×
İNGİLTERE

ANALİZ

"Merkez Siyaset" Neden Başarısız?

Bugün siyasette ne merkezcilerin ne de radikal sağın ya da devrimci solun aşırı uçlarının çözüm önerileri tatmin edici. Hepsi de gerçeklikten kopuk ve teselliyi soyutlamada arayan idealist düşüncelere dayanıyor.
BİRLEŞİK KRALLIK'TA Liz Truss'ın yerine Rishi Sunak'ın başbakan olması ve David Cameron'ın Dışişleri Bakanı olarak atanmasında gördüğümüz, "merkezci Muhafazakarların yeniden yükselişi", popülistlerin aşırılıklarından sonra ılımlılık ve liyakat müjdesi veriyormuş gibi görünüyor. Ancak istikrar görüntüsü, merkezci muhafazakarlığın son on yılda yarattığı kaosu gizliyor: Kemer sıkma politikalarının ardından devletin gücünün erimesi, Libya'da yaşanan çatışmaların ardından ortaya çıkan şiddet ve anarşi, Çinli devlet şirketlerinin ulusal güvenlik açısından tehlikeli olabilecek kritik altyapı projelerine yatırım yapmaya davet edilmesi, Brexit referandumu öncesinde gerçek bir acil durum planının yapılmaması, bu kaosun parçalarını oluşturuyor. 2015 seçimlerinin "güçlü ve istikrarlı liderlik" sloganı Chipping Norton'lu Lord David Cameron'ın peşini bırakmayacak.

Ancak merkezcilerin iflası çok daha öteye gidiyor. Yeni İşçi Partisi, Irak işgalini, sivil özgürlüklerin kısıtlanmasını, kitlesel göçü, sanayinin taşeronlaştırılmasını, kamu sektörünü muhasebeci ve müfettişlerden oluşan bir donanmanın yönetmesini ve 2008 mali krizinin tohumlarını eken ABD tarzı light-touch düzenlemelerin benimsenmesini beraberinde getirdi. Popülist devrimin ve ardından gelen teknokratik restorasyonun temelleri, sol ve sağ liberal merkezcilerin geride bıraktığı çorak topraklarda atılmıştı.

Sosyal liberalizmle ittifak halindeki mali muhafazakarlığın görünüşte "sağduyulu" felsefesi, serbest piyasa kapitalizminin ve kimlik siyasetinin kabul edilebilir tarafını oluşturuyor. Bunlar ekonomimizdeki ve toplumumuzdaki iki baskın güç. Bunları birbirine bağlayan şey, azgın bireycilik, yani bireysel iradenin ortak çabaya, özel tercihin kolektif eyleme ve negatif özgürlüğün (toplumsal kısıtlamalardan azade özgürlük) toplumsal dayanışmaya karşı zaferi.

Hepsinden önemlisi, merkezciliğin siyaseti tehlike arz edecek derecede aldatıcı: Merkezcilerin söylemleri ılımlı ama politikaları da bir o kadar radikal. Sağda piyasa milliyetçiliği, solda devlet atomizasyonu.

Her iki tarafın da çoğunluğun desteğini alamaması şaşırtıcı değil. Ne güvenlik ne temsiliyet ne de hedef ortaya koyabiliyorlar, fikirleri de enerjileri de yok. Bunun yerine merkezciler, dünyevi bir ütopya vaat eden ancak distopyada son bulan bir tür ekonomik ve teknolojik determinizmi teşvik ediyorlar: İnsanları anlamdan yoksun, düşük ücretli, güvencesiz işlere hapseden, işsiz ve işçisiz bir dünya. İnsanlığı geliştirdiğini iddia ederken bizi yaratıcılıktan ve etrafımızdaki dünyayı şekillendirme yeteneğinden mahrum bırakan yapay zeka ve biyo-teknoloji.

Teknolojinin önemine ilişkin varsayımlar, değişimin çoğunlukla iyi olduğu ve ilerlemenin kaçınılmaz olduğu yönündeki merkezci inancın temelini oluşturmaktadır. Ancak gerçekte hem değişim hem de ilerleme, eksik de olsa iyi geleneklerin, genel ahlak gibi paylaşılan adetlerin ve hem bireysel haklar hem de karşılıklı yükümlülüklerden oluşan bir ağın kaybını içerir. Sınırları zorlamadan ve gelenekleri korumadan değişim ve ilerleme güçlerini savunmak radikal ılımlılık anlamına gelmez. Sonuçta ortak aidiyet bağları olmayan çok kültürlülük, entegrasyon içermeyen göç ve insan emeğine ve özgün insan becerilerine gereken değeri vermeyen otomasyon teşvik edilmiş olur.

Merkezciliğin başarısızlığının temel nedeni, sol ve sağ merkezcilerin bilim ve sınırsız sermaye tarafından desteklenen fantezilere borçlu olmaları: Sürekli genişleyen küreselleşme, serbest ticaret, bilgi ekonomisi ve teknoloji, ilerlemenin durdurulamaz hareketi gibi fanteziler. Oysa çağımızda Donald Trump ve Joe Biden'ın Çin'le sürdürdükleri teknoloji ve ticaret savaşında görüldüğü gibi, devlet korumacılığının ve merkantilizmin geri dönüşüne, Covid'in de gösterdiği gibi el emeğinin ve mesleki çalışmanın önemine ve nihayetinde "tarihin sonu"nun bitişine tanık oluyoruz. İçinde yaşadığımız dünya merkezcilere yabancı gelen değişkenlik, kırılganlık ve trajedi gibi kavramlarla dolu.

Sonuç olarak ne merkezciliğin ne de radikal sağın ya da devrimci solun aşırı uçlarının çözüm önerileri tatmin edici. Hepsi de gerçeklikten kopuk ve teselliyi soyutlamada arayan idealist düşüncelere dayanıyor. Liberal demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü asil fikirler ama insanların siyasi sınıflara yeniden güvenebilmesi için bunların somut gerçeklere dönüştürülmesi gerekiyor. Bunun gerçekleşmesi için de hem yurt içinde hem de yurt dışında yüksek dozda gerçekçiliğe ihtiyacımız var.

Bu yazı, The New Statesman'da  “There’s nothing moderate about “centrism”” başlığıyla yayımlanmıştır. Çeviri yapılırken yazının belirli kısımlarında editoryal düzenleme yapılmıştır.