×
ARAP DÜNYASI

ANALİZ

Kuzey Afrika’nın Dönüşen Jeopolitiği

Kuzey Afrika uzun yıllar boyunca Avrupa’nın ve Ortadoğu’nun çeperinde yer alan, ikincil bir alt bölge olarak kabul gördü. Bugünse Afrika, Ortadoğu ve Akdeniz jeopolitiği için daha merkezi konuma sahip bir bölge haline geldi.
KUZEY AFRİKA uzun yıllar boyunca Avrupa’nın ve Ortadoğu’nun çeperinde yer alan, ikincil öneme sahip bir alt bölge olarak kabul görüyordu. Bugün ise bölge, Afrika, Ortadoğu ve Akdeniz jeopolitiğinde hem daha merkezi bir konuma sahip hem de daha fazla sayıdaki küresel ve bölgesel aktör için jeopolitik önemini arttırmış durumda. 

Arap Baharının ardından, güvenlik bağlamında bölgenin Sahra altı Afrika’yla daha fazla etkileşime geçmesi, pandemi sonrası dünyada üretim tedarik zincirinin bölgeselleşmesi ve son olarak Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesiyle birlikte patlak veren Avrupa’nın artan enerji talebi, Kuzey Afrika’nın jeopolitiğini tamamen dönüştürdü. Bölge son yıllarda artan bir biçimde daha sık bir şekilde güvenlik, göç, enerji ve son olarak da büyük güç mücadelesi bağlamında öne çıkıyor. Zira hem bölgesel hem de küresel aktörler bölgeye yönelik yeni politikalar üretme yarışındalar. Bu küresel ve bölgesel ilgi, sadece bölgenin daha geniş siyasi ve ekonomik manzarasını dönüştürme potansiyelini değil, aynı zamanda bölgenin küresel sistemdeki ekonomik ve stratejik konumunu önemli ölçüde dönüştürme potansiyelini de gündeme getiriyor. 

Kuzey Afrika’nın Değişen Enerji Jeopolitiği

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile başlayan savaşın uzatılmış bir savaşa dönüşmesiyle birlikte pek çok Avrupa ülkesi için Rus gaz kaynaklarına olan bağımlılıklarını azaltmak önem kazandı. Enerji talebinin her zamankinden daha yüksek olması nedeniyle Avrupalı çok sayıdaki devlet, yeni ve alternatif enerji tedarik hatları ve kaynaklarını yaratabilmek için Kuzey Afrika’ya daha fazla ilgi duymaya başladı. 

İspanya ve İtalya başta olmak üzere Avrupa üye devletleri, enerji ihtiyaçlarını karşılamak için Afrika’daki doğalgazı, farklı rotalar üzerinden farklı üye ülkelerine taşıyan doğalgaz boru hatlarını müzakere etmekteler. Bu projeler hem kıta ülkelerinin hem de Avrupa’nın enerji ihtiyacını karşılayacak mega büyüklükteki projeler olarak tasarlanıyorlar. Bu nedenle de özellikle Kuzey Afrika’da Fas ve Cezayir arasında enerji merkezi olmak adına bir rekabeti de besliyor. 

Fas, İspanya üzerinden Nijerya başta olmak üzere Batı Afrika merkezli doğalgaz boru hattı projesine ağırlık veriyor. Nijerya'nın geniş gaz rezervleri, Rusya'nın gaz ihracatının yerini alarak Avrupa'nın ana enerji arteri olma potansiyeline sahip. Dahası, İspanya için Nijerya zaten güvenilir bir tedarikçi ve bu yüzden önceden var olan Fas-İspanya boru hattı aracılığıyla Nijerya’nın gazını taşımak lojistik açıdan pratik bir çözüm olarak kabul görüyor. Nijerya-Fas Boru Hattı, Nijerya gazını kıyı boyunca Benin, Togo ve Gana üzerinden taşıyan Batı Afrika Boru hattının bir uzantısı olacak. Projenin 25 yılda kademeli olarak tamamlanması ve hem Batı Afrika hem de Avrupa’nın artan gaz ihtiyacını karşılaması planlanıyor. 

Halihazırda Cezayir; İtalya, Portekiz ve İspanya'ya boru hatlarıyla gaz ihraç ediyor. Ancak Fas ile yaşadığı krizin ardında, Fas üzerinden İspanya ve Portekiz’e uzanan boru hattına gaz tedarikini durdurma kararı almıştı. Bu nedenle de Cezayir, Fas’a alternatif olacak şekilde mevcut boru hatlarını genişleterek enerji merkezi konumu edinmeyi hedefliyor. Bu hedefiyle uyumlu olacak şekilde ülke, İtalya'nın genişleyen enerji stratejilerinin ana odak noktası haline gelmiş durumda. Savaş öncesinde Cezayir, İtalya’nın ikinci büyük doğalgaz tedarikçisiydi; ancak geçtiğimiz yıl Rus gazını ikame ederek ilk sıraya yükseldi. 

Artan enerji talebini uzun vadede karşılayabilmek için Cezayir’in öncelikli stratejisi, kendi petrol ve gaz sahalarını genişletmek. Eylül 2022'de İtalyan enerji şirketi Eni, Cezayir'deki iki büyük gaz üreten kaynak olan In Amenas ve In Salah gaz sahaları da dahil olmak üzere BP'nin Cezayir'deki işletmesini satın aldığını duyurdu. Cezayir ve İtalya arasında imzalanan ikili anlaşmaya göre Transmed gaz boru hattı aracılığıyla Avrupa'ya ilave 10 milyar metreküp gaz göndermesi hedefleniyor. Kendi doğalgaz sahalarının genişletilmesine ek olarak Cezayir enerji tedarikindeki payını yükseltmek için Nijerya gazının Nijer ve kendi topraklarından geçecek alternatif bir boru hattıyla taşınmasını da öneriyor. İkili arasındaki bu güçlendirilmiş ortaklık İtalya'nın yalnızca Cezayir'de değil; Nijerya, Kongo, Angola ve Mozambik'te de olmak üzere genel olarak Afrika ülkeleriyle jeoekonomik ortaklıklarını en üst düzeye çıkarmaya yönelik devam eden ve Matei Planı olarak anılan yeni Afrika politikasının bir parçası. 

Avrupa’nın enerji ihtiyacının artmasıyla birlikte yakın çevresinde ilgi sadece boru hatlarının güzergâhı üzerinden değil, ayrı bir katman olarak yenilenebilir enerji yatırımlarındaki momentumda da belirgin. Bu bölge ülkelerinin, enerji tüketimlerinde yenilenebilir enerji kaynaklarının payını arttırma stratejileriyle de örtüşüyor. Fas, 2030 yılına kadar elektriğinin %52'sini, Mısır ise 2035 yılına kadar %42’sini yenilenebilir kaynaklardan üretmeyi hedefliyorlar. Fas, 2016 yılında dünyanın en büyük yenilenebilir enerji projesi olan, Nur Enerji Projesi’nin ilk ayağı "Nur 1" adlı güneş enerjisi santralini açtı.  Kamu-özel ortaklığındaki Nur Projesinin ilk etabı, AB Komşu Yatırım Fonu, Avrupa Yatırım Bankası, Fransız Kalkınma Ajansı, Alman Kalkınma Bankası’ndan finans desteği aldı. Tesis halihazırda Suudi Arabistan, İspanya ve Fas şirketlerinden oluşan bir konsorsiyum tarafından işletiliyor. Fas, güneş enerjisinin yanı sıra, tartışmalı Batı Sahra bölgesinde rüzgar enerji tesislerine yatırım yapmış durumda. Şu anda Batı Sahra'da Siemens Rüzgar Enerjisi, Enel Green Energy ve Faslı bir şirket olan Nareva'dan oluşan bir konsorsiyum tarafından inşa edilen üç adet çalışır durumda rüzgar santrali bulunuyor. 

Bu süreçte AB, Kuzey Afrika'da yeşil enerjiye yatırım yapma çabalarını iki katına çıkardı. 2022'de AB ve Fas arasında Yeşil Mutabakat imzalandı. Masada daha da iddialı projeşer de var; Örneği yeşil enerji girişimi Xlinks, Fas'ı İngiltere'ye bağlayacak Atlantik denizaltı kablosunu 22 milyar dolar maliyetle döşemeyi planlıyor. Tunus ve Cezayir'de de güneş santrallerinin Avrupa'ya bağlanmasına yönelik benzer projeler gündemde. İtalyan enerji şirketi Eni ve devlete ait Cezayir şirketi Sonatrach, Cezayir'in Avrupa'ya enerji ihracatı kapasitesini artırmayı ve Cezayir'in yenilenebilir enerji genişletme kapasitesini araştırmayı amaçlayan yeni bir uzun vadeli ortak girişim kurdu. Bu girişim, yeşil enerji dönüşümü ile son dönemlerde hızlandırdığı uzun vadeli üretim desteği, gaz tedariki, ortak boru hatları, hidrokarbon işleme tesisleri ve petrol rafinerileri satın almasıyla entegre bir şekilde planlanıp uygulanıyor. 

Çin ise son yıllarda Afrika'daki en büyük yenilenebilir enerji yatırımcılarından biri haline geldi. Sahraaltı Afrika'da hidroelektrik enerjiye, Batı ve Güney Afrika'da güneş enerjisine, Kuzey Afrika'da rüzgâra ve Doğu Afrika'da gelişen jeotermal enerjiye önemli yatırımlar yapıyor. Yeşil enerji önceliğini iyi kullanan Çin, dünyanın en büyük güneş ve rüzgar enerjisi üreticisi. Öyle ki Fas’ın mega güneş enerji projesinin ileri etapları olan Nur 2 ve Nur 3, Çinli Shandong Electric Power Construction şirketi tarafından inşa edildi. 

Büyük ve Bölgesel Güç Mücadelesinde Değişen Konum

Kuşak ve Yol İnisiyatifi'nin resmi haritasında Mısır dışındaki Kuzey Afrika ülkeleri yer almasa da Çin ile Kuzey Afrika'daki beş ülke arasında, girişimin bir parçası olarak mutabakat zaptı imzalandı. Çin’in bölgedeki ekonomik ayak izi de hızla genişliyor. Örneğin, lojistik değeri yüksek Fas'ın Tanca Akdeniz Limanı ve Mısır'ın Süveyş Kanalı giderek artan sayıda Çinli şirkete ev sahipliği yapıyor ve Çin yatırımı alıyor. Çin’in Kuzey Afrika geneliyle ticaret hacmi hızlı bir artış seyri gösteriyor. Çin’in bu bölgedeki doğrudan yatırımları da hızla artmaya devam ediyor. Çin, Mısır ve Cezayir için bir numaralı ithalat kaynağı, Fas ve Tunus için ise giderek önemi artan bir ticaret ortağı haline geldi. 

Bölgede etkisini arttıran bir diğer küresel güç Rusya. Rusya’nın 2000’lerin ortasında canlandırmaya çalıştığı Kuzey Afrika ülkeleri ile ilişkileri Arap Baharı dalgasıyla kırılma yaşamıştı; ancak sonrasında, Rusya özellikle Cezayir, Libya ve Mısır olmak üzere bu üç Kuzey Afrika ülkesiyle ilişkilerini derinleştirerek bölgeye yeniden döndü. Mısır örneğinde ilişkilerin yakınlaşması, 2013’teki askeri darbe sonrası iktidar değişikliğinin hemen ardından yaşandı. ABD ve Batılı devletlerle ilişkileri gerilen Mısır, Rusya ile çok sayıda üst düzey ziyaret gerçekleştirdi. Tam olarak tutarı bilinmese de bu tarihten itibaren Mısır, Rusya’dan büyük miktarda savaş uçağı, helikopter ve diğer savunma sistemleri satın aldı. Hatta 2017 yılında basına, Rusya’nın Mısır hava kuvvetlerine ait askeri tesislere erişim imkanı elde etmesine olanak tanıyacak bir anlaşmada mutabakata vardıkları yansıdı. İki ülke arasında resmi bir ikili anlaşmanın imzalanması pek olası olmasa da bu tarihten itibaren Rusya, Mısır’ın doğusundaki hava tesislerini Libya’daki hava operasyonlarında kullandı. Ayrıca iki ülke arasında ortak askeri tatbikatlar da önemli bir boyut olarak göze çarpıyor. 

Libya’da ise Rusya’nın varlığı, Rus hükümetine bağlı özel bir askeri şirket olan Wagner Grubu’nun, 2018'in sonlarından bu yana Libya'da faaliyet göstermesi ve General Halife Haftar liderliğindeki Libya Ulusal Ordusunu (LUO) desteklemesi etrafında şekillenmekte. 2020'nin başlarında Libya'da 1.200'e yakın Wagner paralı askerinin sahada olduğu iddia ediliyordu. Bu askerler, keskin nişancı ve elektronik savaş gibi operasyonel görevlerin desteklenmesinde önemli roller oynadılar. Ayrıca Rusya hem Wagner birliklerine hem de LUO’ya askeri teçhizat ve savaş uçakları sağladı. Al Jufra hava üssü de bu birliklerin merkez üssü haline gelmişti. İkinci Libya savaşının sona ermesiyle birlikte Wagner birlikleri ülkedeki petrol tesisleri başta olmak üzere önemli jeostratejik noktaların kontrolünü ellerinde tutmaya başladılar. Wagner'in varlığı sadece Hafter güçlerini desteklemekle kalmayıp, aynı zamanda stratejik altyapı ve petrol sahaları gibi doğal kaynaklar dahil olmak üzere Rusya'nın Libya'daki çıkarlarını güvence altına almayı da hedefliyor. Buradan hareketle Rusya’nın Libya’daki faaliyetlerini, askeri üsler kurarak, karşılığında ülkeye hava savunma sistemleri ve savaş uçakları tedarik ederek yeni bir boyuta taşıma isteği zaman zaman medyaya yansıyan senaryolardan biri. 

Amerika Birleşik Devletleri ise uzun süredir Kuzey Afrika jeopolitiğinde etki alanı zayıflayan bir aktör profili çiziyor. Özellikle Libya’da Birinci İç savaşın ardından ABD, etkin bir rol üstlenmeyi hedeflese de önce ABD büyükelçisinin Bingazi’de öldürülmesi, ardından Vatiya hava üssüne ABD askerlerinin konuşlandırılmasına askeri milislerin karşı çıkması ve seçim kampanyası döneminde Libya meselesinin Hillary Clinton’u zor durumda bırakması ABD’nin Libya’daki iştahını oldukça azalttı. Bugün Washington’un Libya’ya yönelik tutarlı ve kapsamlı bir politikaya sahip olduğu bile şüpheli. Mısır ile ilişkiler ise 2013’te Mısır’da gerçekleşen darbeyle büyük bir hasar almıştı. Dönemin ABD Büyükelçisi büyük protestoların ardından ülkeyi terk etmek zorunda kalmış, ardından Mısır’a askeri yardımlar askıya alınmış ve ilişkilerin normale dönmesi de zaman almıştı. 

Yine de ABD’nin Kuzey Afrika angajmanının önemli bir ana ekseni İsrail ile normalleşmeyi kapsıyor. İbrahim Anlaşmalarını önceleyecek şekilde, Fas'ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanıyarak Fas ile bağlarını derinleştiren ABD, Cezayir’in tepkisini ihtiyatlı bir biçimde diplomatik ilişkileri üzerinde dengelemeye çalışıyor. Bu dinamik Mısır’ın aldığı askeri yardımların da ana nedeni durumunda. 

Buna ek olarak terörle mücadele ve bölge ülkelerinin güvenlik güçlerinin askeri kabiliyetlerinin geliştirilmesi, stratejik hedefler olarak ABD’nin bölgeye bakışını şekillendiren diğer bir boyutu oluşturmaktadır. Örneğin, AFRICOM bölgede düzenlediği “Afrika Aslanları Tatbikatı” ile müttefik devletlerin ortak operasyon kabiliyetini arttırmayı hedefliyor. 2004 yılında oluşturulan Afrika Aslanı, çok taraflı hale gelmeden önce 2012 yılına kadar ABD ve Fas arasında ikili ortak bir tatbikattı. 2022’den itibaren Tunus, Senegal ve Gana'da da tatbikatlar yapılmış olsa da manevraların çoğu Fas'la sınırlı; ancak 2023’te İsrail devletinin gözlemci olarak bu tatbikata katılması bu yapılanmadaki en önemli gelişme oldu. 

ABD, ayrıca Tunus ile de yakın güvenlik ilişkileri tesis etmeye öncelik veriyor, bu doğrultuda Tunus ordusuna askeri eğitim ve yardımlar sağlıyor. Örneğin, ABD, Tunus'un özellikle Tunus-Libya sınırı boyunca sınır güvenliği yeteneklerini güçlendirmeyi amaçlayan 24,9 milyon dolarlık bir projeyi destekledi. Bu girişim, ABD’nin kıta genelinde benimsediği sınır ötesi terörizm ve kaçakçılıkla mücadele ederek bölgesel istikrarı artırma çabalarının da bir parçası.

Göç ve Güvenlik: AB ile İlişkilerde Eski Dinamikler Yeni Dengeler 

Bu süreçte AB ile Kuzey Afrika ilişkileri de dönüştü. AB için bölge bir dönem Akdeniz genişlemesinin bir parçasıydı, bugün ise Kuzey Afrika, Avrupa'ya yönelik göçmenler için hem kaynak hem de geçiş bölgesi olarak görülüyor. 2014 ve 2017 yılları arasında İtalya’ya yaşanan düzensiz göç varışları rekor seviyeye ulaşmıştı. 2022’den itibaren de Akdeniz’de düzensiz göçte benzer bir yükseliş trendi daha yaşanıyor. 2022’de 105.000, 2023’te ise 150.000'den fazla kişi Afrika’dan İtalya’ya geldi. Bunların 97.000'den fazlasının Tunus'tan, geri kalanın ise neredeyse tamamının Libya'dan ayrıldığı düşünülüyor.

Bugün AB ile Kuzey Afrika ülkeleri arasındaki ilişkilerde ekonomik entegrasyon fikrinin yerini sınır güvenliği önlemleri aldı. Son yıllardaki diplomatik müzakerelerin ve uluslararası işbirliğinin de ana teması da göçün önlenmesi haline gelmiş durumda. Yunanistan'a geçişlerin keskin bir şekilde azaltılmasına yardımcı olan AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşmasını başarılı bulan politikacılar, Kuzey Afrika ülkeleriyle de benzer anlaşmalar imzaladılar. Özetle, AB’nin konuya yaklaşımı, bu ülkelerdeki göçmenlerin koşullarını iyileştirmeyi ve bu ülkelerin sınır yönetim kabiliyetlerini artırmayı hedefliyor. Örneğin İtalya, Libya ile sahil güvenlik eğitimi üzerine işbirliği anlaşması imzaladı, İspanya’da Fas ile benzer bir ilişki tesis etti. Ayrıca, AB, Kuzey Afrika ülkelerine sınır kontrolünü güçlendirmeleri ve kaçakçılık ağlarıyla mücadele etmeleri için finansal yardım ve teknik destek sağlamakta. 

AB ve üye ülkelerin bu yaklaşımı, Kuzey Afrika ülkeleri ile ilişkileri hem güvenlikleştiriyor hem de artan göçmen nüfusunun etkilediği, derinleştirdiği yapısal sorunlar nedeniyle bu ülkelerin ekonomik ve siyasi sorunlarını daha da kristalize ediyor. Otoriterleşme, çözülemeyen yüksek enflasyon ve istihdam kapasitesinin arttırılamaması gibi sorunlara, giderek güçlenen sert bir milliyetçilik de eşlik ediyor. 

Aynı zamanda AB ve üye ülkelerle ilişkilerdeki bu yeni boyut, Kuzey Afrika ülkelerinin AB ve üye ülkeleriyle ilişkilerinde önemli bir stratejik kart olarak da ağırlık kazanıyor. Mültecilerin Avrupa'ya seyahat etmesinin engellenmesi karşılığında yardım alacakları bir anlaşmaya varmaları, AB ülkelerine karşı dış ve iç politikalarında stratejik bir koz olarak kullanabilecekleri büyük bir avantaj sağladı. Örneğin Fas, Batı Sahra'nın kontrolü konusunda anlaşmazlık yaşadığı Polisario Cephesi'nin 73 yaşındaki lideri Brahim Ghali'nin İspanya’da tedavi olmasına izin verilmesinin ardından İspanya-Fas kara sınırını açarak ve çok sayıda mültecinin sınırı geçmesine müsaade ederek İspanya üzerinde ciddi bir baskı kurmuştu.

Tunus ise, göçmen anlaşmasına dair müzakereleri AB’nin Tunus’a yönelik otoriterleşme baskısını tırpanlamak için maharetli bir biçimde kullanıyor. AB, Temmuz 2023'te Tunus ile bir mutabakat zaptı imzalamıştı. Anlaşma, sınır yönetimi için halihazırda Tunus'a tahsis edilmiş olan AB fonlarının bir kısmını daha fazla bütçe desteğiyle birleştirmeyi öngörüyor. Bu anlaşmanın imzalanması Tunus güvenlik güçlerinin büyük Sahra altı göçmen gruplarını ülke sınırlarındaki çöl bölgelerine götürdüğü ve onları yiyecek ve su olmadan sınır dışı ettiği yönündeki haberlerle aynı zamana denk geldi; ancak yine de AB anlaşmayı gözden geçirmedi. Fakat Ekim 2023'te Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, bu anlaşmayı hem AB’nin söz verdiği büyüklükte ödemeler yapmadığı ve anlaşmayı iç işlerine müdahale etmek için kullandıklarını söyleyerek, hem de AB’nin ortaklığın temeli olması gereken saygıya riayet etmediğinden dolayı reddettiğini açıkladı. 

Ufukta Neler Var?

Sonuç olarak, Avrupa'nın Kuzey Afrika’ya yönelik politikaları, AB içindeki fikir ayrılıklarını ve güç mücadelesini de yansıtıyor. İtalya, Fransa ve İspanya başta olmak üzere AB üye ülkelerinin bölge ülkelerindeki politikaları çoğu zaman uyum içinde olmaktan uzak. Libya’da İtalya ve Fransa’nın uzun bir süre birbirleri ile rekabet ederek politika izlemeleri, İkinci Libya Savaşının patlak vermesine neden olan siyasi çözümsüzlüğe katkıda bulundu. Daha genel olarak bu çekişmeye, Fransa'nın Kuzey Afrika'daki nüfuzunun çarpıcı bir biçimde gerilemesi eşlik ediyor. Fransa’nın Libya’daki politikaları, Cezayir ile gerginleşen ilişkileri, Sahra altı bölgeden askeri olarak çekilmesi ve diplomatik ilişkilerini kaybetmesi gibi çarpıcı gelişmelerin yanı sıra Türkiye, Çin ve Rusya'nın bölgede giderek artan varlığı, Fransa'nın konumunu daha da zorluyor. Tüm bu manzara içinde ABD’nin ise ilişkileri güvenlik alanına sıkıştırması, bölgede ilişkilerini pek de alternatifi olmadan, daha dar bir alanda yönetmesine neden oluyor. 

Çin'in Kuzey Afrika'daki ilişkileri, özellikle Mısır ve Cezayir gibi ülkelerle güçlü diplomatik ve güvenlik ortaklıkları içeriyor. Bu arada Fas ve Tunus gibi ülkelerdeki varlığı öncelikle ekonomik ve kültürel olmaya devam ediyor. Çin'in müdahale etmeme politikasıyla karakterize edilen yaklaşımı, Batılı ortakların geleneksel politikalarıyla çelişiyor ve Çin’in Kuzey Afrika ülkeleriyle daha sorunsuz bir biçimde ilişkiler geliştirebilmesine olanak sağlıyor. Öte yandan Çin’in özellikle altyapı projelerine yönelik ilgisi, bu ülkelerin ekonomik altyapılarını dönüştürme hedeflerindeki karşılaştıkları zorlukları daha kolay yönetmelerine yardımcı oluyor. 

Öte yandan bölgeye yönelik artan bu ilgi, ülkelerin aynı anda farklı partnerle ilişki kurmasını ve daha az kısıtlamalara maruz kalarak çıkarlarını koruyabilmelerini de sağlıyor. İlişkilerde kompartmanlaşma olarak tanımlanabilecek bu eğilim, taraf seçmeden farklı aktörlerin sunduğu seçeneklerden faydalanabilmeyi mümkün kılıyor. Örneğin Fas, yeşil enerji dönüşümünde hem AB ve üye devletlerin hem de Çin’in yatırımlarından faydalanabiliyor. Göç üzerinden AB ile geliştirdiği işbirliğini Batı Sahra anlaşmazlığına tahvil edebiliyor. Diğer taraftan Cezayir örneğinde olduğu gibi İspanya ile sorun yaşarken, İtalya ile sorunsuz işbirliğine devam edebiliyor. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. 

Dahası, Cezayir ve Fas Libya'daki istikrarsızlıktan ve Avrupa aktörleri arasındaki ayrılıklardan yararlanarak, dönüşen bölgesel denklem içinde yeni bir konum kazanmaya çalışıyorlar. Bölge genelinde, Kuzey Afrika ülkeleri odaklarını ufuktaki bu dönüşüme çevirmiş durumda. Yine bu dönüşümde daha avantajlı bir konumda olabilmek adına Kuzey Afrika ülkeleri, Sahra altı Afrika ile ilişkilerini derinleştiriyor. Bu derinleştirme çabasının bir ayağı ulusal çıkarlarını ilgilendiren önemli meselelerde diplomatik destek kazanma hedefine dayanıyor. Diğer önemli nokta ise, artan güvenlik tehditlerine ve güneyden Kuzey Afrika ülkelerine ulaşan göç akışına da yanıt vermek için işbirliğinin arttırılmasının gerekliliği hedefiyle bağlantılı. Son çaba ise, Kuzey Afrika ülkelerinin yeni pazarlar arayışı ve önümüzdeki yıllarda Sahra altı Afrika'da beklenen ekonomik ve demografik büyüme için kendilerini konumlandırma çabalarıyla ilişkili.

NEBAHAT TANRIVERDİ YAŞAR

Tunus, Libya ve Mısır başta olmak üzere Kuzey Afrika ülkeleriyle ve Türkiye'nin Afrika ile ilişkileri üzerine çalışmalar yapan Nebahat Tanrıverdi Yaşar, Berlin ve Ankara merkezli serbest bir araştırmacıdır. 2015 yılından itibaren bağımsız araştırmacı olarak çalışmalarına devam eden Tanrıverdi Yaşar, Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nde (ORSAM) araştırmacı (2010-2015), Berlin'deki Alman düşünce kuruluşu SWP’nin Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Çalışmaları (CATS) Programında IPC-Stiftung Mercator misafir araştırmacı (2020-2021) ve CATS konuk araştırmacısı (2022-2023) olarak çok sayıda çalışmalar gerçekleştirmiştir.