×
KÜRESEL

ANALİZ

Hürmüz Boğazı Krizi ve Sistemik Zorunlu İşbirliği

ABD/İsrail'in İran'a saldırısıyla Orta Doğu'da başlayan savaş, gelinen noktada küresel krize dönüşmüş durumda. Kriz karşısında küresel aktörlerin nasıl davranacağı merak konusu. Sistemik Zorunlu İşbirliği yaklaşımı süreç için açıklayıcı bir yere sahip.
ABD ve İsrail'in İran'a saldırısıyla Orta Doğu'da başlayan savaş, gelinen noktada küresel krize dönüşmüş durumda. Kriz karşısında küresel aktörlerin nasıl davranacağı merak konusu. Sistemik baskılar ve ekonomik bağımlılıklar, devletlerin politik duruşlarına meydan okuyor.

Mart 2026’da İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatma girişimi, küresel enerji piyasalarını ve dünya ekonomisini derinden sarstı. Bölgedeki deniz trafiğinin neredeyse %97’sinin durması, Basra Körfezi ülkelerinin petrol ihracatında %60’ı aşan bir düşüşe yol açtı. Petrol fiyatları hızla varil başına 100 dolar ve üzerine çıktı; enerji arzındaki kesinti lojistik maliyetleri artırdı, yakıt kıtlığına yol açtı ve küresel ekonomik kırılganlığı gözler önüne serdi.

Kriz, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri müdahalesinin stratejik sonuçlarını da tartışmaya açtı. Trump yönetimi, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamakta yetersiz kaldığı eleştirileriyle karşı karşıya kaldı. ABD ve müttefikleri, ticari gemilerin güvenli geçişini garanti altına alamadıkları için ekonomik kayıplar ve diplomatik baskılar arttı. NATO Genel Sekreteri 23 Mart’ta, ittifak ülkelerinin Trump’ın İran’a karşı attığı adımları destekleme umudunu dile getirerek bölgesel dayanışmanın önemini vurguladı. İran’ın tepkisel hamleleri ise yalnızca ABD güçlerini değil, bölgedeki komşu ülkeleri de etkileyerek stratejik dengeyi yeniden şekillendirmeye başladı.

Bu bağlamda öne çıkan kavram, “Sistemik Zorunlu İşbirliği” (SZİ). SZİ, uluslararası sistemdeki kırılgan noktaların yarattığı baskı altında devletlerin kendi stratejik çıkarlarını korumak için zorunlu olarak işbirliği yapmak durumunda kaldığı durumu tanımlar. Hürmüz Boğazı örneğinde, İran’ın geçidi kapatması küresel enerji ve ticaret sistemini felce uğrattı; ABD, Avrupa ve Körfez ülkeleri, enerji güvenliği ve ticaretin sürdürülebilirliği için birlikte hareket etmek zorunda kaldı. Bu durum, işbirliğinin ideolojik veya gönüllü değil, sistemik bir zorunluluk olduğunu ortaya koyuyor.

Kautsky’nin “Ultra-Emperyalizm” teorisi, kapitalist devletlerin Lenin’in iddia ettiğinin aksine çatışma yerine işbirliğine yöneldiğini öne sürer. Hürmüz Boğazı örneği, bu teoriyi güncel bir bağlamda doğruluyor: sistemik baskılar ve ekonomik bağımlılıklar, devletleri SZİ mekanizması çerçevesinde birlikte hareket etmeye zorunlu kılıyor. Böylece tarihsel teori ile güncel stratejik gerçeklik birbirini destekliyor.

Kriz, küresel ekonomiyi yalnızca petrol arzı üzerinden değil, ticaret yollarının güvenliği ve enerji lojistiği açısından da sınadı. Rekabetin yoğun olduğu bir ortamda bile diplomatik koordinasyon ve işbirliği kaçınılmaz hale geldi. SZİ perspektifi, devletlerin kriz yönetiminde sistemsel bağımlılıklarını ve birlikte hareket etmenin stratejik önemini gözler önüne seriyor.

Sonuç olarak, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ekonomik ve stratejik boyutlarıyla küresel güvenlik yapıları için ciddi bir sınav niteliği taşıdı. Enerji arzının sürekliliği, uluslararası ticaretin güvenliği ve bölgesel caydırıcılık mekanizmaları, benzer krizlerin yönetilmesinde kritik öneme sahip. Uzun vadeli politika çıkarımları, devletlerin, kısa vadeli askeri müdahalelerden ziyade, bölgeye konuşlandırılabilecek uluslararası deniz koalisyonları ve çok taraflı diplomasi üzerinden Sistemik Zorunlu İşbirliği mekanizmalarının işletilmesine odaklanabileceğini gösteriyor. Zira söz konusu yaklaşım, kriz yönetimi ve küresel güvenlik stratejileri için sürdürülebilir bir çerçeve sunuyor.

SABİR ASKEROĞLU

Lisans öğrenimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. Aynı üniversitenin Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans yaptı. İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden doktora derecesini aldı. Çeşitli düşünce kuruluşlarında görev yaptı. Askeroğlu’nun araştırma alanları, Rus dış politikası, Avrasya ve Ortadoğu'dur. Askeroğlu, Rusya'nın Büyük Güç Olma Stratejisi kitabının yazarıdır.