×
LATİN AMERİKA

ANALİZ

Venezuela-Guyana Krizi: Tarihsel Arka Plan ve Bugün

Venezuela ve Guyana arasında yaklaşık iki yüzyıldır devam eden toprak anlaşmazlığı, son dönemde yeniden alevlendi. Maduro'nun asıl amacı, tartışmalı Essequibo bölgesi üzerinden yarattığı gerilimle Venezuela içindeki kendi imajını güçlendirmek.
LATİN AMERİKA'da yer alan Guyana ve Venezuela arasında yaklaşık iki yüzyıldır devam eden toprak anlaşmazlığı, keşfedilen yeni petrol ve doğal gaz rezervleri nedeniyle tekrar alevlendi. Son gerilim, Guyana topraklarının yaklaşık %70'ine karşılık gelen (Portekiz veya Yunanistan büyüklüğüne eşdeğer) Essequibo bölgesine dair sınır ihtilaflarından kaynaklanıyor.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro hükümetinin 3 Aralık'ta yaptığı istişare referandumuyla Guyana kontrolündeki petrol zengini Essequibo bölgesinden toprak talep etmesinin ardından, dünyanın gözü Güney Amerika’ya çevrildi.

Venezuela, Essequibo bölgesinin kendi sınırlarında olmasını gerektiğini öne sürerek toprak talebinde bulunuyor. Guyana ise İngilizlerden bağımsızlığını kazandığından beri bu toprakların kendi ülkesinin bir parçası olduğunu vurguluyor ve 1899'da İngiliz sömürge döneminde uluslararası bir tahkim mahkemesi tarafından belirlenen mevcut sınırların yürürlükte kalması gerektiğini ileri sürüyor. Buna karşılık Venezuela, sınırı Essequibo Nehri'nin doğal olarak çizdiğini ileri sürüyor ve 1899'daki kararı 'hükümsüz ve geçersiz' olarak nitelendiriyor.

1966'da Guyana'nın bağımsızlığını kazanmasıyla imzalanan Cenevre Anlaşması, her iki devletin iddialarını onaylamaksızın diplomatik çatışma çözümüne yönelik ilkeleri belirledi ve sınırın “İyi Niyet” yöntemiyle doğrudan müzakereler yoluyla belirlenmesine olanak tanıdı. Tartışmanın merkezindeki Essequibo bölgesini bu kadar değerli kılan, ormanlık bir alan olmasına rağmen verimli topraklara ve önemli miktarda petrol zenginliğine sahip bir bölge olması. Ayrıca, bölgenin açık denizlerinde de hem doğal gaz hem de petrol rezervleri bulunuyor.

Krizin Tarihsel Arka Planı

Essequibo bölgesini 1499 yılında ilk keşfedenler İspanyollardı. Hollandalılar ve İngilizler ise bölgeye daha sonra geldiler. Bölgenin adı kaşif Juan de Esquivel'den geliyor. Çünkü dönemin tarihçilerine göre yerli halklar Esquivel soyadını değiştirerek bölgedeki nehre "Essequibo" adını vermiş. 1648'de Hollanda ve İspanya Münster Antlaşması ile Essequibo Nehri'ni sınır olarak tanımıştı. 1777'de İspanya Venezuela Başkomutanlığını kurarak Essequibo’yu bu yeni idari birimin parçası haline getirdi. İngilizlerin 1814'te Guyana'nın kontrolünü ele geçirdiği döneme kadarki haritalarda Essequibo bölgesini Venezuela’ya dahil olarak gösteriliyordu. Ancak, İngilizler 1814'te Guyana'nın tamamının kontrolünü Hollandalılardan aldığında, Britanya ve Venezuela arasındaki sınırlar net bir şekilde çizilmedi. 

Venezuela tarihçilerine göre İngilizler, Venezuela bağımsızlık savaşında ortaya çıkan kaosu kullanarak Essequibo Nehri'nin doğusundaki Venezuela topraklarını işgal etmeye başladı. Bu durumla karşı karşıya kalan Simon Bolivar, 1822'de diplomatik yöntemlere başvurarak Londra'da İngiliz yetkililere resmi bir şikâyette bulundu. Ancak, bu girişim başarılı olmadı. 1821 ile 1831 yılları arasında yasal olarak varlığını sürdüren Gran Colombia'nın kuruluşundan sadece birkaç ay sonra, Guayana’nın Esequiba'yı kendi topraklarına dahil ettiği görülmektedir. 1825'te bu durum, Birleşik Krallık tarafından tanındı. Gran Colombia'nın dağılmasının ardından Venezuela hükümetleri, Başkan Antonio Guzman Blanco'nun İngiliz hükümetiyle ilişkilerini kestiği ve hatta savaşa girmekle tehdit ettiği 1887 yılına kadar bu konuyu ele almadı. Ancak ABD, Monroe Doktrini çerçevesinde arabulucu olarak müdahale ederek İngilizleri Venezuela ile uluslararası tahkime gitmesi konusunda ikna etmeye çalıştı. 

Venezella tarihçilere göre, 1899'daki Paris Tahkim anlaşması sırasında Karakas heyetinin sunduğu deliller göz ardı edildi ve mahkeme Birleşik Krallık lehine karar verdi. Venezuela bu tahkim sürecini kusurlu buldu ve sonucu kabul etmedi. Daha da çarpıcı olanı, tahkim kararı alındıktan sonra, İngiliz ve Rus yargıçlar arasında yapılan gizli bir anlaşmanın ortaya çıkmasıydı. Bu anlaşma, Venezuela aleyhine kasıtlı olarak kararlar alındığını gösteriyordu.

1966'da Guyana'nın İngilizlerden bağımsızlığını kazanmasının ardından imzalanan Cenevre Anlaşması ile Venezuela, Guyana'nın egemenliğini tanısa da Essequibo bölgesinin kendilerine ait olduğunu ısrarla savundu. Sonrasında bu soruna çözüm bulmak amacıyla yapılan müzakereler sonuçsuz kaldı ve Essequibo bölgesi Guyana'nın kontrolünde kalmaya devam etti.

Venezuela, daha fazla savaş ve çatışmayı önlemek amacıyla, sömürgeden arındırılmış bölgelerin yeni işgalciler tarafından miras alınmasına olanak sağlayan "uti possidetis iuris" (mevcut sınırların korunması) ilkesini savundu. 1960'lı yıllardan itibaren Venezüella'nın iddiaları daha da yoğunlaştı ve Karakas ABD'den destek istedi. ABD'nin o dönemde bağımsız Guyana'da iktidarda olan solcu Cheddi Jagan ve Halkın İlerleme Partisi'ne (PPP) karşı "başka bir Küba" oluşumundan endişe etmesi nedeniyle konuya mesafeli yaklaştığı görüldü. 1980'lerde Venezuella'da ana yatırımcıların Amerikan şirketleri olduğu yıllarda Fidel Castro, Guyana'yı açıkça destekledi ve hatta dışişleri bakanı Venezuelle’nın dış politikasını "yayılmacılık" olarak nitelendirdi.

 Guyana her zaman topraklarının bütünlüğünün dokunulmaz olduğu ve her türlü müzakerenin ötesinde olduğu konusunda ısrar etti. Essequibo'nun Guyana’nın yaklaşık %66'sına karşılık gelmesi anlaşmayı zorlaştırıyor. Eski İngiliz kolonisi için, Brezilya, Küba, Caricom ve Amerika Birleşik Devletleri gibi tüm ortaklar tarafından tanınan net bir sınır zaten mevcuttu. Guyana, 1899 tahkim kararına kesinlikle saygı duyulması gerektiğini savunuyor.

Krizi Derinleştiren Ekonomik Etkenler

Venezuela, uzun yıllardır Latin Amerika'nın dördüncü büyük ekonomisine ve yaklaşık 30 milyon nüfusa sahip olmasıyla bölgede yüksek refah seviyesine sahip ülkelerden biri olarak biliniyor. Ancak son zamanlarda, ülkenin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası (GSYH) dörtte bir oranında azaldı. Bu durum, ülkede herhangi bir savaş veya işgal olmamasına rağmen yaşandı ve büyük ölçüde ABD'nin siyasi ve ekonomik ambargosundan kaynaklandı. Birleşmiş Milletler'in verilerine göre, Venezuela son 15 yılda iki hiper-enflasyon dönemi yaşadı; sanayisi çöktü ve yaklaşık 7 milyon insan ülkeyi terk etti.

Venezuela, bugün Latin Amerika'nın hem en fakir hem de en pahalı ülkelerinden biri. Örneğin, ülkede bir restoranda akşam yemeğinin maliyeti Brezilya veya Şili'ye göre iki kat daha fazla. Öte yandan, Guyana fakir ama gelişmekte olan bir ülke ve 11 milyar varili aşan petrol rezervleri sayesinde Kuveyt ve BAE kadar zengin olma potansiyeline sahip. Exxon ve ortakları, son 8 yıl içinde Guyana'da yaklaşık 46 petrol rezervi keşfetti. Bu keşifler, dünya petrol rezervlerinin yaklaşık %0.6'sına eşdeğer olan yaklaşık 11 milyar varile denk geliyor. Essequibo, geniş nehir yatakları sayesinde önemli su kaynaklarına da sahip. Bu faktörler, Guyana'nın dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri haline gelmesine katkıda bulundu; 2022'de %57.8 ve 2023 için %25'lik bir GSYH büyüme tahmini yapıldı. Guyana'nın GSYH'si 2019'dan bu yana üç katına çıktı.

Her iki ülke de Essequibo'dan elde edilebilecek ekonomik fırsatların peşinde. Kişi başına düşen dünyanın en büyük ham petrol rezervlerine sahip Guyana için yeni keşifler benzersiz bir zenginlik getirebilir. Bu potansiyeli kimseye bırakmak istemeyen Guyana, Exxon Mobil, Chevron BP, Total gibi büyük petrol şirketlerine sondaj ihaleleri verdi.

Venezuela ise ABD ve AB ülkelerinin ambargosuna karşın ekonomideki toparlanmayı sağlayabilmek için petrole güveniyor. Ülkenin petrol üretimi, 1997'de günde 3.3 milyon varilden Chavez döneminde 2.4 milyon varile, ilk ABD yaptırımlarının başlamasından sonra 1.7 milyon varile ve şu anda 1 milyon varilin altına düştü. 

Venezuela'nın GSYH'si 2014 ile 2021 arasında dörtte üç oranında küçüldü, ancak Ukrayna-Rusya savaşının ardından ABD ile yakınlaşma sonucu ekonomi 2022'de %8, 2023'te %4 büyüdü ve 2024 için %4,5'lik bir büyüme öngörülüyor. Venezuela'nın tahmini borç yükünün 150 milyar dolar olduğu ve yıllık enflasyonun 2018'de %130.000'in biraz üzerinde iken 2023'te %360'ta kaldığı belirtiliyor.

Venezuela, Rusya-Ukrayna savaşının sonucunda ABD ile yapılan anlaşmalar ve özel faaliyet izni alan Chevron ve Citgo'nun petrol sektörüne geri dönüşü sayesinde petrol üretimini günde yaklaşık 700.000 varile çıkardı. Bu gelişme, Venezuela'nın tartışmalı Essequibo bölgesindeki petrol ve doğal gaz rezervlerine olan ilgisini daha da artırdı. Ülke, bu zengin kaynakları Guyana'ya kaptırmak istemiyor ve aynı zamanda mevcut krizi ABD ve AB yaptırımlarının hafifletilmesi için bir pazarlık aracı olarak kullanmayı planlıyor.

Venezuela için, Essequibo'daki sınır anlaşmazlığından ziyade, ambargonun hafifletilmesi ekonomik bir kazanım sağlıyor. Bu durum, Maduro hükümetinin hem milliyetçi coşkuyu kendi tabanında ateşlemesine hem de muhalefete karşı siyasi bloklaşmayı kırmak için Guyana ile yaşanan gerilimi canlı tutmasına neden oluyor. Bu strateji, ülkenin iç siyasetindeki dengeleri etkilemek ve uluslararası arenada Venezuela'nın konumunu güçlendirmek için kullanılıyor.

Savaş Düşük İhtimal

Guyana, Amerikan şirketi Exxon Mobil'in petrol ve doğal gaz keşifleriyle son yıllarda hızla büyüyen bir ekonomiye sahip oldu. Venezuela ile yaşadığı sınır anlaşmazlığında, Guyana Birleşik Krallık ve ABD'nin desteğini istedi. Pentagon, Guyana'ya "sarsılmaz destek" garantisi vererek, 7 Aralık'ta Essequibo bölgesinde bir hava operasyonu gerçekleştirdi. Guyana Devlet Başkanı İrfaan Ali, ABD'nin ülkede askeri üs kurmasına izin verebileceğini açıkladı.

Birleşik Krallık, 24 Aralık Pazar günü HMS Trent savaş gemisinin Guyana'ya askeri tatbikatlar için konuşlandırıldığını duyurdu. Bu, son üç yılda Guyana'nın ev sahipliği yaptığı ve Birleşik Krallık ile Brezilya'nın da dahil olduğu 21 ülkenin katıldığı SOUTHCOM destekli Tradewinds-23 askeri tatbikatının ardından gerçekleşen ikinci büyük askeri hareketti.

Venezuela Savunma Bakanı Vladimir Padrino Lopez, İngiliz girişimini "Karayipler'in ve Amerika'nın barışını ve istikrarını riske atan bir provokasyon" olarak nitelendirdi ve X/Twitter üzerinden tepki gösterdi. Lopez, “Sınırlandırılacak sularda bir savaş gemisi mi? İyi komşuluk ve barış içinde bir arada yaşama taahhüdü ne olacak? Birbirini tehdit etmeme veya birbirlerine karşı güç kullanmama anlaşması ne olacak?” diye sordu.

Lopez, Başkan Maduro ve Ali arasında 14 Aralık'ta Saint Vincent ve Grenadinler'de varılan ve başkan Ralph Gonsalves'in Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu'na (CELAC) başkanlık ettiği anlaşmaya atıfta bulundu. Anlaşmaya göre iki ülke, "tehdit etmemek veya güç kullanmamak" yerine, krize "uluslararası hukuk" ve "Latin Amerika ile Karayipler'in barış içinde bir arada yaşaması ve birliği" çerçevesinde çözüm aramayı taahhüt etmişti. Üstelik üç ay içinde Brezilya'da bir toplantı daha yapılması planlanıyordu.

Bununla birlikte, krizin çözümü henüz sağlanmış değil. Ali, 19. yüzyıla dayanan toprak anlaşmazlığının Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından çözüleceği konusunda ısrar ediyor. Ancak Maduro hükümeti, UAD'nin yargı yetkisini tanımadığını ve Guyana'nın tartışmalı bölgede Exxon Mobil'e petrol arama imtiyazı verme hakkının olmadığını savunuyor.

Maduro, Venezuela'nın meşruiyetini pekiştirmek için Guyana'ya yönelik askeri potansiyeli ve sınır krizini kullanmayı düşünebilir. Ancak, bölgeyi ilhak etmenin getireceği sonuçları hafife alıyor gibi görünüyor. Küresel güvenlik endişeleri ve Ukrayna, İsrail ve Asya-Pasifik'teki krizlerin ortasında ABD, özellikle kendi arka bahçesinde başka bir çatışmaya tolerans göstermeyecektir 

Venezuela'nın Essequibo bölgesini ilhak etme çabaları, zaten yaptırımlar ve kitlesel göç nedeniyle zayıflamış olan ekonomisine zarar verebilir. Venezuela'nın bir savaşı kaldırabilecek ekonomik gücü bulunmamakta ve Maduro hükümeti bunun farkında olmayabilir. Yine de Maduro, Essequibo referandumunu siyasi avantaj sağlamak için kullanabilir ve Venezuela'nın geleceğini şekillendirecek kritik seçimler öncesinde muhalefet üzerinde baskı oluşturabilir.

Venezuela'nın toprak iddiaları yalnızca karada değil, aynı zamanda denizde de devam ediyor. Özellikle ExxonMobil ve diğer şirketlerin aktif olduğu Stabroek Petrol Bloğu adlı kritik bir alanda hak iddia ediyor. Yaklaşık 125.000 kişinin yaşadığı bu tartışmalı bölgede yoğun yağmur ormanları bulunuyor ve Venezuela'dan yapılacak bir askeri saldırı ancak deniz yoluyla veya Brezilya'nın Roraima eyaleti üzerinden mümkün olabilir. Her iki ülkeyle de iyi diplomatik ilişkiler sürdüren Brezilya, şimdiden sınırdaki askeri personelini artırdı.

Venezuela, keşfedilen petrol ve doğal gaz paylaşımının dışında kalmak istemiyor ve Maduro yönetimi, kötüleşen ekonomiyi canlandırma ve gelecek yıl yapılması planlanan genel seçimler öncesinde siyasi kazanım elde etmenin bir yolu olarak görüyor. Maduro ayrıca Venezuela ile 16 Karayip ülkesi arasında uygun fiyatlarla petrol ve yakıt satışına yönelik bir ortaklık olan PetroCaribe'yi yeniden etkinleştirmeyi planlıyor. Çünkü 2005 yılında Chavez hükümeti tarafından başlatılan bu uygulama, 2019 yılında ABD yaptırımları nedeniyle durdurulmuştu.

Bu bağlamda Maduro hükümeti, esas olarak Exxon Mobil'in Essequibo'daki faaliyetlerini hedef alan anti-emperyalist söylem geliştirmesine rağmen, aslında ABD ile diplomatik yakınlaşma arayışındadır.

Sonuç olarak, bölgedeki askeri varlığını artırmasına rağmen, Başkan Maduro'nun Essequibo'yu ilhak etme niyetinde olmadığı görülüyor. Bunun yerine, Maduro'nun asıl amacı, tartışmalı Essequibo bölgesi üzerinden yarattığı gerilimle Venezuela içindeki kendi imajını güçlendirmek. Bu durum, onun siyasi amaçları arasında önemli bir yer tutuyor ve ülke içindeki duruşunu sağlamlaştırmayı hedefliyor.

HÜSAMETTİN ASLAN

Lisansını Kamu Yönetimi, yüksek lisansını Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler, doktorasını da Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında ihtisas etmektedir. Çalışma alanı Latin Amerika, Ortadoğu ve Kuzey Afrika alanlarıdır. Prof. Dr. Mim Kemal Öke danışmanlığında yazmış olduğu “Brezilya’nın anatomisi ve Lula da Silva ile R.T. Erdoğan hükümetlerinin karşılaştırılması” tezi, Sosyal Bilimler Tez yarışmasında 1. olmuştur. Bir süre Sao Paulo Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak çalıştı. 2016-2017 yılları arasında Brezilya’da Yunus Emre Enstitüsü Sao Paulo müdürü olarak görev yaptı. Milat, Ortadoğu gazeteleri ve Gerçek Hayat dergisinde yüzlerce makale yayımladı. Halen İndependent Türkçe ve Gazete Damga’da köşe yazıları yayımlanmakta; TV ve Radyo programlarında aktüel siyaset ve dış politika konularında görüş beyan etmektedir.