahipti. Bu ultra-dev tekeldeki üst yöneticilik pozisyonunun yanı sıra aktif ve başarılı bir Wall Street piyasa manipulatörü olan William Rockefeller, ’’National City Bank of New York’’, ’’United States Trust Co.’’, ’’Chicago, Milwauke & St. Paul Railway Co.’’, Delaware, Lackawanna & Western Railroad Co.’’, ’’Southern Pacific Co.’’, ’’Union Pacific Railroad Co.’’, ’’New York Central Railroad Company’’, New York, ’’New Haven & Hartford Railroad Company’’, ’’Amalgamated Copper Company’’, ’’Consolidated Gas Company of New York’’un da dahil olduğu otuz dört şirketin yöneticisiydi.

William Rockefeller ve John D. Rockefeller, James Stillman’ın National City Bank of New York’unda (daha sonra ismi First National City Bank ve Citigroup oldu) yani ülkenin en büyük ikinci bankasında önemli oranda hisseye sahiptiler. William Rockefeller, bu dev bankanın piyasadaki toplam 250,000 adet olan hisse senetlerinin 10,000’ine, John D. Rockefeller ise 1,750’sine sahipti. John D. Rockefeller daha sonra bu bankadaki hisselerini bir diğer ultra-dev finansal kuruluş olan Chase National Bank’a (daha sonra ismi Chase Manhattan Bank ve J. P. Morgan Chase oldu) transfer etti. Greenwich Rockefeller’ları ailenin William Rockefeller kolu) ise National City Bank of New York’u ana merkezleri olarak kullanmaya devam etti.

William Rockefeller tek eşi olan Almira Geraldine Goodsell ile 1864 yılında evlenmiştir. Bu evlilik sonucu dünyaya gelen çocuklar; Emma (1868-1934), William Goodsell Rockefeller (1870-1922), Percy Avery Rockefeller (1878-1934) ve Ethel Geraldine (1882-1973) idi.

William Rockefeller’ın büyük oğlu William Goodsell Rockefeller, James Stillman’ın kızı S. Elsie Stillman ile, Percy Avery Rockefeller ise James Stillman’ın diğer kızı Isabel G. Stillman ile evlendi.

William Rockefeller’ın küçük kızı Ethel Geraldine Rockefeller, 1907 yılında Remington Arms Company’nin kurucusnun oğlu Marcellus Hartley Dodge ile evlendi. Çiftin tek çocuğu olan Marcellus Hartley Dodge, Jr. bir 20 yaşında otomobil kazasında hayatını kaybetti.

Emma Rockefeller ise çok zengin bir şirket kodomanı ve (o sıralar dünyanın en büyük oteli olan) New York’taki McAlpin Hotel’inin sahibi olan David Hunter McAlpin’in oğlu Dr. David Hunter McAlpin II ile evlendi. Çiftin çocukları David Hunter McAlpin, Geraldine Rockefeller McAlpin, William Rockefeller McAlpin ve Elaine Rockefeller McAlpin’di. Elaine, Henry Clinch Tate ile, Geraldine ise Jerome Pierce Webster’le evlendi. (29)

1992 Yale Üniversitesi mezunu olan William Goodsell Rockefeller, Standard Oil Company’nin Hazinedarı ve birçok önde gelen ticari kulübün üyesiydi. Ayrıca, Inspiration Consolidated Copper Company ve Consolidated Textile Company gibi birçok şirketin müdürüydü.

Percy Avery Rockefeller, 1900 yılında Yale Üniversitesini bitirmişti ve bu üniversitedeki ünlü bir masonik örgüt olan Skull and Bones’un (Kuruka ve Kemikler) üyesiydi. Percy Rockefeller, Consolidated Gas Company, Greenwich Trust Company, Mesabi Iron Company, National City Bank of New York, New York Edison Company, North American Reassurance Company, National Surety Company, Provident Loan Society, Remington Arms, United Electric Light & Power Company ve Western Union Company gibi büyük şirketlerin müdürüydü. Kendisi aynı zamanda birçok önde gelen kulübün de üyesiydi.

William Rockefeller’ın en öne çıkan torunu William Goodsel Rockefeller’ın oğlu James Stillman Rockefeller (1902-2004) ve Avery Rockefeller’in oğlu William Rockefeller III’dür. William Goodsell’in diğer çocukları; Godfrey Stillman Rockefeller (Yale, 21) ve Almira Goodsell Rockefeller’dır. Percy Avery Rockefeller’in ise dört kızı vardı: Isabel, Winfred, Faith ve Gladys.

1924 yılı Yale mezunu olan James Stillman Rockefeller, 1925 yılında Çelik kralı Andrew Carnegie’nin yeğeni Nancy Campbell Sherlock Carnegie ile evlenmiştir. Bu Rockefeller-Stillman-Carnegie füzyonundan doğan çocuklar; James Stillman Rockefeller Jr., Nancy R. McFadden, Andrew Rockefeller ve Georgia Rose Rockefeller’dir.

James Stillman Rockefeller 1925-1929 yılları arasında Brown Brothers Harriman adlı meşhur Wall Street yatırım bankasında çalışmıştır. 1930 yılında ailesinin bankası olan National City Bank’a katılan James S. Rockefeller, 1940-48 yılları arasında bu bankanın başkan-yardımcısı, 1952-1958 arasında başkanı (president) olmuştur. James S. Rockefeller, National City Bank’ın 1959-1967 yılları arasında yönetim kurulu başkanlığını (Chairman) yapmıştır. Bunun yanında Pan American Airways, Monsanto, American Smelting and Refining, Northern Pacific, Kimberly-Clark ve National Cash Register ve birçok büyük şirkette yöneticilik ve birçok kuruluşta mütevellilik yapmıştır. Kendisinin ismi birçok (önde gelen) ’’Şehir ve Tüccarlar kulübü’’nde kayıtlıydı.

1918 yılında doğan William Rockefeller III, St. Paul’s School, Yale ve Columbia Üniversitesinde okumuştu ve 1948 yılında Baro’ya kabul edilmiş bir şirket avukatıydı. 1941-1946 yılları arasında ABD Deniz kuvvetleri ihtiyat teşkilatında binbaşılık yapmış ve Bronz Star nişanıyla ödüllendirilmiştir. Kendisi 1955 yılına kadar büyük bir Wall Street hukuk firması olan Shearman and Sterling’de çalışmakmıştır. O da diğer akrabaları gibi birçok aile şirketinde/kuruluşunda yöneticilik ve mütevellilik yapıyordu. Kendisinin ismi on beş özel kulüpte kayıtlıydı. Üç kızı vardı.

Avery ve Anna Mark Rockefeller’ın oğlu olan Avery Rockefeller Jr., 1943 yılında St. Paul’s School’u ve 1949 yılında Yale Üniversitesini bitirmiştir. Dominick and Dominick adlı itibarlı bir yatırım bankasında çalışan Avery Jr., aynı zamanda New York Borsasının yönetim kurulu üyesiydi.  Avery Jr., 1943’ten 1945’e kadar ABD Hava kuvvetlerinin mensubuydu. Kendisinin ismi de diğer akrabaları gibi birçok önde gelen kulüpte kayıtlıdır.

Rockefeller ailesinin John D. Rockefeller (Pocantino Hill) ve William Rockefeller (Greenwich) kolları arasındaki bazı farklar şunlardır: Greenwich kolu, dünyanın en büyük bankalarından biri olan National City Bank of New York’a (Citicorp) sabitlenmiştir. Bu koldan gelenler genellikle St. Paul’s School ve Yale University’de okurlar. Greenwich Rockefeller’ları, Pocantino Hill Rockefeller’lerine göre daha fazla şirkette yatırımcı ve yöneticidirler. Ayrıca Greenwich Rockefeller’ları halk tarafından daha az tanınmaktadırlar. Pocantino Hill Rockefeller’leriyse Chase Manhattan Bank’ta (şimdi J. P. Morgan Chase oldu) yerleşiktir ve siyasi arenada Greenwich koluna nazaran çok daha aktiftirler.

IV. Bölüm: Rockefellervari Yardımseverlik

Rockefellerlerin kökenlerinde kamunun ve yargı organlarının pek onayı bulunmayan kar-güdücü kuruluşlarıyla, kamunun onayını kazanabilmiş bulunan kar-amacı-gütmeyen kuruluşları arasında oluşan bir çelişki noktası vardır ki, bu, ailenin dev servetini oluşturan John D. Rockefeller’ın geçmişinin derinliklerine dek uzanmaktadır. Rockefeller’in servetini oluşturuş biçimini beğenmeyen herhangi bir kimse, gene aynı kimsenin yapmakta olduğu kar-amacı-gütmeyen yatırımları incelediğinde Rockefeller konusunda kararsızlığa kapılır. Tıpkı Pavlav’un köpeklerle yaptığı deneylerde olduğu gibi, Rockefeller olayı incelenirken bu noktaya erişildiğinde sinyaller birbirine karışıverir. Kökeninde acı ve onay vermemek yatan duygular, bu noktaya gelindiğinde haz ve onaylamacılığa dayanıverir. Ancak, şöyle sırt üstü yatıp da bu haz’ın tadına varılmak istendiğinde, derinlerde kalmış olan acı ve onay vermeme duygusu birdenbire yeniden kendini hissettirir. Belki de tıpkı Pavlovvari deneyden geçirilmiş olan köpeklerin başına geldiği gibi, gözlemciler bu çelişkili durumda şaşkınlığa uğramaktan kendilerini kurtaramazlar.

Çelişki içindeki bu duygudaki amacın çözümlenmesi konusunda söylenebilecek bazı şeyler vardır. Acaba Rockefellerler, dünyayı düzeltebilmeye mi uğraşmaktadırlar? Yoksa sadece, artık otomatikleşmiş bir biçimde dünyayı sağmakta mıdırlar? … Rockefeller’i bir çelişkiler bütünü haline koyan bu soruların yanıtlarını bulmak gereklidir…

Hedefe Karşı Hedef

Rockefeller’lerin karşıtları uyumlamaya dayanan işletmeciliği, Rockefeller kardeşlerin yakın geçmiş içinde yaptıkları uluslararası girişimlerde, özellikle de Latin Amerika’da ve Orta Doğu’da ve Rusya’da, daha da belirginleşmiştir. Joe A. Morris’in yazdığına göre, uluslarası birlikte çalışma deneyi’ni öngören iki örgüt kurulmuştur. Bunlardan biri, International Basic Economic Corporation (IBEC) -Uluslarası Temel İktisat Şirketi- adlı kuruluştur. Bu kuruluş 1947 yılında 2 milyon dolar sermeyeyle işletmeye açılmış ve kısa bir zaman sonra sermayesi 10.824.000 dolara yükselmiştir. Kuruluşun çalışma amacı ’’ilgili alanlarda Standard yaşamı yükseltebilmek –ilk hedef Latin Amerika’da- ve eğer olabiliyorsa, yatırımcılara kar sağlayabilmektir.’’ Şekilnde açıklanmıştır. (30)

IBEC’ye koşut olarak da American International Association for Economic and Social Development (AIA) -Amerikan Uluslararası İktisadi ve Toplumsal Kalkınma Birliği- oluşturulmuştur. Her iki kuruluş da Nelson Rockefeller’in denetimi altında çalışmaktadır. IBEC, bir hayli yoksul olan alanlarda çalışırken, AIA, sağlık, eğitim, araştırma ve kredi konularını ele almış bulunmaktaydı. AIA, Kar-amacı-gütmemekteydi. Bu kuruluşun çalışmaları ilkin Brezilya ve Venazuella’da başlatılmış daha sonra diğer birçok alana kaydırılmıştır.

AIA, başlangıçta Rockefeller fonlarını yerli yerinde kullanmış, ancak daha sonra Rockefelervari politikanın gereğince bir dizi diğer alana el atmıştır. AIA’nın el attığı ilk kuruluşlar Venazuella’nın petrol şirketleri olmuştur. Bunları da, Corn Products Refining Company ve later Pfizer Corporation (Brezilya’daki); Anderson, Clayton, Ltda; The Sulphur Institute; The Ford Foundation; ve Price Waterhouse and Company izlemiştir. Bu yayılma siyasetinin yoğunlaşmışlığı karşısında yerel hükümet tarafından kendilerine bir uyarıda bulunularak ellerindeki fonları yerli yerinde kullanmaları istenmiştir.

Morris, bu kuruluşlara ilişkin rakamlar da vermiştir. 1965 yılında IBEC’in Amerika’da 9 dev tesise, Latin Amerika’da 135 alım satın mağazasına ve dünyanın çeşitli yerlerinde, ya tamamı ya da kısmen kendilerinin olan 108 kuruluşa sahip durumdaydı. Kuruluşun 297 adi ve 32 tercihli hissedarı ve 10.000 çalışanı vardı. Yaptığı ticaretler arasında; konutçuluk, taksitçilik, kredi temini ve diğer tüm yatırımcılıklar sayılabilir. 1965 yılında kuruluşun toplam servet değeri 142.227.662 dolardı ve toplam satışı 191.711.425 dolar olmuştu. Kuruluşun Başkanı R. S. Aldrich’ti ve başkan-yardımcılarından biri, Nelson’un oğlu Romdan C. Rockefeller’di. (31) Bu kuruluş büyük bir operasyon olarak kabul edilmektedir.

1967’nin başlarında IBEC’in Rusya’ya ve demir-perde ülkelerine multi-milyar dolarlık bir operasyonla girmeye hazırlandığı duyurulmuştu (New York Tımes, 16 Ocak 1967,1 : 6-7). Clevaland Cyrus Eaton yatırımlarının Tower International Inc. adlı şirketiyle 50-50 birleşen kuruluşun, Budapeşte’de, Belgrat’ta, Varşova’da, Prag’da, Sofya’da ve Bükreş’te Rockefeller-Eatonvari Demir-Perde Hilton Otelleri zincirlemesini kurmuş oldukları belirtilmişti. Kuruluş’un diğer atılımları; maliyeti 200 milyon dolar olarak hesaplanan Rusya’daki kauçuk tesisleri, 50 milyon olarak hesaplanan Yugoslavya’daki aluminyum tesileriyle Romanya’daki cam sanayi tesisleriydi. Bir hayli kar-getirici olan bu anlaşmalarda Amerikan finanasmanı konowhow ve isim hakkı vermekte; komünist ülke hükümetleri de madde/malzeme ve emek koymaktaydılar. Tüm anlaşmalara Komünist Doğu ile Kapitalist Batı arasındaki bir dialog kuruluşu olarak bakılabilinirse de anlaşmalara giren tarafların esas olarak kardan yararlandıkları belliydi.

Az gelişmiş alanlardaki özel kalkınmaya yöneltilmiş olan bu iki atılım (yoksa sömürü mü desek?) genel eğilimin ne olduğunu göstermektedir. Vergiden muaf olan AIA, yolu açmakta, IBEC’de kar’ı toplamaktadır. IBEC’ın kar oranı ona göre zavallı durumundaki AIA’dan çok yüksektir. Tüm amaç uluslarası kardeşlik havas içinde kalkınmaktır.

Rockefellerler, hemen hemen başlangıçtan bu yana hep aynı politikayı izlemişlerdir. Gittikleri her yerde, olabildiğince, başkalarını da kendileriyle birlikte çalışmaya hazırlamışlardır. Böylelikle çeşitli kuruluşlarla ilişkiler oluşturmuşlar ve bunlara dahil olmuşlardır. Yardımlaşma genel tanımı altında Rockefellerler, kar-amacı-gütmeyen sayısız kuruluştaki iştirakçi durumuna erişmişlerdir.

Örneğin John D. Rockefeller, Chicago Üniversitesi için para koyduğunda, büyük mağaza krallarından, Marshall Field I.’e araziyi vermiş ve birçok zengin Şikagolu’da  (Armour’lar, Swift’ler, Field’ler ve diğerleri) zaman zaman üniversiteye fonlar yatırmışlardır. Bu şekilde Rockefellerler, yardımseverlik gösterisinde odak noktası durumuna erişivermişlerdir.

I. Dünya Savaşı öncesinde, tıbbiyeler konusunda son derece etkili bir inceleme hazırlayan ve sayısız olumlu reformun gerçekleşmesine yol açan Abraham Flexner’in, Çelik sanayinin kralı Andrew Carneige tarafından finansal olarak desteklenmesinden sonra, Rochester Üniversitesi’ne bir tıp fakültesi eklemesine karar verilmişti. Flexner, bu iş için, Rochester kameralarının kurucusu George Eastman’a başvurmuş ve bu okulun gerçekleşmesi için 10 milyon dolara gereksinildiğini söylemişti. Eastman, buna karşılık, Flexner tarafından yetersiz bulunan bir tutarı, 2.5 milyon dolar, verebileceğini söylemişti. Eastman daha sonra bunu 3.5 milyona çıkarmış, fakat Flexner’den şu karşılığı almıştı: ’’Biz okulun sizin eseriniz olmasını istiyoruz. Oysa vermeyi taahhüt ettiğiniz bu tutard kalırsanız okul Rockefeller’in olur.’’ Bu karşılığı alan Eastman, birkaç hafta ilgisiz kalmış sonra Flexner’i yanına çağırtmış ve işaret parmağını gözüne sokarcasına sallayarak, ’’Beş milyon dolar vereceğim ama bir daha suratını görürsem karışmam!’’ diye bağırmıştı. (32)

Frederick Taylor Gates’in Girişi

Rockefellerler tarafından uygulanan, bu, birlikte çalışarak parayı-çoğaltma yöntemi her zaman istenilen sonuçları vermiş değildir. Her neyse, Rockefellerlerin bu yönetemi, American Baptist Education Society’nin (Amerikan Baptist Eğitim Topluluğu) başı olan Frederick Taylor Gates tarafından bulunmuştur. Gates, Rockefellerler’in en yakın danışmanlarından biriydi. Gates, yönetimindeki hayır işlerinde hiçbir projeye maliyetinin yarısından fazla yatırım yapılmaması ilkesi benimsenmiştir.

John D. Rockefeller’in Gates’le ilgilenmesi ve kendisine (hayır işlerinin yönetimi konusunda) baş danışman yapması bir hayli ilginçtir. Minneapolis’te Protestan bir vaiz olan Gates, döşemecilik kralı George Alfred Pillisbury’den aldığı bir çağrıyla yaşlı iş adamını ziyaret eder. Yaşlı zengin, vasiyetnamesini hazırlamaktadır ve bir Baptist (Protestan Hıristiyanlğın bir mezhebi) okuluna yüzbinlerce dolar bırakmak niyetindedir. Ancak şimdilik 50.000 dolar vermeyi uygun görmekte ve gerisinin denetimini de yöneticilere bırakmaya arzuludur. Yöneticiler bu paraya vasiyetnamenin açılmasıyla birlikte sahip olacaklardır. Zengin adamla konuşan Gates, Pillsbury akademisi için de ek olarak bir 60.000 dolar koparmayı başarmıştır. Bu başarısıyla birlikte New York’ta veya Şikago’da bir üniversite kurmayı planlayan Baptist Education Society’ye başkan seçilen Gates, daha sonra bir başka Baptist iş adamına; John D. Rockefeller’e yani dünyadaki en zengin adama yanaşma yollarını araştırmıştır. Sonunda Rockefeller, Baptist cemaatinin en önde gelenlerinden biri durumuna erişmiş olan Gates’in, kendisiyle birlikte hafta sonu geçirme önerisini kabullenmiştir. Bu hafta sonu ziyareti sırasında Gates, hemen hiç konuşmamaış, fakat Rockefeller’le anlaşmanın yolunu da bulmuştur.

Gates’in Minneapolis’teki Merrit ailesiyle sıkı ilişkileri olduğunu duyan petrolcü (Rockefeller) birdenbire kendisiyle ilgilenmeye başladı (diye yazıyor Morris). Çünkü Merrit ailesi o sıralarda içinde geniş demir cevheri yatakları bulunan büyük mesabi çiftliğinin sahipleriydiler ve Rockefeller nicedir, ne yapıp edip bu çiftliği satın almayı düşünmekteydi. John D. bu çiftliği satın alır da petrolcülükte kullandığı teknolojiyi burada d uygulayabilirse Amerika’nın demir-çelik sanayinde tek isim olabileceğini biliyordu. Öte yandan Merrit’lerde para sıkıntısı çekmekteydiler.

Rockefellerler’le Gates arasındaki bu ilk ziyaretin üzerinden çok geçmeden Gates, Merritt ailesinin yanına borç para vermeye hazır bir eski dost olarak gitmişti. Gates, verdiği yüklü borca karşılık demir yataklarının bulunduğu alandaki demiryolunu rehin almıştı. Merritt ailesi kendilerine gönderilen bu paranın Rockefellerler tarafından verildiğini bilmiyorlardı. Nitekim bir süre sonra Rockefeller, demiryoluna el koyuverdi. Bundan kısa bir süre sonra da Merritt’leri satışa zorlamaya başladı. John D. çiftlik için karşı tarafın yapacağı öneriyi bile dikate almamışve kendi biçtiği parayı vermek istemiştir. Mesabi çiftliği’nin Rockefeller’İn kucağına düşmekte olduğunu anlayan diğer çelik kralları derhal alarma geçmişlerdi. Merritt’ler gibi güçsüz-olmayan bu kabadayı zenginlerle kapışmak istemeyen Rockefeller, çiftliği satın aldıktan sonra elli yıl süreyle Andrew Carneige’ye kiralamıştı. (33)

Çok Yüzlülük Stili

Bunlar 1880’lerin sonlarında ve 1890’ların başlarında olmuştu. Rockefeller’in Gates’le ilgilenmesi ve ultra-karlı Mesabi Çiftliği’ni ele geçirişi ve Chicago Üniversitesini kurma çalışmalarına başlaması Rockefeller’in ve finans-kapital çevrelerinin politik stilini yansıtmaktadır. Bu stil, çokyüzlülüktür.

Finpolitan projelerinin özü çokyüzlülük esasına dayalıdır. Buna göre; hazırlanan projelerde halka-yardım, hayırseverlik ve yaşamayı kolaylaştırıcılık gibi görünümler ön planda olmalı fakat aynı zamanda da dev karlar sağlamalıdır. Yardımseverlikler halkın gözüne sokarcasına şişirilirken sağlanan müthiş karlar pek açık edilmemektedir. Bu işletmecilik anlayışında olan Rockefellerler veya ona yakın diğer zengin finpols takımı tıpkı dört katlı bir sandoviç görünümündedirler: Birinci katta dev ticaret, ikinci katta biraz yardımseverlik biraz da kültür-bilim karışımı, üçüncü kat yardım severlik-karseverlik karışımı ve dördüncü katta da kültürel, politik, toplumsal ve okonomik güc’ün temsilciliği yapılmaktadır. Her biri de kendi başına gücü oluşturmaktan öte başka bir işe yaramamaktadırlar.

Rockefellerler’e ve diğer dev zenginlere ilgin öne sürülen bu düşüncelere karşı çıkanlar da vardır. Örneğin, Profesör Nevins’in yaşlı Rockefeller için yazdığı gibi; ’’Kendisi James B. Duke’ün tersine, ticaretle yardımseverliği hiçbir zaman birbirine karıştırmamıştır.’’ denebilir. (34) Benim, John D. Rockefeller’in ticaretle yardımseverliği mutlaka birbirine karıştırmıştır diye kesin bir tezim yok; ben sadece oluşmuş bulunan durumu bir entelektüel süzgeçten geçirmekteyim. Hem eldeki kanıtlara bakılırsa, gerçekler Nevins’in söyledikleriyle pek uyuşmamaktadır. Rockefeller’in ticaretle yardımseverliği birbirine karıştırmış olması, olmamasından daha akla yakın bir olasılıktır. Bu birbirine karıştırılma işleminin gerçekleştirilmesinde en etkili görevde bulunmuş olan da Gates’dir.

John D. Rockefeller’in yardım sandıkları kurmaya başlayacağı ve vakıflar açacağı duyulur duyulmaz sayısız ricacı kendisini ’’tıpkı vahşi bir hayvanı kovalar gibi kovalamaya başlamışlardı’’ diye yazıyor Gates. Bunların birçoğu kişisel yardım koparabilmenin peşindeydiler. (35) Rockefeller giderek artan bu baskılardan kaçınca ricacılarla görüşmek, Gates’e kalmıştı.

Nevins diyor ki, ’’Gates’e yardımseverlik ve eğitim konularında kalkınmayı hazırlayan bir din adamı olarak bakmak adet haline gelmişti. Gerçekte Gates, tam bir iş adamıydı. Ticaret konusu son derece işlek bir zekaya sahipti ve paranın gücüne tam bir inanç beslemekteydi. Elindeki parayı olabilecek en karlı yatırımlara sokmak konusunda son derece hassastı. Kısacası, tam Büyük John’un kalbine göre bir adamdı… O da açıkgöz, basiretli, saldırgan ve zor işlerin altından kalkabilecek kıratta bir adamdı. New York’a, gelip de günümüzün Wall Street sakinlerine bir şeyler öğretmesi işten bile değildi.’’ (36)

Gates konusunda Nevins birde şunları ekliyor: ’’Rockefeller’in kendisine yardımseverlik konusunda başdanışman seçtiği Gates, iş hayatında herkes tarafından saygı duyulan bir insandı. Flagler, Rogers ve muhtemelen Archibold ile ticari ilişkileri olmuştu… Bitmek tükenmez bir enerjisi ve çalışma gücü vardı. Evangelist şevk içinde hiç durmadan ve yorulmadan çalışırdı… Fakat, daha önce de söylediğimiz gibi Gates, doğuştan ticaret adamıydı ve çözümleri zor olan ticari olayların üstesinden gelmesiyle ün kazanmıştı.’’  (37)

Gates, birçok benzeri adamın yaptığı gibi, patronuna sağdık ve en az patronu kadar gözüpek bir adamdı. 1913 yılında Colarado Fuel and Iron Company’de patlak veren grevi (ki, bu grevde ümitsizliğe kapılan işçiler iki maden ocağını ateşe vermişler ve çıkan çatışmada yetmiş ikisi ölmüştür.) soğukkanlılıkla izlemiş ve patronunun oğlu, John Jr.’ın yanından ayrılmaksızın grevcilere karşı çıkmıştı. O sıralarda ikisi de John D. Rockefeller’in büyük hissedarı olduğu bir şirketin, Fosdick’in müdürleriydiler ve Baptist din adamı! Gates’in amcası da aynı şirketin murahhas üyesiydi!

Grevci işçileri umutsuzluğa kapılmış ve kanun tanımayan kimseler olarak tanımlayan ve örgütlü biçimde toplumu ateşe vermek isteyenler güruhu olarak gören Gates, ’’Colarado Fuel and Iron Company’nin memurları vatanın bütünlüğü ile kaos, anarşi, yasalar ve yok etmeler arasındaydılar ve onlara bu durumlarında yardıma koşmak vatanını seven herkesin ilk göreviydi’’ demekteydi. (38) Gerçekteyse, işçiler kendilerine aralıksız yapılan kötü muamelelerden çılgına dönmüşlerdi. Rockefeller’le ilgili olarak Nevins’inkinden daha başka şekilde konuşan biyografi yazarı John T. Flynn, ’’Henry C. Frick’in, Homestead’de grev yapan işçileri insafsızca kurşunlaması tüm ülkede infial yaratmışken, John D. Rockefeller kendisine bir mektup yazarak çalışmalarından duyduğu memnuniyeti belirtmiş ve yaptıklarını onayladığını duyurarak sevgilerini iletmişti.’’ (39) diye yazıyor. Anlaşılan Gates ve yaşlı Rockefeller birbirlerine pek benzemekteymişler.

Rockefeller Gates’i o denli kendine yakın bulmuştu ki, Gates kısa bir süre sonra, kaçınılmaz bir şekilde, Rockefeller’in hem yardımseverlik amacıyla kurulmuş kurumlarını hem de yatırımlarını gözeten adam durumuna gelivermiştir. (40)

Standard Oil Tröst’ündeki çalışmalar Rockefeller’in tüm zamanını ve enerjisini aldığı için, yaşlı zenginin diğer alanlardaki (madencilik, çelik, kağıt tesisleri, çivi fabrikası, demiryolu kuruluşları, kerestecilik ve dökümcülük alanındaki) yatırımları, geniş çapta dğıtılmış bulunmalarına rağmen, pek yeterli biçimde işletilmemekteydiler. (41) Bu kuruluşların bazıları zarar etmekte bir kısmı da verimli değillerdi. Bu aksaklıkların ortadan kaldırılması görevi Gates’e verildi ve Gates, ülke çapında bir geziye çıkarak tüm kuruluşları yerinde inceledi. Yaptığı geziden edindiği izlenimler hiç de hoş değildi. O zaman da kendisine kuruluşları yeniden organize etmesi konusunda sonsuz yetki verilmişti. Eline böylesine bir yetki alan Gates, derhal Rockefeller ailesinin yardımseverlik ve yatırımcılık işleri genel müdürümüşcesine çalışmalara başlamış ve takınmış bulunduğu her iki rolde de başarılı olmuştur. (42)

Gates, bu dinadamı-humanistliğinin yanı sıra kendi başına da işlere kalkışmış ve Wall Stret’te adı saygıyla nılan spekülatörlerden biri olmayı başarmıştır. Buna ek olarak kendisine Rockefeller şirketlerinde çeşitli yüksek kademe görevleri de edinmiştir. Bunların en önemlisi Lake Superior Iron Ore Company’deki (Demir Cevheri şirketindeki) başkanlıktır. Yoksul bir Baptist vaizken din okullarına yardım fonları toplama hevesinde olan bir adamın birkaç yıl gibi kısa bir zamanda yaklaşık değeri yirmi milyon dolar olarak hesaplanan bir demir cevheri, bir de demiryolu şirketinin başına geçmesi ve Amerika’nın yetiştirdiği en büyük multimilyonerin sadaka dağıtıcısı oluşunu ve bu zenginliğin yönetimindeki yetkili kişilerden biri durumuna gelişini izlemek kadar garipsenecek ikinci bir olay daha pek yoktur. (43) 

Gates, para konusunda öylesine uyanık davranmaktadır ki, Rockefeller’in malı olan cevher madenlerinin United Steel Corporation’a devri sırasında takındığı aracılık görevi nedeniyle Rockefeller’den bir komisyon almıştır. (44) Gates, kendi değerinin nakit para ile ölçülmesi gibi bazı fikirlere sahipti.

Ortada işleri çeviren bir başkası göründüğü içindir ki John D. Rockefeller’in ticaretle hayırseverliği birbirine karıştırmamış olduğundan söz edilebilir. Oysa Standard Oil’in stokları çeşitli yardımseverlik amacıyla kuruma yatırılırken bile ticaret işin içindeydi. 

Standard Oil’in kurucusu John D. Rockefeller tarafından yardımseverlik ve kar-amacı gütmeyen kuruluşlara yapılan yatırımlar Raymond B. Fosdick tarafından anamal olarak 446,719,371.22 dolar olarak hesaplanmış ve bundan gelen gelir de 850 milyon dolar- topluca bir milyar dolardan fazla- olarak gösterilmiştir. (45) Gelirin büyük kısmı, Rockefeller Institute’un durumu ayrı tutulursa hep bağış olarak dağıtılmıştır.

Sermaye toplamı aşağıdaki sıralamaya göre oluşmuştur:

Rockefeller Institute for Medical Research, 1902   (şimdi Rockefeller Üniversitesi)            60,673,409 dolar

General Education Board, 1902                                                                                 129,209,167.10 dolar

The Rockefeller Foundation, 1913                                                                              182,851,480.90 dolar

Laura Spelman Rockefeller Memorial, 1918-28                                                             73,985,313.77 dolar

Toplam: 446,719,371.22                                                                                                                                                                  

Şurası açıktır ki, o günlerde, bir tek kişinin şahsi servetinden yurt içinde ve dışında çeşitli, tıbbi, eğitimsel, bilimsel ve genel kültürel projelere gerçekten de büyük olan parasal tutarlar ayırılmıştır. Bu durumun ileriyi düşünerek yapılmış bir plan olduğu aile adına konuşmacılık görevini yüklenmiş olan Rrofesör Nevins ve Raymond B. Fosdick tarafından yadsınmaktadır. ’’Sadaka’’ veya ’’kamusal eleştirilere karşı kalkan’’, şeklinde yapılan suçlamalara karşı Nevins’i izleyen Fosdick, John D. Rockefeller’in ’’daha küçüklüğünden beri, iyi bir Baptist olarak, kazancının %6’sına varan bir oranı kiliseye vermekte olduğunu’’ yazmakta ve şöyle sürdürmektedir, ’’kendisi her yıl bu bağışlarda bulunmuştur. Yaptığı bağışlar 1865’de yılda 1.000 dolar, 1869’da 6.000 dolar kadardı (ki bu bağış tutarı o günler için oldukça yüklü sayılmaktaydı). Rockefeller, 1860’larda Denison Üniversitesi için 558.42 dolar toplu para bağışında bulunmuştu.’’ (46)

Bir başka değişle, Rockefeller, tüm yaşantısı süresince bir yandan büyük para sahibi olurken, diğer yandan da çeşitli kurumlara bağışlar yağdırmış ve Fosdick-Nevins ikilisine göre de zenginleştikçe bağışlarının oranını da yükseltmekten kaçınmamış bir adamdır. Buna rağmen, bu yazarların Gates’e atıfta bulundukları yazılarda, bağışlar zincirinin pek de anlatıldığı gibi olmadığı anlaşılmaktadır.

Basiretli bir adam olan John D. Rockefeller, bağışlarına başladığı ilk zamanlarda, büyük çaplı bağışlar diye tanımlanan yardımlarda bulunmaya pek yanaşmamıştı. Rockefeller’in bu konuda kuşkulu davranmışlığı açıktır. Fosdick diyor ki: ’’Samimiyetinden kuşkulanılmayacak bir adam olan Bay Gates, Rockefeller’e yığdırımlar yağdırmayı huy edinmişti. Servetin bir çığ gibi büyüyor! Bunu sürdürmek zorundasın! Ancak kazancını büyüme hızından daha hızlı bir şekilde dağıtmalısın! Eğer böyle yapmazsan bu servetin senin de çocuklarının da ve onların çocuklarının da başına bela olur, hepinizi ezer’’. (47) Bu uyarılar Gates’in otobiyografisinden alınmıştır ve insan, Rockefeller’in gerçekten de eli açık bir yardımsever olduğundan kuşku etmektedir. Çünkü Rockefeller, gerçekten de eli açık bir yardımsever olsaydı, o zaman Gates’in yıldırımlar yağdırmayı huy edinmesine ve evine haberler göndertmesine gerek olmazdı.

Kendini, çok ihtiyatlı bir adam ve kendi düşünceleri hakkında açıklama yapmaktan hoşlanmayan ve kaçınan bir kimse olarak tanımlayan Gates’e rağmen Rockefeller, gerçekte ne düşündüğünü kesinlikle bilmiyor değildi. (48) İhtiyatlı olmamaklık gibi bir düşüncesi de olmayabilir.

Evcilleştirilmiş Bir Makyavel

Standard Oil’in Makyaveline ve tarihi gelişimine bakan, lehtar veya karşıt, her yazar John D. Rockefeller’in çeşitli tasavvurları olan, ihlallerden çekinmeyen ve daima geleceği planlayan bir adam olduğunu açıkca ortaya koymaktadır. Nevins’in de göstermeden edemediği gib kendisi para kazanmkatan başka bir şeyi pek düşünmemekteydi ve kendisi durmaksızın evcilleştirilmeye çalışılmıştı.

Gates, gelinceye dek, Rockefeller çeşitli hayır kurumlarına, genellikle de Baptist Kilisesinin kurumlarına göstermelik bağışlar yapmaktaydı. Bu bağışların yapılış nedeni olarak, Gates’e göre zengini ruhen taciz eder durumda olan bazı kimselerin çenesinden kurtulmak için yapıldığı izlenimi edilmektedir. (49) Gates, Rockefeller’in yanına girer girmez, zengin adamı yavaş yavaş bilimsel yardımlarda bulunma düşüncesine kaydırmayı başarmıştır. (50) Bu bilimsel yardımlar zamanla büyük büyük vakıflar kurulması düşüncesini hazırlamıştır.

John D. Rockefeller, Baptist cemaatine yaptığı yardımlardan bazı çıkarlar sağlamakta olduğunu daha çok başlarda anlamıştı. Daha 1889’larda küçük bir baptist yayın organı Standard Oil’i eleştirdiğinde, şirket, Baptist Kilisesinin resmi organı olan Examiner tarafından olabilecek en lehte şekilde savunulmuştu. (51) Rockefeller verdiği paraların karşılığında kendisine bazı göz-yummalar yapıldığının farkına varmamış olamaz.

Buna göre, Rockefeller, kendisini tanımlayan çeşitli ödüncü yazarların tersine kendi çıkarlarının ötesinde başka bir şeyleri pek düşünmeyen bir adamdır. Basın’da en çok eleştirilen adam oluşunun nedeni budur. Yardımseverliği her zaman isteyerek yapmış denilemez. Yoksa adı, ‘dünyanın en nefret edilen adamına’ çıkmazdı. Çocuklarına ve ailesi kötü bir ün bırakmaktan çekinmiş olabilir. Basın, baba-oğul Rockefeller’i ağır bir dille eleştirdiğinde şöyle konuşmuştur: ’’John’a saldırmaya hakları yoktur. Ben bütüm hayatım boyunca bu saldırıların ve hareketlerin boy hedefi oldum. Fakat aynı saldırıları oğlum için kullanmaya hakları yoktur.’’ (52) Muhtemelen Bay Rockefeller, kendisine yöneltilmiş olan suçlamalara bir miktar hak tanımıştır.

Kanımca, John Davison Rockefeller’in yardımseverlik atılımlarına girmesinin temel nedeni Gates’in ve diğer bazı kimselerin uyarılarını dikkate alarak ailesini ve onların geleceğini ağır eleştirilerden kurtarabilmeyi amaçlamaktaydı. Yardımseverlik postuna bürünerek karşısındaki eleştiri dalgasının vurucu gücünü bölmeyi, olabiliyorsa da dağıtmayı düşünmekteydi. Yoksa Rockefeller tüm yaşantısı boyunca hiçbir zaman para kazanmaktan başka bir düşünceye pek değer vermiş değildi. Nitekin, kendisinin bu durumu ve Amerian halkının ona olan nefreti, Standard Oil konusunda günümüzde bile başvurulan ilk araştırma kitabı olan ’’The History of the Standard Oil Company’’nin yazarı olan Ida M. Tarbell tarafından 1905 yılında yüksek satışlı McClure’s Magazine adlı yayın organında şöyle açıklanmıştır: ’’Yaşantısıyla ilgili yapılacak araştırmaların hiç biri onun, ihtirasların beklide en iğrencinin, paranın kurbanı olduğundan başka bir kanıyı uyandıramayacaktır.

Bu hiç de güzel bir bir resim değildir… bu para-manyak gizlilikle, sabırla servetine servet katabilmenin yollarını araştırıp durmaktadır. Yaptığı işin resmi bir yana, kendi suratına da bakılacak gibi değildir… resimler ortadadır… suratından zulüm, hilekarlık ve tanımlanamayacak duygular yansımaktadır…

Lafazanlığı, entrikacılığı ve hilkat garibesi oluşu gibi sözleri kendisine yakıştırmak bize yakışmaz. Halk bu gibi güzel hasletlere (!) itibar etmemektedir. Halk onun ne mal olduğunu, yaşantısının kırk yılını nasıl çeşitli illegal ayrımcılıklar uğruna harcadığını pekala bilmektedir. Kendisine bakılırsa o bütün bu işleri kanuni şekilleriyle ve erdemli bir çalışma içinde gerçekleşmiştir… Bu adam bozuk düzenin düzeltilmesi yolunda yapılan her türlü çabayı baltalamış ve tüm hilekarlığını ve maharetini göstererek kendi isteğine uygun olan sonuçları çeşitli gizli yöntemler ve şeytanlıklar yaratarak eline geçirmiştir.

Bu adam barış içindeki bir alış-veriş düzenini savaş meydanına döndürmüştür. Ve yarattığı bu yeni düzeni kendi zalim yönetmlerini örten/gizleyen bir bal ile sıvamıştır. Dürüst rekabetçilik ruhunu yıkarak  bunu gırtlak-gırtlağa dövüş havasına sokmuştur. Ve içinde yaşadığı topluma bunca kötülüğü dokunmuş olan bu adam, kurduğu organizasyonun halkın hizmetinde olduğunu söylemekte ve kiliselere yaptığı yardımları ve ianeleri kendi ruhsal yüceliğinin birer kanıtı olarak göstermektedir. Din yolunda sapmalar yapmaksızın ilerleyenlerin hiçbir şekilde kötülük yapmayacaklarını söyleyen bu adamın söyledikleri tek sözcükle tanımlanabilir: Lafazanlık.’’

Yardmseverlikte Tedricilik

John D. Rockefeller’in kamusal yardımseverliğe geçmesi tedrici (derece derece) olmuş ve Nevins tarafından gösterildiğine göre Rockefeller’in ilk bağışı 1855 yılı içindir ve 2.77 dolardır. Rockefeller, yaptığı yardımların bir kaydını tutmuştur. Nevins’in dediğine bakılırsa bu kayıtların 1880’den öncesi tam değildir. Ancak, anlaşıldığı üzere, Rockefeller tarafından yapılan bağışlar 1877 yılına dek hiçbir zaman 10.000 doları geçmemiştir. 1884’e dek 100.000 dolar aşılmamıştır. 1887’de bağış tutarı birden 284.116.52 dolara fırlamıştır.

Gates’in girişi tarihi olan 1891’e dek Rockefeller bağışları büyük ölçüde Baptist cemaatine yapmaktaydı. 1890’larda beş yıl süreyle birer milyonluk bağışlarda bulunmuştur. 1892’de Ohio’daki tröstü mahkeme kararıyla dağıtıma sokulmuştur. Buna rağmen Rockefeller geçmişine oranla daha eli-açık görünmüştür. Gerçi 1900’e dek yaptığı yardımlaer kuş yemi sayılabilecek kadar azdır. Kaldı ki, Standard Oil’in gizli kaynaklarından kendisine para akmaya devam ediyordu. 1900 ve 1901 yıllarında bağış olarak üst üste 2 milyon koydu. 1902 yılında General Education Board ve Rockefeller Institute kurulunca 5,407,856.78 dolar birden veriverdi.Aynı tutara yakın bağışlarını 1905’e dek sürdürdü. Ama 1905’de kamu kesiminden arkası kesilmeden yükselen suçlamalar en yüksek noktasına eriştiğinde, bir defada 13,602,820.78 dolar verdi. Kendisi ölümüne dek bu yüksek tutarda bağışta bulunmayı aksatmamıştır. Bazı büyük bağışlarını gösteren liste aşağıdaki gibidir:

1907        39,170,480.52 dolar

1909         71,453,231.15 dolar  

1913         45,499,367.63  dolar 

1914         67,627,095.87 dolar  

1917         15,770,624.48 dolar  

1919         138,624,574.61 dolar  

1920         31,780,348.24  dolar

1928         19,964,455.38 dolar

Rockefeller tarafından yapılan bağışların hemen tamamının insanlığı yakından ilgilendiren projelere gittiği ve bir çok konuda insanlığa yararlı olduğu bir gerçektir. Rockefeller’in yaptığı bağışların cimrice verilmiş paralar olduğu düşünülse bile bu paralarla gerçekleştirilmeleri ve ilerlemeleri sağlanmış olan Chicago ve Rockefeller Üniversiteleri’nin ve insan sağlığını öldürücü anlamda tehtit etmekte olan çeşitli hastalıklarla mücadelede başarı kazanmış olan Rockefeller Vakfı’nın çalışmalarında hakkını teslim etmek gerekir.

Büyük kısmı basından ve projelerini gerçekleştirmek amacıyla iş başına getirilmiş olan yöneticilerin beyanlarından oluşmuş bulunan Rockefeller’in ününe bakıldığında zengin adamın kamu kesiminden yükselecek eleştirileri önleyebilmek için bazı tedbirler düşünmüş olduğu görülmektedir. Bunun açık kanıtı Standar Oil’İn çeşitli gazeteleri satın alması veya sürekli olarak finanse etmesidir. (53) John D. Rockefeller için kamunun düşüncesini, kendi çıkarları doğrultusunda etkilemek, üzerinde epey düşündüğü bir sorundu.

Kamu yararına çeşitli projeler hazırlatmış ve bunları gerçkeleştirmiş olan Rockefeller, bir başka açıdan değerlendirildiğinde Robin Hood görünümündedir. Ancak, onun Robin Hood’luğu zenginden alıp fakire vermek değil, ticaretteki rakiplerinden, politikacılardan ve ve ne yaptığını bilmeyen bir halk kesiminden alıp kendi adıyla onlara geri vermesi şeklindedir. Bu nedenlerle de gelmiş geçmiş en çok eleştirilen, yerine göre lanetlenen, yerine göre göklere çıkartılan bir hüviyete sokulmuştur. Ve gene bu yüzdendir ki, Rockefeller bir paradokstur. En büyük, en çalışkan, en başarılı, yeterince vicdanı olmayan ve en çok lanetlenmiş adamdır. Buna karşın kendisini en cömert yardımsever görünümünde tanıtabilmiştir. Dünya’nın en zengin adamı olan John D. Rockefeller, yaşantısının son zamanlarında, o takınmış bulunduğu Lord Bountiful tavrına da uygun düşen peri masallarına yakışacak bir düşüncesini ilan etmiştir. Buna göre, ’’Bir adam kazanabileceğince kazanmalı ve verebildiğince vermelidir’’. (54) Eğer amaç buysa (ki böyle olması da gerekli değildir) bir adam kazanabileceği kadar para kazanmalı ve bunun tamamına yakın bir kısmını vermelidir. Bu program güldürü açısından bile düşünülemeyecek kadar saçmalıdır.

V. Bölüm: Finans-Kapital Politikasının Modeli: Rockefeller Stili

Finans-Kapital Politikasının özü bir yerde Rockefellerler stili şeklindedir. Birçokları Rockefellerlerin yaptıkları gibi yapmaya çalışmakta veya bu çalışma düzenini taklit etmektedirler. 

’’Eğer zenginlik Kapitalizm’in aristokrasisiyse Rockefellerler onun kraliyetidir’’ diyor William Manchester. (55) İnsanın bu düşünceyi onaylayası geliyor. Rockefellerler sadece finpolitia (finanas-kapital çevresi içindeki politika) içinde bir yol gösterici durumunda değildirler, kendileri aynı zamanda bunun mucitleridirler. Takınmış bulundukları yapıcılık/kuruculuk rollerinin üstün değerlerine inanmışlık içindedirler.

Amerika’da servet edinme stilleri arasında en çok kopya edinilen iki veya üç çalışma şekli Rockefellerler tarafından konulmuştur. Rockefeller tarafından denenen ilk stil tertipçiliği çalışması Tröst’ü şirketler topluluğunun ve tekelleşmenin bir aracı olarak kullanmaktı. Tröst sözcüğünün ticari hayata girmesiyle birlikte bir biri ardısıra tröstleşmeler başladı. 1889 yılının New Jersey Holding-şirketler kanunundan önceye rastlayan bu dönemde Şeker Tröstü, Viski Tröstü, Tütün Tröstü, Lastik Tröstü, Ayakkabı Tröstü, Kasaplık Tröstü, Eşya Töstü, Kömür Tröstü, Pamuk Tohumu Tröstü, Barut Tröstü ve bir çok diğeri oluşuverdi. Gerçketeyse bunlar birer gizli karteldi ve piyasayı istedikleri fiyatlarla ayarlayarak kendi çıkarlarını arttırmaktaydılar. John Davison Rockefeller’in Standard Oil’i bu dev töstlerin ilki ve en büyüğüydü.

1880 yılında Clevaland’daki bir duruşmada Rockefeller yeminli olarak verdiği yazılı dosyayda şöyle demekteydi: ’’Standard Oil Şirketinin vasıtalı veya vasıtasız olarak, memurları veya şubeleri aracılığıyla adlarını bir liste halinde sunduğumuz şirketlerin sahibi veya denetimcisi olduğu şeklindeki iddialar asılsızdır…’’ Bu sözlerden sonra Standard Oil Company of Ohio’nun kendi elemanlarınca stoklarına gizlice sahip olduğu ileri sürülen şirketlerin uzun bir listesi sunulmuştur. (56)

Nevins, ’’bu tez hukuken savunulabilir’’ diyor, ki, hukuken her konu belli bir yere kadar savunulabilir. Nevins şöyle sürdürüyor: ’’ Rockefeller, üç mütevellinin Standard Oil adına değil de hissedarları adına stok sahibi durumunda olduklarını söyleyebilirdi. Aslında, davayı ikiyüzlülük örneği olarak ele almak konuyu ucuzlatmak olur. Çünkü konu çift anlamlıdır. O günlerde bu tür kaçamak yalancılık Amerikan ticaret hayatında çok sık kullanılır durumdaydı.’’ (57)

Bu iddiada yanlış olan bir husus vardır, o da, stok sahibi durumunda görünen mütevellilerin gerçekte malsahibi olmadıkları fakat malsahiplerinin adamları olduklarıdır. Bu kimselerin Standard Oil Şirketlerinin acentaları oldukları söylense bile bu birbirine bağlı grup, gerçekte Standard Oil of Ohio şirketinin birer acentası veya memuru durumundadırlar ki, bu hissedarlar Standard Oil of Ohio’da kendi hisseleri orantısında malsahibi durumundadırlar. Bu nedenle Rockefeller’in duruşma sırasındaki yeminli sözleri gerçeği yansıtmaktan uzak ve sahteydi. (58)

O günlerde John D. Rockefeller, Standard Oil’in piyasadaki 35.000 hisse senedinden 8.94’ünü elinde tutmaktaydı. Henry M. Falgler 3.000, Stephen V. Harkness 2.925, Charles Pratt 2.700, Oliver H. Payne 2.637, J. A. Bostwick 1872, William Rockefeller 1600, J. J. Vandergift 500, John D. Archibold 350, J. N. Camden 200 ve C. M. Pratt 200 ve Ambrose McGregor 118 adet hisse senedini ellerinde bulundurmaktaydılar. John D. Rockefeller’in Baptist arkadaşlarından oluşan Clevaland grubu 19.146 adet hisse senediyle çoğunluğu elinde tutmaktaydı. (59)

Standard Oil’in kilit kuruluşlarının her biri açılan davalarda kanuni ihlalde bulunmakla suçlanmıştır. İlkin Standard Oil of Ohio, Ohio Yüksek Mahkemesince 1892’de soruşturmaya uğramış ve suçlu görülerek tröstleşme ihlalinde bulunduğu gerekçesiyle ticaretten men’e ve mahkeme masraflarını ödemeye mahküm edilmiştir. Bunun malları Standard Oil of New Jersey ve Standard Oil of New York’a geçmiştir. Stok alış-verişi (exchance) şeklinde yapılan bir devir işleminde şirketin başında bulunan yöneticiler hemen hemen aynı kimselerdi. Son olarak 1911’de Amerikan Yüksek Mahkemesi Standard Oil of New Jersey’İn Sherman Kanununu ihlal ettiği gerekçesiyle mahkemeye çekmş ve fazla bir cezaya çarptırmadan sadece belli ellerde toplanmış olan stok-değerleri toplam ortaklar arasında dağıtıma sokmaya mahkum etmişti. Bu durumda bir şirketin dörtte birine sahip bulunan John D. Rockefeller, bu şirketin dağıtıma sokulmasıyla oluşan yaklaşık olarak kırk şirketin her birinde %25 hisseye sahip olmuştur.

Büyük servetlerin tarihi incelendiğinde iktisatçılara anlatılan kapitalizm hakkında pek bir bilgi edinilememektedir. John D. Rockefeller gerçekten de bir kapitalist olmuştur ama Rockefeller, kapitalizmi kullanarak/deneyerek kapitalist olmuş değildir. Ya da şöyle söyleyeyim, John D. Rockefeller kapitalist olurken kapitalism’den belli bir yere dek yararlanmıştır. Bir adam bir banka soysa ve çaldığı yüklü parayla yakalanmasa ve bu parayı işleterek zenginleşse bu adamın servet sahibi oluş şekli kapitalizm’in hiçbir okulu tarafından kapitalizm olarak kanıtlanamaz.

John D. Rockefeller, John Pierpont Morgan ve William Rockefeller tarafından denemeye sokulan stillerden biri de şirketler kombinasyonun da watered (karşılığı olmadan hisse senetlerini çoğaltmak) stok kullanmaka olmuştur. Ne var ki, bu yol (ki bir İngiliz tarafından ilk kez uygulanmıştır) tutmamıştır.

Fakat en iyi tutan stil Rockefeller ve Gates ikilisinin ortak çalışmalarıyla gelişmiştir. Bu stil gereği itibariyle vakıf şeklindeki yardımseverlik kurumlarının kurulması öngörülmekteydi ve aile mensuplarının kamuca onaylanan kültürel, bilimsel ve sosyal dayanışma projelerine katkıda bulunması sağlanmaktaydı. Rockefeller’in bir hayli taklit edilen bu stili kendi içerisinde çelişkiler içermekteydi.

Vakıf kurma fikri, vergi muafiyetli toplu denetim kurarak vergi kaçırma tasavvuru olarak bir hayli taklitçi toplamıştır.

Başkalarının Ceazasını Çeken Kapitalizm

Kapitalizm’in özellikle de insani ihtiyaçların giderilmesi konusunda sert tutum içindeki yerleşik-nizam tanımayan, otomotik kapitalizm’in reddedilmesi gerektğinde hemfikir olsak bile, tüm toplumsal sorunların ekonomik düzenden geldiği düşüncesine katılmamaktayız. Fakat birçok sosyalist (başlıca da Marksist) eleştiriye göre çağımız dünyasındaki korkutucu veya bozuk gözüyle bakılan her oluşumun tek müsebbibi Kapitalizm’dir.

Aslında sosylaizmde dahil hiçbir sistem otomotik olarak iyi sonuçlar üretemez. On sekizinci yüzyıl Fizyokratlarının, örneğin Isaac Newton’un fiziğinde öngördüğü biçimde, evrenin fiziki mekanikliği düşüncesinde kendini bulan çelişki hali bir denenmemiş zan (Notion) dır. Doğa otomatiktir; otomatik olan her şey doğaldır; doğal olan her şey iyidir (bu da kendi başına bizatihi sorgulanabilecek bir zan’dır). Bu yüzdendir ki iyi olması istenilen bir iktisadi sistem mutlaka otomatik olmalıdır ve doğal kanunlarla yönetilmelidir. Yürürlükte olan her sosyo-ekonomik sistem, tarihi bir gerçek olarak, belirli bir zamanda belirli değişimleri gereksinmektedir. Durum böyle olduğuna göre her sistem kötüdür. Her sistem mükemmellikten uzaktır.

Otomatik ve rasyonal değişimli biçimdeki kapitalizm’i savunmaksızın, insan kapitalizm’in hiç değilse kendi kurumsallığı içinde doğrudan doğruya ya da ima yoluyla dahi olsa hiçbir şekilde ırkçılığı, fahişeliği, kriminal tutuklulara kötü muameleyi, nüfus artışını, suça yönelimi, akli bozuklukları desteklemediğine dikkat etmelidir. Buna karşın sosyalistlerin verecekleri yanıt şöyledir: Ama Kapitalizm, sadece en büyük kar’ın peşinde değil idir? En büyük kar’a erşebilmek için duygulara aldırmamayı teşvik etmez mi? Dolaylı ve dolaysız olarak insanları kendi kar-yapıcılık mekanizması aracılığıyla baskı altında tutmaz mı? Sayısız toplumsal bozukluğa- alkolizme, duygusal dengesizliklere, çılgınlıklara neden olmaz mı?

Bu sorularda görüldüğü kadrıyla sadece kadın-erkek ilişkileri ve fuhuş dışarıda bırakılmış gibiyse de Marks, bunu bile işin içine katmıştır. (60)

Kapitalizm’in ürünleri oldukları söylenen toplumsal hastalıklar, gerçekte, daha Kapitalizm sözcüğünün işitilmesinden önce de vardılar. Vardılar ama bu toplumsal hastalıklar günümüzün araştırma yönetleriyle belirginlik kazanmışlardır. Toplumlarda düzeltilemeden sürüp giden bazı hastalıklar sosyalistlerce durmaksızın konu edilirken, çözümleri hazırlanmış olan birçok sorundan, örneğin gıda sorunun çözümünden, hiç söz edilmemektedir. Oysa bu çözümlerin kapitalizmin lehine birer puan olmaları gerekir. Ben burada gıda sorununun çözümlenişinde veya ölümcül hastalıkların üstesinden gelinmişlikte başırının kapitalizme ait olduğunu ileri sürüyor ve buna inanıyor değilim. Bu başarı sadece çağdaş bilimin ve teknolojinindir. Ancak yüzyıllarca sürmüş olan sorunların üstesinden gelinişte teknoloji ve bilim alkışlanırken kapitalizm yerin dibine batırılmamalıdır diye demek istiyorum.

Kapitalizm, gerçi kendini dünyaya bağlamıştır ama, bu dünyayı veya onun düşüncelerini yaratmış değildir. Kapitalizm bu dünyada birtakım değişimler yapmıştır. Bu değişimler yerine göre iyi, yerine göre kötü sonuçlar doğurmuşlardır. Kapitalistler adına yazılacak en kötü puan bu insanların ham madde ve Pazar gereksinimleri nedeniyle insanlığı sarsıcı ve yıkıcı savaşları ve ihtilalleri el altından destekler/teşvik eder oluşlardır. Anlaşıldığı kadarıyla bu kimseler aynı oyunları gelecekte de oynayacaklardır. Burada, benim görüşüme göre örneğin faişelik gibi bir olayın kapitalistlerce oluşturulmuşluğu söz konusu edilemez. (61) Kapitalist kendi çıkarları dışında toplumsal sorunlarla pek ilgili değildir. Halkın ne düşündüğü konusunda kayıtsız davranmaktadır.

Fakat gerçek şudur ki, Kapitalistler ve Sosyalistler kendilerine kalabalık halk yığınlarını taraftar edebilmiş ve örneğin sadece bayrak dalgalandırmakla bile olsa savaş başlatabilmeye yetecek kapasiteyi kazanmış durumdadırlar. Bu da gösterir ki, kapitalizm de olsa, sosyalizmde olsa bazı kitleler savaş olayının ve düşüncesinin içindedirler. Her hangi bir ağzı kalabalık führer (başbuğ) bu insanları sürükleyebilir. Kişisel görüşüme göre, kapitalistlerin diledikleri gibi davranabilmelerine yeşil ışık yakan işte bu akli davranabilmeyi beceremeyen geniş halk yığınlardır. Savaş sorununu bir kenara bırakırsak toplumsal çözümlere erişilmede kapitalistleri zorlamayanlar işte bu insandır.

Kapitalizm’e Geçiş

Kapitallzm’in ekonomik su üstüne çıkışı öteden beri süregelmiş sayısız tarihi akımın bulunduğu bir dünyaya olmuştur. Gözlerimizi Avrupa’ya çevirisek, ilk yüzyıllarda nüfusun büyük çoğunluğunun yoksul ve tamamen bilgisiz olduğunu görürürüz. İsa’dan sonra beşinci yüzyılda Hıristiyan Kilisesi kendini bu bilgisiz ve yoksul insanların sırtına dayamış durumdaydı. Öğretiyse klasik Akdeniz uygarlığının kalıntılarından gelmekteydi. Avrupa’nın kuzey kesimine gelebilmiş ne kadar öğreti varsa bunların hepsi kilise aracılığıyla gelmiştir. Ancak kilise ile tarihdeş olan feodal sistem kiliseden çıkmış veya bundan türemiş değildir. Bu düzen ilkin İtalya’da Roma İmparatorluğunun yıkılmasıyla başlamış ve yerli bir patron ve onun adamlarının düzeni olarak tarih sahnesine çıkmıştır. O günlerin toplumlarında neler olup bitmişse bunların kaçınılmaz sorumlusu o günlerin egemen ekonomik-politik sistemi olan feodalizm’dir. O günlerin toplumları eleştirilirken feodalizm ilk hedeftir. Günümüzde de sosylistler neler olup bitiyorsa bunların sorumlusu olarak kapitalizm’i göstermektedirler…

Kentlerin kurulması ve iç-ticaret yoğunlaşması giderek gelişmekte olan tüccar sınıfını yerine oturttu. Böylece doğan tüccar sınıf günümüz kapitalistlerinin ve burjuvazisinin çekirdeği olmuşlardır. Kilise ve soylular sınıfıyla köylü vassal takımından ayrı bir yapıda olan bu insanlar tamamen ticaret adamlarıydılar. Ellerindeki parasal birikimin artmasıya birlikte yavaş yavaş toplumu yönetmeye yönelmişler ve sonunda da başarıyla sonuçlandırdıkları Büyük Fransız İhtiliyle (1789) kırbacı ellerine geçirmişlerdir.

Marks, Komünist Manifesto’sunda kapitalistleri, köylülerin, vassalların, din adamlarının ve soyluların ve benzerlerinin dışındaki yeni bir sınıf olarak nitelemişti. Bu sınıf tarihi gelişimi ve etkinliği bakımından sayılan bu diğer sınıflardan üstün durumdaydı. Marks, bu sınıfın etkinliğine karşı fabrika proleteryasından medet ummuştu. Marks, açıktır ki, istekli bir biçimde tarihi gelişimi izlemiş fakat bir yanılgıya kapılarak hiçbir zaman gerçekleşmemiş olan bir dönüşümü önermişti. Aslında Marks’ın lumpensi proleteryası olduğu yerden öte bir yere erişmeye çalışmamaktaydı. Bu sınıf, günümüzde bir kısmı erimeye, sınıfından kopmaya, bir ksımı otomasyon nedeniyle alt-proleterliğe itilirken bir diğer kısmı da orta-sınıfın altlarına ya da biraz daha yükseğine veya orta sınıfa doğru itilmektedir. Marks tarafından tümden yadsınmasına karşın, kapitalistleri kendi seleflerinden daha üstün kılan, onlardan daha akılcı davranabilmiş olmalardır. Ancak Marks’ın gördüğü bu aklılcılık (ki kanımca Marks’ın bu görüşü yerinde ve doğrudur) yanlış-yerleştirilmiş bir akılcılıktı. Çünkü akılcılık bireysel hizmet karşılıklarına indirilmiş ve toplum bir bütün olarak ihmal edilmiştir. Marksist görüşe göre, her yerde toplumsal eşitliğin sağlanmasını gereksinecek olan tek sınıf, ücretli kölelik altında bulunmakta olan işçi sınıfıdır. Bu eşitliğin sağlanabilmesini hazırlayacak olan anlaşmalar Marks’a göre (belki de haklı olarak) ancak sosyalizmle gerçekleştirilebilecektir. Açıkca görülmektedir ki, proleterya Marks’ı ve onun izliyicilerini yanıltmıştır. Tıpkı geniş halk yığınlarının demokratları yanıltmışlığı gibi. Bunlar yitik umutların temsilcileridirler.

Amerika’ya şöyle derinlemesine bir göz atılsa Kapitalist kurumların yerleşik olması gereken bir ülkede sayısız değişik mentalitenin (düşünüş biçiminin) varolduğu görülür. İstendiği takdirde, bu düşünceler karmaşası içindeki toplumda sosyalizm kapı dışında bırakılabilir. Bu tezin gerçek olup oladığını anlamak için fazla uzağa gitmeden Nashoba County, Mississippi; Selma, Alabama; Cicero, Illinois hatta Bronx County, New York’a bakmak ve kongre bültenlerini/raporlarını okumak yeterlidir. Bu bölgelerde ve nutuklarda kol gezen çocukluktan kalma Freudvari benlik kendini barok imtiyazlılıkta bulmaktadır.

Dünya Finans-Kapital’e Açıktır

Kremlin’in veya Pekin’in kendisi dahil, her kulübeden her saraya dek her yer dünyayı enine boyuna arşınlayan finpolitanlara açıktır. Bu insanlar, öyle sadece, sıradan insanlar değillerdir. Kendileriyle orantılanabilecek nice yüce soyluyu gölgede bırakırlar.

’’Aslında bizim en önemli varlığımız’’ demiştir Rockefellerler’den biri Morris’e, ’’adımızdır. Bizim en büyük malımız budur. Adımız, üzerine gölge düşmediği takdirde her kapının önümüzde ardına dek açılmasını sağlar. İlk işimiz bizi ayakta tutanın bu olduğunu bilmektir. Bu nedenle, bizden gelen üçüncü kuşağın bizlere ters düşmesini önlememiz gereklidir. Tüm zamanımızı ve paramızı yeni bir şeyler kurmaya ve bunları yerleştirmeye çalışmamız bu yüzdendir.’’ (62)

İşte büyük zenginlerin tam düşüncesi budur. Rockefeller’ler, kafası çalışan hiç kimsenin kuşkulanmayacağı br biçimde, üzerinde oturmakta oldukları dünyanın en büyük servetlerinden birini eritmekte/yitirmekte değil, bunu daha da güçlendirmenin ve gelecek kuşaklara bırakabilmenin çalışmaları içindedirler. Tüm diğer finpoller gibi servetlerini korumakta ve yeni bir şeyler kurmaktadırlar. Tümünün uzun vadeli projeleri vardır. Sosyalistlerin ve kendi halkla ilişkiler yöneticilerinin bile söyledikleri ve ileri sürdükleri gibi kendilerini ve yerlerini yitirmekte değil, tersine, yerlerinde oturmaya ve daha da güçlenmeye kararlıdırlar.

Bir konuşmasında Laurance Rockefeller’in de belirttiği gibi, ’’kuyunun kurumamasına dikkat etmektedirler’’. Daha şimdiden Rockefeller’lerin dödüncü ve beşinci kuşağından veliahtlar seçilmektedir. Gelecek yıllarda ile servetinin yönetilmesi için düşünülen dördüncü kuşağın iki Rockefeller’i Nelson’un oğlu Romdan ile David’in oğlu David Rockefeller Jr.’dır. (63) Morris’e göre, ’’Ortada o kadar çok Rockefeller kuruluşu vardır ki bunları yönetebilmek, bu kuruluşların iç yapılarını bilmeyen dışarıklılar için imkansızdır.’’ (64)

Morris’in bir başka yerde yazdığına göre kendilerinin bu çok yüzlü görünümü yabancıları olduğu kadar bazı hallerde kendilerini bile şaşkınlığa uğratabilecek çaptadır. Rockefellerler, kendilerine isimlerinin çeşitli özel imtiyazlar sağlayacağını söyleyen herkese karşı derhal savunmaya geçerler. (65) Morris’in kitabının başka sayfalarında Rockefeller’lerin durumu başka başka anlatılmaktadır. Örneğin bir sayfada, Salt isimleri bile yeryüzünde bir ağırlıktır, denilirken, bir başka sayfada, isimleri kendilerine hiçbir özel imtiyaz sağlayamaz, denilmektedir. Buna bakılırsa Rockefellerler de herkes gibi demokratiktirler. Bir evlilik belgesi alabilmek için saatlerce kuyruklarda beklemekte, öğle yemeklerini ucuz kolej kantinlerinde atıştırmakta, cep harçlığını arttırıp arttırmamanın tasasını çekmekte ve basit bir emekçi gibi petrol kuyularının başında çalışmaktadır. Yani bu insanlar bir bakıma, gündüz yoksul gece zengin olan Sindrella’nın yaşantısını sürdürmektedirler.

Bazılarına ne denli ters gelirse gelsin İsim, tüm finpol takının ilk ve en büyük servetidir. Bu durum Du Pont’lar, Rockefeller’lar, Mellon’lar, Ford’lar, Warburg’lar ve diğerleri için böyledir.

Her büyük zenginin isminin nakti değerinin ne olabilecei konusunda kesin rakamlar verilemez. Ama eğer bir kuruluş bu ismi kullanmaya kalkar da The Rockefeller National Bankand Trust Company, the Rockefeller Insurance Company ya da Rockefeller Enterprises, Inc. gibi bir değişime girerse ne elde edilebilir diye sorulabilir? Bu sorunun yanıtı şöyle düşünülebilir: Sadece isminin kullanılmasıyla birlikte kurucular, sorgusuz, sualsiz önemli derecede stoklarını teminlik edebilirler. Çünkü bu ismin gerisinde yatan serveti ve dünya çapındaki isim garantisini bilirler. Rockefeller hiç sermaye koymasa dahi başka kimseler gerekli sermayeyi oluşturmakta gecikmezler. Bunun dışında ismin, projelerle-süslenmiş olan dnyada gizli bir dokunulmazlık değeri de vardır.

Kapıların ardına dek açılmasına gelince, gerçekten de, Rockefeller ismi bir tılsımdır. Aslında dünyadaki dev zenginerin tümünün ismi kendi başlarına tılsımdır. Rockefellerler ya da diğer dengi finpol’ler bir yere giedecek olsa isimleri hemen üst seviyedeki hükümet protokollarına alınır.

Kırk Sekiz yaşındaki David Rockefeller’in Sovyet Rusya’ya bir ziyarette bulunmaya karar vermesi ve daha sonra tereddüte kapılması konusunda Kahn, New Yorker’da şunları yazmaktaydı: ’’David Rockefeller Rusya’ya yapacağı ziyaret sırasında muhtemelen Kruçev’le karşılaştırılacağına dair bir söylenti yi duyduğunu ve Kruçev’in kendi vatanında uluslarası bir bankerle konuşmaktan pek hoşlanmayacağını sandığı için tereddüt ettiğini’’ belirtmiştir. (66)

David Rockefeller, daha sonra tereddütü bırakarak Rusya’ya gitmiştir. Leningarad’ta, ’kendsine Kuruçev’in öğleden sonra Moskova’da, Kremlin’de kendisiyle görüşmek istediği söylenmişir. Rockefeller bu davete kızı Neva ile birlikte gitmiş ve iki buçuk saat süren bu görüşmeden, ’’yaptığım görüşmelerin en ilginç ve etkili olanıdır’’ (67) diye söz etmiştir. Bu görüşmede neler konuşulduğu hiçbir zaman açıklanmamıştır ama bunu izleyen iki yıl içinde Amerika’nın Sovyet blokuyla olan ticareti bir hayli hızlanmıştır. Bu artışla Rockefeller’in ziyareti arasında bir ilişki olup olmadığı bilinmemektedir.

Kahn’ın, New Yorker’de açıkladığına göre Rockefellerler dışarıya yapacakları ziyaretlerde, gidecekleri ülkelerdeki siyasi havayı iyice öğrenmeden yola çıkmamaktadırlar. Yanlış zamanlarda yapılan ziyaretlerin çeşitli taşkınlıklara ve öfkelere neden olduklarını bilmektedirler. Örneğin Rockefeller Brothers Fund’ın 1963’de Gana’daki yerel sanayii teşvik amacıyla bir milyon dolar vermesinden sonra Rockefellerler ağır eleştirilere uğramışlardır. Ghanainan Times, ’’New York Valisi Nelson Rockefeller Washington’daki siyasi havayı yumuşatmaya çalışır ve nükleer silahlar üzerinde pazarlık yaparken Chase Manhattan Bank’ın başkanı David Rockefeller’de bakır ve muz alanlarıyla yakından ilgilenmeye başlamıştır’’ diye yazmıştır. Gazete, suçlamayı daha da ileri götürerek David’in Bolivya’da ve Peru’da hükümet devirme haraketlerine katıldığını ve CIA’yı ve Devlet Bakanlığını kendi çıkarları için birer araç olarak kullandığını ileri sürmüştü. Gazetenin iddiasına göre David Rockefeller, bu resmi kuruluşlar sayesinde kendi bankasının yurt dışındaki yatırımlarını korumaktaydı. (68)

Tutucu ve geleneksel kuşkucu olan Christian Science Monitor gazetesiyse Rockefeller’in durumuyla ilgili olarak, ’’bütün dünyada dinlenilen bir iş adamı’’ diye yazmıştı. Anlaşılan gazeteciler hiç değilse Gana’daki durumu duymuşlardı. (69)

David Rockefeller, sık sık yurt dışı gezilerine çıkmaktadır. Gittiği yerlerde alım-satım ilişkilerinde bulunup sağcısı, solcusu, ortacısı demeden, Saddam Hüseyin’den Nikita Kruçev’e kadar her devlet yöneticisiyle görüşmelerde bulunmaktadır. Amerika’ya dönüşünde, genellikle Pocantico Hills’de kalmakta ve hemen her gün bir ziyafet vererek çeşitli konukları ağırlamaktadır.

Açıksözlülüğüyle ünlenmiş Golman, Sachs and Comapany’den Sidney J. Weinberg, David Rokefeller’in davetleriyle ilgili olarak şöyle homurdanmıştı: ’’David, şah gibi, imparator gibi birtakım lanet olası (damn man) tipleri evine çağırır ve öğle yemekleri veriri. Verilen her yemeğe gitmeye kalkışsam, işi gücü bırakmam gerekir.’’ (70)

Yüklü gezi, ağırlama ve görüşme programlarına bakıldığında Rockefeller’lerin veya onlara den birinin yaptıklarının big business (büyük iş) olmadığı anlaşılır. Çünkü big business artık bu insanlar tarafından değil, onların altıdakiler tarafından; yani onlardan paraca ve etkinlikçe daha düşük bir düzeyde olanlarca yapılmaktadır. Rockefeller’lerin yaptıkları Super-Business’dir. Bu çalışma düzeninin içine devlet reisleri ve uluslar girmektedir.

Rockefellerlerin bunu oluşturması çok önceleri başlamış ve bu yüksek-seviyelere göre eğitim görmüşlerdir. Toplumun üst katındakilerle görüşebilme olanağını sağlayabilmek için bilinen yollardan biri yoksul fakat asil birinin kızı veya oğluyla evlenmektir. Oysa Rockefellerler bu yolu seçmemişlerdir. Onlar oyunlarını daha başka şekilde oynamışlardır. Devletin başında şimdi kim varsa onunla ilişki kurmuşlar ve aralarında bir dostluk havası yaratmışlardır. Rockefellerlar tarafından benimsenmiş olan oyunun temel ilkesi yönetici katındaki en sorumlu kimseyle doğrudan doğruya tanış olmaktır.

Örneğin Nelson Rockefeller, yeni evlendiğinde balayını geçirmek için dünya turuna çıkmıştı. Yeni evli Rockefeller gideceği her ülkenin en yüksek yetkilisine yazılmış bir mektubu daberaberinde taşımış ve gittiği ülkelerin en yüksek memurları ve kişileriyle görüşmelerde bulunmuş, Viceroy, Lord Halifaz ve Mahatma Gandi ile tanışmış ve görüşmüştür. (71)

Muhtemelen Winthrop ayrı tutulursa, durum diğer Rockefeller’ler için hep aynıdır. Gittikleri her ülkede kendilerine özel karşılamalar yapılmakta, yüksek seviyede özel görüşmeler/tanışmalar düzenlenmektedir. Bu durum sadece Rockefellerler için böyle değildir. Amerikan servet tapınağının en üst katında oturan her zengin için böyledir.

Rockefeller’lerden Nelson, bir yandan ülkelerin en yetkili temsilcileriyle görüşürken diğer yandan da kendi ülkesindeki seçmenlerin karşısına Bizim emektar Rocky sloganıyla çıkmaktaydı. Anlaşılan Amerikan halkının Rockefeller’lerin gerçek yapısını anlayışıyla yabancı devlet adamlarının anlayışları arasında bir fikir ayrılığı/farkı vardır. Yabancı devlet adamları tarafından dikkatle ve saygıyla izlenen Rockefeller’lar kendi insanlarının karşısına eski bir dost havasında çıkmaktadırlar. Bu durumda da yabancı devlet adamlarının ya da Amerikan halkının yanılgı içinde olması gereklidir. Benim kişisel görüşüm yabancı devlet adamlarının görüşüne uygundur. Finpols takımı süper-megatronluk güllelerdir. Bunların yanında tek-oy sahibi yurttaşlar gölge bile olamazlar.

Dev zenginlerin yurt-içindeki bu üstü kapalı ve sıaradan damlık görünümleri yurt dışına çıktıklarında tam tersine dönüşmektedir. Finpols (Finansal Politkacı) takımı, Pubpols’u (Halkın Politikacılarını), Churchpols’u (Kilise Politikacılarını), Corpols’u (Şirket politikacılarını) ve Lawpols’u (Dev şirketlerin başındaki avukatlar ve onların politikacılığı) de yedeklerine alarak dünyanın Eko-Politik düzenini kendi çıkarları ve istekleri doğrultusunda işletebilmek için kolektif bir çalışmayı sürdürmektedir.

VI. Bölüm: Görkemli Ev-cilik

Büyük Zenginlerin kişisel yaşantılarıyla yoksulların kişisel yaşantıları karşılaştırıldığında en üşengeç gözlemciyi bile hiçkuşkusuz üzerinde düşündüren konu bu insanların kendileri için yaptırdıkları yaşama mahalleridir. Aşırı zenkle yapılmış bu yaşama mahalleri (binalar), kendini dikkate almanın ve aktüel toplumsal statüye karşı çıkılmanın derinlemesine sembolleşmişliğidir. Bunlar, Veblen’in ileri sürdüğü gibi, debdebenin sahnelenmesi ve aşırı israfın gösterişi olmaktan da ötedir. Bunlar, gerçekten, neler olup bittiğini ortaya koyan bir ölü sunu’durlar.

Firavunlar döneminden (hatta hiç kuşkusuz onlardan bile önce) bu yana belli alanlarda hükümranlığı ellerinde tutan kişiler daima en yüksek yaşama mahallerinin de sahibi olmuşlardır, hatta kendileri için mevsimlik ve ruhi durumlarına uygun düşecek saraylar bile yaptırmışlar ve buralarda yaşamışlardır. Hükümranların bir alt katında bulunan soylular ve kilise babaları da, onlar kadar olmasa bile genede yeterince rahat yaşanabilecek konutlarda günlerini gün etmişlerdir. Bunlar arasında da konutların monarşik anlayışa uygun irilikte olması ve bunun getirdiği bir rekabetçilik vardı.

Roma İmparatorlarından, Fransa Kralı XIV. Louis’den, çarlardan ve birkaç diğerlerinden günümüze kalmış olan bu geleneğin mirasçısı, bir milyar’ı aşkın kişiye ruhani liderlik yapan ve biri kendi toprağında olmak üzere çeşitli yerlerde sayısız dev sarayda yaşayan Papa’dır. Britanya’nın Kraliçesi ve kalmış bulunan krallar/kraliçeler günümüzde de olağandışı irilikteki yapılarda yaşamaktadırlar. Britanya Majestelerinin sarayı yaklaşık olarak Şikago’daki Kennedys Merchandise Mart (çarşı) boyutlarındadır. Rus Çarları’nın halefleriyse küçük binalarda değil Kremlin’de yaşamaktadır.

Hükümranlığın sürdürülmesi ve Kralın korunmasında büyük yardımları dokunan bazı kimselere, kraliyet masrafları arasında gösterilerek büyük yapılar armağan edildiği de zaman zaman görülmüştür. Bunlara bir öernek de Blenheim Sarayıdır. İngiltere’nin Oxfordshire bölgesindeki bu saray, Britanya Kraliçesi Anne saltanatında ilk Malborough Dük’ü olan John Churchill’e armağan edilmişti. John Churchill’in bu armağana layık görülmesinin nedeni 1704 yılında Bavyera’da Fransız ve Bavyeralılara karşı Blenheim savaşını kazanmasıdır. Sir Winston Churchill, gençlik yıllarının bu dev sarayda geçirmişti.

Bu nedenlerle, bir bir büyük ev ve bir dizi büyük ev sahibi olmak eytişimsel bakımdan ya bir buyrukçu olmak ya da buyrukçulara en yakın kimseler arasında bulunmuşluk anlamına gelmektedir. Yani dev yapılar, buyrukçular sınıfının güçlülüklerini dışa yansıtan ve bizlere Romalıları’ın Ne yararına-Kimin Yararına? Sözünü anımsatan kuruluşlardır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde bu anlamda bir buyrukçular sınıfı olmadığı halde burada karşımıza bir anamoly (kaide dışılık) çıkmaktadır: kurumsal olarak devletin yönetiminde bir kamyon şöförünün söyleyebileceklerinden daha fazlasını söyleyemeyecek durumda olan bazı kimseler her nasılsa tarihteki en seçkin ve en pahalı sayılabilecek yerleşme ve yaşama mahallerini kendilerine mal etmişlerdir. Amerika’nın siyasi terisinde buyrukçular (düzen yönetenler) temel anlamda halktır ve bu insanlar zaman zaman seçimlere katılarak kendi temsilcilerini seçmektedirler. Görünüşte işte bu seçilenler ülkenin gerçek yöneticileri ve buyrukçulardır. Buna rağmen, bu insanlar, eğer çok zenginler sınıfından gelmiyorlarsa Beyaz Saray’a dahi girseler, gerçek zenginlerin yaşama mahalleriyle karşılaştırılamayacak evlerde yaşamak durumundadırlar. Beyaz Saray’da sürecekleri hayat ise sadece belli bir dönem içindir.

Amerika’nın devletreisleri Başkanlık Sarayından ayrıldılar mı, oldukça mütevazi ve şatafatsız sayılabilecek yaşama mahallerine çekilmektedirler. Gerçi bu yaşama mahalleri daha az zengin sayılanlar için gene de lüks sayılabilrise de gerçek zenginlerin yaşama mahalleriyle kıyaslanamayacak kadar basit yapılardır. Örneğin, Başkanlık görevi sona eren Eisenhower Gettysburg’daki bir çiftlik evine, Truman, Independen’de Victorya stili bir eve, Lyndon B. Johnson’da, West Texas’daki bir çiftlik evine taşınmışlardır.

Devlet’i yönetmiş olan bu kimselerin ve kongre üyelerinin, anayasanın öngördüğü sınırlar içinde, güçsüz kimseler olduklarını söylüyor olduğum sanılmasın. Ancak bu kimselerin gücü, ister Wilson’un ülkeyi I. Dünya savaşının tam ortasına iteklemesi, ister Johnson’un Vietnam’a ağır saldırılar yapma kararı alması, hep dev sermaye çevrelerinin onayıyla oluşmuştur. Bu çevreler bir kez, Başkan Franklin D. Roosevelt döneminde bu başkanın bazı icraatlerine karşı muhalefet göstermişlerdir. Sermye çevreleri halkın yönetiminde kendi anlayışlarına sığmayan bazı uygulamalara hep birlikte şiddetle karşı çıkmışlardır. Sermaye çevrelerinin halkın yönetiminde uygulanmasını istedikleri politikaları saptayışta ne denli etkili oldukları çeşitli belgelerle saptanmış bulunmaktadır. Örneğin Gabriel Koko, Tutuculuk Zaferi (Triumh of Conservatizm) adlı incelemesinde 1900-1912 yılları arasına ait sayısız belge de vermektedir.

Vatandaşların yaşantısına etki yapan politik tutumların birçoğu, olabildiğince, politik gücü ellerinde bulunduranların yeniden yazıp çizmelerine gereksinilmeden gerçekleşmiştir. Özgürlük düzeni içinde kanunlarda özellikle altları çizilmiş olan ne varsa hepsi serbest bırakılmıştır.Bir örnek olarak teknolojik gelişim ele alınabilir. Bu olayda daima özel/kişisel kararlar etkin olmuş geniş halk kesimi bu kararlardan pek haberdar olmadığı gibi olsa da bir şeyler sezinleyememiştir. Teknoloji, ulusal ekonomiyi yüceltmek ve etkinliğini arttırmak amacıyla kullanılırken bir işçinin/emekçinin üretimi ne denli arttırılırsa dev şirketlerin kazançları da daha çok artmıştır. Şirketler, işçinin üretkenliğini arttırmakla çok büyük karlar edinmişler ve bunları birikime sokmuşlardır. Daha özel bir durum da, bu kuruluşların devletten hiçbir onaylayıcı söz almaksızın emeği yok eden otomasyona kalkışmalarıdır. Oysa emek gücünün boyutları artan nüfusun boyutlarına uygun bir artış göstermemiş, bu durum da özellikle gençler olmak üzere, birçok kimsenin işsiz, vasıfsız işçilerin açıkta kalmasına yol açmıştır. Bu sonuçları doğuran kararların alınmasında hiçbir halk-temsilcisinin direkt karar-vermişliği söz konusu edilmemiştir. Bu kararlar tamamen özel kesimce alınmış ve yürürlüğe konulmuştur. Peçeli güçlülük ve bunun geniş yetkileri konusunda bu bir örnektir.

Aynı durum benzer şekilde gençler içindir. Bunların birçoğu bozuk eğitim düzeyi nedeniye okullarından mezun olamamakta ve öğrenimlerini yarıda bırakarak hayata atılaktadırlar. Bu uzaklaşma ya kişisel yetenksizlikleri ya da yerleşikteki eğitim sisteminin sıkıcı ve köhnemiş olmasıyla oluşmaktadır. Sonuç olarak da ABD’de yeterli eğitim görmemiş bir gençler ordusu yetişmiş bulunmaktadır. Bu gençlerin büyük bir ksımı ne yapacağını bilmemenin verdiği başıbozuklukla uyuşturucu madde tutkunluğundan diğer sapıklıklara dek çeşitli olumsuz yollara sürüklenmektedirler. Bu sonuçları doğuran kararların hiçbirinden seçilmiş bulunan yöneticilerin karar vermişliği geçmiş değildir. Bu kararlar şirketlerin yönetim kurullarına ayrılmış olan sessiz odalarda sessiz sedaszı bir şekilde alınmışlardır.

Kısacası büyük yaşama mahalleri, tüm tarih boyunca temelli kar-yapıcılarca işgal edilmiştir. Gerçek buyrukçuların bu yapılarda oturmaları tarihi bir kaide durumundadır. Bu durum Amerika’da bir ayrıcalık göstermektedir o da, alınan kararların doğrudan doğruya değil de dolaylı ve sinsice kamuya intikal ettirilmesidir.

Zenginlerin buyrukçuluk düzeni içinde kendilerini dikkate almalarının bir başka şekli de kendilerine roma rakamlarıyla takılar eklemeleri (John Jacop Astor VI, John D. Rockefeller III gibi) ve Avrupa’nın soylularıyla evlilik yapmalardır. Amerika’da bu tür yüzlerce evlilik yapılmıştır. Bunlardan biri bir hayli patırtı yaratan Consuelo Vanderbilt ile Marlborough Dükü’nün evliliğidir. Bu evliliklerdeki saik evlenilecek olanda aranılan ünvandır.

Ünvanlar konusunda Kurucu Babaların -George Washington, Benjamin Franklin, John Adams, Alexander Hamilton- tatsız davranışlarını benimsememiş olan Amerika’nın sanayi kralları açıktır ki, kendileri Avrupa’nın soylularıyla özdeşleştirmeye çalışmışlar ve onların soyluluk ve karaliyet mensubuvari rollerini oynamaya başlamışlardır.

Bu kendini dikkate-alma olayının mutlak gerçeğin yansıması olmayacağı doğrudur. Çünkü bu tamamen fantezi de olabilir. Kendini dikkate almanın yanılmamış olduğunu gördüğümüz kısımlar toplumun aktüel buyrukçularının bulunduğu kattır. ABD’nin dev zenginleri gerçekte eğer Amerika’nın dükleri biçiminde değillerse bile halk bu rolü oldukça kabullenmiştir.

Yerleşme Mahalli Görüntüleri

Özgürlüklerini seven zengin takımının geniş ve bol parayla inşa edilmiş yaşama mahaleri üzerine sayısız tasvir yapılmış ve bu insanların yaşadıkları yerleri gösteren sayısız fotoğraf yayınlanmış olmasına rağmen benim anlayabildiğim kadarıyla, bunlar arasında bir ayrıcalık ve değişik görüntüler bulunduğuna hiç dikkat çekilmemiştir. Bu görüntüler aşağıda gösterilmiştir:

1. Bir büyük aileye mensup olanların yaşadıkları bir çok büyük yaşama mahallinin bulunduğu ve bazen bir köy veya oldukça geniş bir alanı kapsayan çoğul ya da birleişk mülk görünümü.

2. Bir büyük ailenin dağınık mülklerinin bir takım halinde ya da bölgesel olarak gruplaşması görünümü.

3. Bir büyük ailenin elli veya daha çok sayıda değişik koluna dağılmış olan mülkler görünümü

4. Bir çekirdek ailenin kırsal alandaki tek mülkü ki, genellikle servete yeni erişmişleri simgeler.

Bütün bu hallerde anlaşılması gereken mülk’ün sadece ailenin merkezi olduğudur. Düşünülmesi gereken diğerleri ise kasabalardaki evler, kentleşmemiş alanlardaki ve yabancı topraklardaki mülklerdir. Zengin Amerikalıların bir çoğu Avrupa’da ve Latin Amerika’da mülk sahibidirler. Bazılarının da Afrika’nın kuzeyinde başlıca da Fas’ta mülkleri vardır.

Büyük mülklerin bir fonksyonu, elbette ki, dışarıdan balanlara garip bir çekingenlik korkusu vermek ve böylelikle de mal sahibi ile şamatacı hoi polloi halk kalabalığı arasında toplumsal bir mesafe oluşturmaktır.

Yaşama Mahalleri Görütülerinden Bir Örnek: Rockefeller’lerin Kykuit’i

Rockefeller’lerin Kykuit Malikanesi

Çoğul veya birleşik-yaşama mahalli görüntüne baş örnek Rockefeller ailesine ait New York’un Sleepy Hollow kasabasındaki Tarrytown’un biraz doğusuna düşen Pocantico Hills’deki 4.180 acre’lik Kykuit’dir. Winthrop Rockefeller’in Arkansas’a gidişine dek Rockefeller kardeşlerin her biri bu bölgede büyük yaşama mahallerine sahiptiler. John D. Rockefeller I ve II burada yaşamışlardır. Bu yaşama mahallinde sayısız konut vardır ve sayıca çok kalabalık olan işgörücüler bu binalarda kalmaktadırlar. Ayrıca yıllar önce değeri 1 milyon dolar kadar hesaplanmış olan bir de oyun-evi vardır. Bu mahalde bowling salonları, tenis kortları yüzme havuzları ve benzeri mahaller bulunmaktadır. (71)

Rockefeller kardeşlerin ayrıca bir de New York şehrinde yaşama mahalleri vardır. John III ve karısı yukarı East Sıde’da büyük bir dubleks apartmanında yaşamışlardı. John III, konukları için 1950’’de günün moda yaşama merkezi olan Beekman Place yakınında bir ev inşa ettirmiştir. (72) Nelson Rockefeller ve ailesi, Central Park’a bakan Fifth Avenue’daki Millionaire’s Row’da üç katlı bir villa tarzı evde otrumaktaydırlar. (73) David, Laurance, Romdan ve Winthrop ise New York’un yukarı East Side kesimindeki çeşitli evlerde oturmaktadırlar.

Nelson’un Venazuella’da çok büyük bir çiftliği, Laurance’in Hawai’de tesisleri ve Winthrop’un da Arkansas’da saray-görünümlü işletme tesisleri bulunmaktaydı. Dev zenginler için yaşa mahalleri yapmak mutlaka gerekli değildir. Çünkü bunlar genelikle gezilere çıkmaktadırlar ve gittikleri yerlerde yerine göre uzun süreli yaşama mahalleri kiralamaktadırlar. Bu şekilde birçok zenginin Paris’te, Londra’da, Riviera’da, Bahama’da ya da Porto Riko’da yaşama mahalli bulunmaktadır.

Kykuit, birkaç millik bir yolla North Tarrytown ile Pleasentville, New York’a bağlanmakatdır. Yol kesif ormanların ve zaman zaman yeşil tarlaların arasından uzanmaktadır. Yol, Route 117 diye bilinmektedir.

Bir zamanlar halka açık olan bu yaşama mahalli şimdilerde sadece sadece atçılık ve avcılık için kısmen açıktır. Fakat ailenin evlerinin bulunduğu topraklar tıpkı bir kale gibi dış dünyandan uzak ve muhkem tutulmuşlardır. (74) Sıkı güvenlik tedbirleri alınmıştır: yüksek taş duvarlar, kalın demir kapılar, alarm nöbetçileri, polis köpekleri ve millerce uzanan dikenli teller evleri tıpkı bir sığnak gibi kuşatmakta ve korumaktadırlar. (75) David Rockefeller’in evi, her nasılsa, kamu yolunun hemen biraz aşağısına inşa edilmiştir.

Rockefeller ailesinin baş yamama mahalli olan Kykuit, ölümüne dek John Davison Rockefeller II ve karısı tarafından işgal edilmekteydi. Ev, elli odalı granit bir yapıdır ve Georgien stili desenlerle inşa edilmiştir. Dört katlıdır, üçüncü ve dördüncü katlarında misafir odaları vardır. (76)

Rockefeller II’den dul kayan Abby Aldrich Rockefeller, bu binayı fazla odalı bularak aynı yaşama mahalli alanı içinde ve sadece on yatak odası olan daha mütevazi bir ev yaptırarak buraya çekilmiştir. Büyük evin kaderinin ne olacağı henüz bilinmemektedir. Bu mülk’ün değeri üzerine sayısız tahmini rakam verilmiştir ama kesin rakam açıklanmamış olduğu için burada mülk’ün değerinden söz etmeyi gereksiz buluyorum. Rockefeller I öldüğünde New York Tımes (24 Mayıs, 1937) granit evlerden her birinin 2 milyon dolar olduğunu yazmıştı. Mali Buhran döneminde eve 500.000 dolar fiat biçilmişti. Tüm iş görücülerin sayısıysa 350 idi. Yaşama mahallinde günün her türlü yaşamayı kolaylaştırıcı araç-gereçin bulunduğunu belirtmeye gerek yoktur.

Rockefeller’lerin Pocantico Hills’deki mülkleri kuvvetle muhtemelen gelecekte ya bir kamu parkı ya modaya uygun inşaat alanı ya da her ikisi birden haline gelecektir. Veraset olarak kalmalarının kabul edilmesinden sonra bu tür birçok yapıyı bekleyen akıbet budur.

Kaynaklar ve Notlar

1) Yakın zamanların tekelleriyle ilgili literatür çok geniştir.

2) Albert Z. Carr, John D. Rockefeller’s Secret Weapon, McGraw-Hill Book Co. N. Y., 1962, s. 62

3) Wall Street Finansörü John Pierpont Morgan’ın piyasada bulunan Çelik şirketlerini bir çatı altında toplamasıyla kurulan United States Steel, 1901 yılında kurulduğunda John D. Rockefeller bu şirketin en büyük hissedarıydı. United States Steel kısa bir süreliğine dünyanın en büyük şirketi oldu. Aynı zamanda dünyanın ilk milyar dolarlık şirketidir, United States Steel. Günümüzde de faaliyet gösteren şirket, geçmişteki kadar olmasada halen dünyanın en büyük Çelik şirketlerinden biridir.

4) Rockefeller’le ve Standard Oil şirketiyle ilgili (yabancı) literatür çok fazladır; konuya ilgin yazılmış her kitapta (yabancı kaynakları kastediyorum) çok geniş bibliografya bulunmaktadır. Yazılmış bulunan kitapların birçoğu, Ida M. Tarbell tarafından yazılmış olan The History of The Standard Oil Comapany adlı kitabın izindedirler. Kitap günümüzde bile başvurulacak ilk araştırma kitabı olarak önemini korumaktadır.

5) Tarbell, I., ss. 56, 58, 70, 71; II. 112-119 ve çeşitli yerler.

6) a. d. g. e. II, ss. 145-146

7) Carr, ss. 109-110

8) Tarbell II, s. 264

9) New York Times, 20 Mayıs, 1960; 1: 2 ve 21 Mayıs, 1960: 25 : 8

10) a. d. g. e.

11) TNEC Investigation… ss. 1324-29 ve diğerleri

12) a. d. g. e.

13) a. d. g. e. S. 129

14) New York Times, 21 Temmuz 1937: 21 : 2

15) TNEC Investigation… ss. 126-131

16) Ferdinand Lundberg, The Rockefeller Syndrome

17) Joe Alexander Morris, Those Rockefeller Brothers, sayfa 16

18) a. d. g. e. S. 180

19) a. d. g. e. S. 171

20) Fortune, Şubat 1955, s, 140

21) a. d. g. e. S. 48

22) Morris, s. 162

23) a. d. g. e.

24) a. d. g. e.

25)  a. d. g. e.

26)  Fortune, Mart, 1955 s. 116

27) ) a. d. g. e.

28) Morris, s, 33

29) Ferdinand Lundberg, The Rockefeller Syndrome

30) a. d. g. e. S. 180-181

31) Moody Industrial Manuel, Haziran, 1966, s. 1609

32) Morris, s, 144

33) a. d. g. e. S. 136 Rockefeller’in Merritler’le olan ilişkileri daha sonra Gates tarafından küçük bir kitapçıkta toplanmıştır. The Truth About Mr. Rockefeller and the Merrits.

34) Nevins, II, s. 401

35) a. d. g. e. s. 199

36) a. d. g. e. s. 166

37) a. d. g. e. s. 200

38) Raymond B. Fosdick, John D. Rockefeller, Jr: A Portrait. S. 144

39) Flynn, God’s Gold, ss. 458

40) Nevins, II, s. 202

41) a. d. g. e. s. 203

42) a. d. g. e. s. 200-212

43) Flynn, God’s Gold, ss. 310-311

44) Nevins, II s. 274

45) Raymond B. Fosdick, The Story of the Rockefeller Foundation

46) The Rockefeller Foundation Annual Report, 1950

47) General Education Board Annual Report, 1950, s. 58

48) Rockefeller Brothers Fund, Annual Report, 1954-55

49) a. d. g. e. s. 7

42) a. d. g. e.

50) Flynn, God’s Gold, ss. 296

51) Nevins, II s. 409

52) Flynn, God’s Gold, ss. 293

53) Raymond B. Fosdick, The Story of the Rockefeller Foundation, s. 6

54) Manchester, s. 10

55) Nevins, I. SS. 386-387

56) a. d. g. e. s. 187

57) a. d. g. e.

58) Nevins I. s. 396

59) Kapitalizmin Sosyalist açıdan yapılan eleştirileri geniş ölçüde duygusal temellere dayandırılır

60) Arnold Shonfield, Modern Capitalism

61) Morris, s. 36 

62) E. J. Kahn, Jr… Profiles: Resources and Responsibilites- II, New Yorker 16 Ocak 1965. S. 61

63) Morris, s. 42

64) a. d. g. e. s. 28

65) a. d. g. e.

66) E. J. Kahn, Jr… Profiles: Resources and Responsibilites- I, New Yorker 16 Ocak 1965. S. 37

67) a. d. g. e.

68) a. d. g. e. 38, 40

69) a. d. g. e.

70) a. d. g. e. S. 46

71) Morris, ss. 57-58

72) Merrill Folsom, Great American Mansions and Their Stories.. ss.. 203-206

73) Morris, s. 31

74) a. d. g. e.

75) Folsom, s. 204

76) a. d. g. e

Yorum yaz